Bitkileriyle hastalıkları iyileştiriyor

Dersim’in Nazımiye ilçesine bağlı Aşağı Doluca köyünde asırlar öncesi bahçelerinde yetiştirilen bitkilerle birçok hastalığa iyi gelmekle ün salmış. Köylüler, yetiştirdikleri bitkileri, çiçek, meyve, tohum, sap, yaprak, kök, kabuk, ve yaktıkları külle karıştırarak bazı hastalıkları iyileştirici hale getiriyorlar. Kadınların yaptığı bu işlerden bazıları yok olurken, Xarik Kaplıcası gibi birçok yer de 2012 yılında faaliyeti durdurulmuş olan mermer ocağını hafriyatı altında kaldı.

Köyde ayrıca şifa olduğuna inanılan Moresur (Kırmızı yılan) ziyareti bulunuyor.  Ziyaretin bulunduğu taşta üç yılan izine rastlandığı savunulur. İyileştirme ve sağaltım merkezi olarak anlatılan More Sur ziyaretinin hikayesi şöyle: "Moresur'un vurup, su çıkardığı yerden delikli taşlar çıkar. Bunlar çocukların boynuna asılır. Buranın suyu ve toprağı ilaçtır. Toprağı bir mendile alınır ve insanların ağrıyan yerlerine sürülür. Bu toprak yaradaki iltihabı çeker, doğumu kolaylaştırır, çıbanı kurutur ve elleri pamuk gibi yapar. Ziyaretin suyu, doğum, romatizma, yaralar ve bel ağrısı için çok sağlıklıdır."

Hiç hastaneye gitmedi

Geçmişte her yıl farklı kent ve ülkelerden köy ziyaret edilse de son yıllarda, ziyaretler azalmış durumda. Şu an köyde bitkileri bilen kadınların sayısı da oldukça az. Doğduğundan bu yana köyde yaşayan 70 yaşındaki Zeynep Gül, tüm bitkilerin hangi hastalıklara iyi geldiğini, toprağın şifası ve Moresur ziyaretini anlattı. Doğduğundan bu yana hastaneye gitmediğini söyleyen Gül, tüm hastalıklarıyla kendi bitkileriyle tedavi olduğunu belirtti. Sabah kalktığında ilk olarak toprağa elini sürdüğünü dile getiren Gül, bu eyleminin bereketi simgelediğini ifade etti. Dut’la vücutta çıkan çıbanı tedavi ettiklerini anlatan Gül, “Dutları ılık suya batırıp çıpan çıkan yere sürüyorsun.  Benim oğlumun yüzünde çıban çıkmıştı. Oğlumun yüzüne bu yöntemi uygulayınca yavaş yavaş iz kalmadan iyileşti” dedi.

Bitkilerin şifası

Vücudun herhangi bir bölgesinde kırık oluşmuş veya kan toplanmışsa, bunun ververoz otu ile tedavi edildiğini savunan Gül, şöyle devam etti: “Bu otları sıcak suda kaynattıktan sonra yumurta sarısı, sabun ve un ile karıştırıyoruz. Kırığın veya kan toplamış bölgenin üzerine bezle sarıyoruz. Aradan birkaç gün geçtikten sonra bal mumu ve yumurta sarısıyla tekrar sarıyoruz. Sürekli kontrol ederek kırık veya şişkinliği iyileştiriyoruz. Ververoz otunun ayrıca bel ağrılarına, solunum yolları enfeksiyonu, kadın hastalıklarına, egzama gibi hastalıklara da şifa olur. İç organlar, kanser gibi hastalıklara ise kuşburnunun kaynatılıp suyunun içilmesini tavsiye ediyorum. Bununla birlikte Neriben otunun vücuttaki iltihabın atılması için tedavi ediyoruz. Neriben otunun kökünü bal mumuyla ufaltıyoruz. Leğene koyduğumuz suyun içine taş indiriyoruz. Yaptığımız karışımın dumanını hasta olan kişi ağzıyla içine çekiyor. Yaptığı bu işlem sonrasında kafasına üç defa vurduktan sonra iltihap gidiyor. Duman hasta olan kişinin boğasına girecek ki iyi olsun. Düşünün sobada ısınmak için yaktığımız odunun külünü bile bir takım bitkilerle karıştırıp merhem haline getiriyorduk” diye konuştu.

Büyüklerinden öğrendi

Bitkilerin yararlarını büyüklerinden öğrendiğini anlatan Gül, şimdilerde bu tedavi yöntemlerini bilenlerin sayısının oldukça az olduğunu ve unutulduğunu ifade etti. İnsanların küçük bir hastalıkta dahi hastaneye koştuğunu dile getiren Gül, sözlerini şöyle tamamladı: “Ne yazık ki çocuklarımıza aktaramadık. Eskiden herkes kendi evinin doktoruydu. Topraktan elimizi çekmezdik. Bunun üzüntüsünü duyuyorum. Bu bilgilerin nesilden nesile aktarılması gerekiyordu. Hastalara iyi gelen bir ziyaretimiz, kaplıcamız, sülük gölü, çeşmemiz var. Şimdi kaplıcamız ve sülük gölümüz kapandı. Kaplıcamız bir mermer ocağı yüzünden kapandı. Umarım tekrar açılır. Ziyarete birçok insan geliyordu. Ziyaretin tılsımı ise elini süren şifa buluyor.” (AJANSLAR)

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol