banner5

Diyarbakır efsaneleriyle ilgili yazı dizimin ikinci bölümünde de, halk arasında anlatılan ve gerçek olarak kabul edilen destan ve masallardan üç örnek daha vereceğim. Birbirinden ilginç bu örnekler, nesiller boyudur, halk arasında konuşula geliyor. 

Kurşunlu Camii: Birinci Dünya Savaşı yıllarında Kurşunlu Camii, silah deposu olarak kullanılmış. Kapısında da askerler nöbet beklermiş. Bir yaz Diyarbakır’da öyle korkunç bir sıcak olmuş ki, Kurşunlu Camii'nin kurşunları eriyerek, aşağıdaki nöbetçi askerlerden birisinin başına damlamış ve onu öldürmüş. Kurşunlu Camii'nin isminin bu efsaneden geldiğine inanılır.

Ulu Camii: Ulu Camii eskiden Mar-Toma Kilisesi'ymiş. Sonradan cami olmuş. Kilise olmadan önce bir saraymış. Bu sarayda oturan kralın çok güzel bir kızı varmış. Başına bir felaket gelmesinden korktuğu için de asla sarayın dışına çıkarmazmış. Canı sıkılmasın diye her gün sarayda çeşitli eğlenceler düzenlermiş. Bu eğlencelerin hepsinden bıkan kız, babasına "Şimdiye kadar görmediğim bir eğlence bul, ya da ben sarayın dışına çıkıp gezeceğim. Burada çok canım sıkılıyor" demiş. Kral, günlerce değişik bir eğlence düşünmüş. Sonunda şehrin altına bir göl yaptırıp, orada kızını kayıkla gezdirerek eğlendirmiş. Böylece kızının can sıkıntısı geçmiş. Bu efsane nedeniyle halk arasında Diyarbakır'ın su üstünde durduğu ve bir gün bu suya batarak yok olacağı söylenir.

Hz. Süleyman Türbesi: Diyarbakır Müslümanlarca alınırken İç Kale'de şehit düşen yirmi yedi sahabe, İç Kale Camii  bitişindeki türbeye gömülmüş. Bu şehitlerin her Cuma akşamı yaraları kanarmış. Türbedar, kanayan bu yaraları pamukla silip temizlemiş. Bir Cuma akşamı, tütbedarın pamuk alacak parası kalmamış. Nasıl para bulacağını düşünerek, İç Kale'den çarşıya giderken, ak harmanisine bürünmüş birisi yanına yaklaşmış ve avucuna bir kese bırakarak kaybolmuş. Türbedar şaşkınlık içinde pamuk alıp geri dönmüş. Yaraları silerken, o güne kadar hiç yapmadığı bir şeyi yapmış. Şehitlerden birisinin yüzündeki örtüyü açıp bakmış. Bu, yolda eline para bırakıp kaybolan adammış. O günden sonra artık şehitlerin yaraları kanamaz olmuş. Onlar halk arasına karışıp yaşıyorlarmış.

Bu türbeye, çocuğu olmayan kadınlar üç Perşembe günü, ikindiden sonra gelirler ve Yasin okuturlar. Çocuğu olanlar eğer erkekse adını Süleyman koyarlar. Ağır hastalar, evde kalmış kızlar da buraya gelip dilek dilerler.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol