İngiltere merkezli global sosyal medya ajansı “We Are Social” ve Kanada merkezli sosyal medya yönetim platformu “Hootsuite” iş birliğiyle oluşturulan “Dijital 2020” raporuna göre, dünya çapında 4,5 milyar kişi yani küresel nüfusun yüzde 59'u internet kullanıyor. Türkiye’de son bir yılda internet kullanım sayısı 2,4 milyon, cep telefonu kullanıcı sayısı 2,6 milyon, aktif sosyal medya kullanan kişi sayısı da 2,2 milyon artmış. Türkiye, günde ortalama 7 saat 29 dakikasını internette geçiriyor. Dünya ortalamasına bakıldığında kullanıcıların internette geçirdiği günlük süre 6 saat 43 dakika.

 Raporda şöyle deniyor:

"Tipik bir kullanıcı, uyanık olduğu zamanın yüzde 40'ından fazlasını internette geçiriyor ve 2020'de insanlık hep birlikte toplam 1,25 milyar yılını internet kullanarak geçirmiş olacak."

     Elimizdeki akıllı telefon ile internete zaman ve mekândan bağımsız, kolayca bağlanabildiğimiz bir dönemindeyiz. Cihazlar arası etkileşimin olduğu, makinelerin kendi kendine öğrenebildiği, hakkında senaryolar yazılan bir dönem. Neredeyse tüm kişisel bilgilerimiz teknolojinin bu ileri gelişme evriminde başkaları tarafından daha kolay ulaşılabilir ve değerlendirilebilir hale gelmiş durumda. Son derece hızlı gelişen teknolojiye bağlılığımızın/bağımlılığımızın düzeyi arttıkça da teknolojinin sakınmamız gereken yüzü ortaya çıkıyor. Yeni iletişim ve bilgi teknolojilerinin yaşamı giderek kuşatmakta olduğu günümüzde, ifade özgürlüğü, mahremiyet ve özel hayata yönelik ihlaller gibi hukuki sorunlar en hararetli tartışma konularının başında gelmekte. Bu bağlamda, elektronik iletişim ve yeni medya ile birlikte hukuktaki ağır aksaklık daha da gözle görülür bir hal alıyor.

     Günümüzde yeni iletişim tarzının hızına yetişmeye çabalasa da, hukukun halen eski iletişim tarzına yakınlığı devam ediyor. Düzenliliğe, tutarlılığa, sürekliliğe vurgu yapan hukuksal anlayış günümüzde, ansızın ortaya çıkan ve acil çözüm bekleyen sorunlarla daha fazla yüz yüze gelmekte. Elektronik iletişim araçları ve yeni medya, toplumsal kurumlar üzerinde muazzam bir etkiye sahip. İnsan ilişkileri, toplumsal ve ekonomik ilişkiler, uluslararası ilişkiler de değişmekte ve dönüşmekte. Hukuk, doğrudan davranışı düzenlemeyi amaç edinmiş klasik kurallarının yerine artık dijital çağa ayak uydurmalıdır. Bugün küresel ölçekte sonuçlar yaratan iletişim araçları ve şekilleri coğrafi sınırları aşmış, yeni hukuki kavram, kural ve kurumlara ihtiyaç doğmuştur.

     Yürürlükteki hukuk, insanlığın gelecekteki hukuk sistemi ihtiyacını karşılamaktan uzak görünüyor. Artık dijital çağdayız. Kendi kendine öğrenebilen, yapay zekâlara sahip, kararlar alıp bunları uygulayabilen ve insanların yapabileceklerinin çok ötesine geçebilecek kabiliyetleri olan makineler çağındayız. Bizler; dijital kimliğe sahip dijital birer vatandaşa dönüşürken, hukuk sistemi bu dönüşümü yakalayabilecek mi? Mesela “ insan – makine “ ilişkilerini düzenleyen bir yasa tasarısını tartışmaya ne zaman başlayacağız?

Sağlıkla ve iyilikle kalın…

mahabadmirgur@diclearabuluculuk.com

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol