banner9

     “Yılmaz Güney’in köyü aha şu dağların ardındadır,” dedi sürücümüz, parmağıyla gösterdiği yöne baktım, meşe ağaçlarıyla kaplı dağlar ileride nehirle birleşiyor. Fırat az ötede kanyonların arasından kıvrılarak akıyor.

Sıcak bir Ağustos günü… Siverek-Kahta yolundan Fırat’a doğru hızla giden bir aracın içindeyiz. Hava bunaltıcı, aracın camını indirip başımızı dışarı çıkaramıyoruz. Rüzgar, ateş parçası olmuş yüzümüze çarpıyor.  Cehennem sıcaklığı gazap gibi üstümüze yağıyor. Sırılsıklam ıslanmışım, yanımdakiler de öyle… Sıcaklık, havayla kalkan tozla birleşince soluk almakta zorlanıyoruz.

     Fırat’a varmadan bir yol sapağından sağa dönüyoruz. Derin bir vadinin üstünde güçlükle ilerliyor aracımız. Önce etrafı nar bahçeleriyle kaplı Xerzno Köyünü, ardından Diwan, Alhas, Baxçe ve Cıkan köylerinden geçiyoruz. Çocukluğumda çok duyardım;  Fırat köylerindeki aşiretler için “Kel- Ğel-Çel” derlerdi. Yani Kelexanlılar, Ğelikanlılar ve Çelanlar. Taşlı topraklı yollarda toz kaldırarak ilerleyen aracımız sonunda Desman sapağına geldi. Yukarıdan Nigit’e baktığımda “Kel-Ğel-Çel” deyimini yeniden anımsadım. Bir kartal kafasını andıran Nigit kalesine varmadan Desman yoluna sapıyoruz. Yılmaz Güney’in babası Keko Hemit’in köyü Desman… Bir dağın yamacına kurulmuş Ketine Köyü uzaktan görünüyor. Üst taraflarda omuz omuza vermiş evler, alt taraflarda ise, cenneti andıran bağlar, bahçeler, bostanlar…   Her yan nar ağaçlarıyla süslü. Ketine Narı yörenin en meşhur narıdır. Hastalar için Ankara, İzmir, İstanbul’a hatta Avrupa’ya bile gönderilmektedir.

     Eski Desman’ın yıkıntıları savaş görmüş bir ülke gibi harap durumda. Yıkıntılara bakarken, bir zamanlar burada yaşamış insanların duygularını anlamaya çalışıyorum. Yeni Desman, eski Desman’ın birkaç yüz metre ilerisinde Fırat’ın kestiği bir kanyon’un üzerine kurulmuş, 7-8 haneli bir köy; köyde Mehmealiyé Desman’a (Mehmet Ali Baturan) konuk oluyoruz. Mehmeali,  Yılmaz Güney’in yakın akrabası.  Tavşankanı kaçak çaylarımızı yudumlarken ona Yılmaz Güney’le ilgili sorular soruyoruz.

     “Benim dedemle, Yılmaz Güney’in dedesi amca çocuklarıdır. Bizim köyde akrabalar arasında 1930’lu yıllarda büyük bir kavga çıkmış, kan davasına dönüşmüş. Benim dedem buraya gelip yerleşmiş, Yılmaz Güney’in babası Hemit de bazı akrabalarımızla Adana’nın Yenice Köyüne göç etmişler, orada bir çiftlikte çalışmaya başlamışlar. Bizim bazı akrabalarımız da Siverek’e yerleşmişler. Bunlardan biri de Koçali’ydi. Koçali Siverek’te iken, Varto’dan göç edip gelen muhacir bir ailenin kızı Gule’yi görüyor, beğeniyor ve onunla ikinci evliliğini yapıyor. O zaman Gulé çok gençmiş. Sonraları Koçali de çocuklarını ve iki karısını alarak Adana’ya akrabalarımızın yanına Yenice Köyüne gidiyor. Ancak orada fazla dayanamıyor bir gün çocuklarını alarak trenle geri dönüyor. Ama Gülé,  onları terk ederek Yenice’ye gidiyor, akrabamız Hemit’e sığınıyor ve bu kez onunla evleniyor. İşte Yılmaz Güney, bu evlilik sonucu doğmuştur. Bizim onlarla aramız iyi olmadığı için ilişkimizi koparmışız, gidip gelmemişiz. Onun için ben onları fazla tanımam,” diyor.

     Mahmut Alikan (Mahmut Kayadağ) ise nenesi ile yaşadığı bir anısını paylaşıyor; “Benim nenem de Desmanlıdır. Nenemin adı Até’ydı. 104 yaşında öldü. Ben Yılmaz Güney hayranıyım. Gençliğimde yüzlerce posteri vardı bende. Bir gün neneme Yılmaz Güney’in bir posterini gösterdim,

     - Até tı ney nas kené?

     - E lacé mın, no Yılmazé mayo… Lacé Hemidé mayo.

     “Até sen bunu tanıyor musun?” dedim Zazaca.  “Evet oğlum, bu bizim Yılmaz’dır, bizim Hemid’in oğludur.”

     Devam ediyor Mahmut Alikan; “Nenemin anlattığına göre,  Yılmaz’ın babası Hemit de Desmanlıdır ve onların akrabasıdır. Hemit, yörede ‘Hemidé Araban’ olarak bilinir. Siverek Zazalarındandır. Ona Fırat köylerinde Kirva Hemit, Keko Hemit olarak hitap ediyorlardı. Yılmaz’ın annesi ise Vartolu bir Kürt kadınıdır, Muşlu’dur. Babası Hemit’in ataları, Dersim zazalarındandır. Dersim’in Desman Köyünden göçle gelmişler, Siverek’te yerleştikleri köye de Desman adını vermişler. Yörede Desmiler olarak tanınmaktadırlar.”

     Mahmut Alikan’a göre; Yılmaz Güney hakkında Siverekliler pek konuşmuyor, konuşmak istemiyorlar. Akrabaları da ona sahip çıkmıyor. Bunun nedeni Güney’in yıllarca yasaklı olmasıdır. İnsanlar korktukları için gizli bir sansür uyguluyorlar. Alikan’ın bu söylediklerine katılıyorum. Yılmaz Güney’in Siverek’te yaşayan amcası tüm ısrarlarımıza rağmen bu konuda konuşmak istememişti. Yine Alikan’a göre; Güney Vakfı mutlaka Siverek’te şube açmalıdır. Bu sayede gazeteciler, ajanslar Desman’a  gelecek, Siverek ve köylerini dünyaya tanıtacaktır.

     Zor yaşam koşullarının hüküm sürdüğü Fırat köyleri Ğerzno, Divan, Alhas, Bahçe, Takoran, Cikan, Kelexan, Nigit, Kılğan, Suryan, Ketine, Desman yıllardır yolu, suyu, elektriği olmadığı için vahşi doğanın kucağına terk edilmiş, kaderiyle baş başa bırakılmış köylerdir. Hepsi de birbirinden kız alıp vermiştir. Hepsi de dayı-yeğen ilişkisi içindedir. Buna rağmen yıllardır süren kan davalarının, ölümlerin, öldürmelerin pençesinde kıvranmaktadırlar. Birbirlerini öldüresiye seven insanların yaşadığı bu coğrafyada, ufacık nedenlerle kan dökülebilmektedir. Dağlarında yıllarca mahkumlar, eşkıyalar eksik olmamıştır.  Bu yönüyle yörenin mutlaka sosyolojik araştırmalara konu olması gerektiğine inanıyorum.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol