Büyük tehlike kapıda!

Artan sıcaklıklar, kuruyan göller, barajlar, tropikal iklimlerde yaşayan canlıtürlerinin görülmesi, göçmen kuşların göç etmemesi gibi gelişmeler Doğu ve Güneydoğu’da kuraklığın geldiği boyutu gösteriyor. Uzmanlar, kuraklık nedeniyle yer altı sularının bilinçsiz şekilde kullanıldığını, bunun ileride dev obruklara yol açabileceğini söylüyor.

Dünya genelinde artan sıcaklar, kuruyan devasa göller, nehirler ve sulak alanlar canlılar için büyük bir tehdide dönüşüyor. Öyle ki Dünya Bankası'nın Eylül ayında yayımladığı ‘İklim Göçü Konusunda Harekete Geçmek’ raporuna göre dünyada 2050 yılına kadar 216 milyon kişinin su ve gıda kıtlıkları ve aşırı hava olayları yüzünden göç etmek zorunda kalabileceği belirtiliyor.

Akdeniz’de olması nedeniyle Türkiye iklim krizinden en çok etkilenen ülkelerden biri. Son yıllarda aşırı sıcaklar ve kuraklık, orman yangınları, sel baskınları bu krizin bir sonucu olarak görülüyor. 31 farklı doğal afet arasında en kritik afet olarak tanımlanan kuraklık, dünya genelinde olduğu gibi Türkiye için de bir tehdit haline geldi. Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün yayımladığı 2021 yılı kuraklık haritası yaşanan durumun ne kadar ciddi bir boyutta olduğunu gösteriyor. Rapora göre, Doğu Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri olmak üzere ülkenin doğusu, güney Ege ve Aksaray ‘olağanüstü kurak’ gösterildi. Yılın ilk altı ayında “olağanüstü kurak”, yılın tamamında ise “şiddetli kurak” olarak rapordaki yerini alan Doğu Anadolu bölgesi için durum bir hayli ciddi. Raporda Iğdır ve Kars çevresi hariç ülkenin doğusu, yıl genelinde “şiddetli kurak” gösterildi.

Bazı bölgeler canlılar için yaşanmaz hale gelecek

Yaşanan durumu yakından inceleyen ve aynı zamanda tarımla uğraşan Çevre Aktivisti Dr. Zeki Kanay, son yıllarda Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yaşanan iklim değişikliği ve kuraklık ile ilgili Sputnik’ten Sertaç Kayar’a konuştu. “Dünyanın farklı yerlerinde ormanlar yok ediliyor, maden şirketleri vahşice doğayı katlediyor” diyen Kanay “Ormanlık alanları tıraşlayarak maden çıkarıyorlar. Yerleşim yerleri, betonlaşma ile tarımsal alanlar yok ediliyor. Betonun iklim krizindeki etkisi yüzde 10 civarı olarak hesaplanıyor. Son yıllarda dünya ısısı 2-2,5 derece arttığı tespit edildi ve bu durdurulamıyor. Eğer biz doğaya karşı bu vahşice faaliyetleri durdurmazsak iklim krizi daha da şiddetlenecek ve bazı bölgeler canlılar için yaşanmaz bir hale gelecek. Dünya üzerindeki bu faaliyetlerin etkisi bölgesel olarak da açığa çıkıyor. Bölgemizde de bunun etkilerini yaşıyoruz” dedi.

‘Son yıllarda susuz tarım yapılamayacak duruma geldi’

Önceki yıllarda bölgede susuz tarımın da yapıldığını hatırlatan Kaya, yaşanan değişimi şöyle anlattı: “Karpuz, kavun susuz yetişebiliyordu, susam ekilebiliyordu. Ama son yıllarda susuz tarım yapılamayacak duruma geldi. Sulak alanların kuruduğunu, göllerin, sazlıkların gittikçe kuruduğuna tanık oluyoruz. Orman yangınları, HES ve barajların yaygın şekilde yapılması, nehir akış sisteminin bozulması, suların biriktirilmesi nemin oranını yükseltiyor. Nem oranının yükselmesi iklimi de etkiliyor. Yağış rejiminin bozulmasına neden oluyor. Kurak iklim olduğu için daha önce buraya adapte olan domates, üzüm yada başka bitkiler bu neme adapte olamıyor ve mantar gibi hastalıklar ortaya çıkıyor. Bu verimi de düşürüyor, ürün alınamaz duruma geliyor.”

‘Yeni canlı türleri, kuruyan göller, çekilen barajlar, göçü bırakan göçmen kuşlar’

İklim değişikliğine son yıllarda yaşanan bazı olayları örnek gösteren Kanay “Çarpıcı bir örnek daha var. ‘Junonia orithya’ diye bir kelebek türü var. Bu kelebek türü normalde tropikal iklim kelebeğidir. Hindistan, Mısır gibi ülkelerde yaşıyor. Bu kelebek türü 2014 yılında Dicle Vadisi’nde bir hocamız tarafından tespit edildi ve ‘Dicle Güzeli’ adı verildi. 2014 yılından bu yana yaygın bir şekilde görülüyor. Bu da iklimin değiştiğini gösteriyor. Yine Diyarbakır-Bismil arasında leylek kolonisi var. Dünyada en büyük leylek kolonisi olarak kabul ediliyor. Burada bazı leyleklerin artık göç etmediğini görüyoruz. Normalde leylekler göçebe kuşlardır. Bu da tamamen iklim değişikliğine bağlı. Yine sulak alanlar, göller, nehirler kuruyor. Geçtiğimiz günlerde Bismil’de bir göl daha kuruduğu haberini aldık. Deve Geçidi Barajı’nda sular çekiliyor ve her geçen yıl daha da kuruyor. Ağaçların bile kuruduğunu görüyoruz. Tüm bunlar iklim krizi ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor” dedi.

‘Bilinçsiz uygulamalar ve yaklaşımlar, bizi dramatik bir sona götürüyor’

“Bilinçsiz uygulamalar ve yaklaşımlar maalesef bizi dramatik bir sona götürüyor” diyen Kanay şunları söyledi: “Kuraklık haritasına baktığımızda bölgemiz şiddetli kuraklık riski ile karşı karşıya ve bunu günlük hayatta da yaşıyoruz. Gelecekte daha dramatik bir hal almaya başlayacak. Orta Asya’da Aral Gölü diye devasa bir göl kurudu. Bilinçsiz sulama sonucu oldu bu. Pamuk, mısır üretimi yapılarak bu gölün suyu kullanıldı. Van Gölü’nde de durum içler acısı. Gölün suyu giderek çekiliyor. Diyarbakır’da da durum aynı, göller kuruyor, baraj suları çekiliyor. Yağış da az olduğu için gölleri besleyen su kaynakları giderek azalıyor. Urmiye Gölü’nün gibi göllerin kuruması çölleşme riskini de arttırıyor. Çölleşme sonucu rüzgarla oluşan toz fırtınaları oluşuyor bu tozlar başka bölgelere taşınıyor. Bölgemizde toz fırtınaları eskiden çok yaygın değildi ama son yıllarda yoğun toz fırtınalarını görüyoruz. Bazen gündüz ortası güneşi bile kapatabiliyor.”

‘Kuraklığa bağlı yüzde 80-90 oranında verim kaybı var’

Yaşanan kuraklığın tarım ve hayvancılığı da etkilediğini ifade eden Kanay “İki yıldır bölgemizde yüzde 80-90 oranında bir verim kaybı var. Geçen sene verim kaybı yüzde 90’dı. Bu Tarım Bakanlığı’nın tespitli verileridir. Bu yıl da Diyarbakır çevresinde yüzde 80 oranında bir verim kaybı meydana geldi. Normalde kurak bölge olduğu için susuz tarım yapılabiliyordu. Mercimek, nohut gibi ürünler yıllardan bu yana ekilebiliyordu ve verim de alınıyordu. Ama son zamanlarda bu yağış rejiminde azalmaya bağlı olarak topraktaki nem oranı da düşüyor. Bitkileri besleyecek oranda su kalmıyor. Bu da bitkilerde verim kaybına neden oluyor” şeklinde konuştu.

‘Kuraklık verim kaybını da düşürdü’

Kuraklık nedeniyle verim kaybının düştüğünü ve çiftçinin daha çok verim almak için zirai ilaç kullandığını ifade eden Kanay şöyle devam etti:

“Bu sene bariz bir şekilde çiftçilerin kullandığı ot kurutucu ilaçlardan kaynaklı verim kaybı meydana geldi. Çünkü genelde yağmur öncesi bu ilaçlar atılıyor. Bu yıl da hava durumuna bakarak yağışlı olacağı düşüncesiyle bu ilaçları kullandı. Ancak yağmur yağmayınca o ilaç bitkilerin üzerinde kaldı. Bu da bitkiye zarar verip verimi de düşürüyor. Çok bilinçsiz bir yaklaşım var. Devletin yaklaşımı da yanlış. ‘Sertifikalı tohum kullanın desteklerim’ diyor. Halbuki bizim binlerce yıldır ekip biçtiğimiz, verimleri biraz az olsa dahi yerel türler var, arpa, buğday gibi. Bunları ekemiyor, ekemeyince yabancı sertifikalı başka bölgenin tohumlarını ekiyor. Onlar da buraya adapte olamıyor ve verim kaybı da daha da katlanarak artıyor.”

‘Tehlike büyüyor, Mardin ve Diyarbakır’da dev obruklar meydana gelebilir’

“Tehlikeler büyüyor” uyarısında bulunan Kanay “Kuru tarım yapamayınca çiftçiler sondaj ile yer altı suyunu kullanıyor. Bu sefer sulu tarım yapıyor. Sulu tarım da havada nemin artmasına, iklimin daha da değişmesine neden oluyor. Yeraltı sularının azalması, daha derine çekilmesi riski var. Konya’da olduğu gibi belki ileride bölgemizde Diyarbakır ovasında yada Mardin ovasında obruklar meydana gelebilir. Bu şekilde risk kriz katlanarak artıyor. Yer altı sularının azalması nedeniyle bazı yerlerde kuyuların da kuruduğunu duyuyoruz” dedi.

‘Acil önlem alınmazsa krizi daha da büyüyecek’

Acil önlem alınması gerektiğini ve alınacak önlemlerin devlet politikası olarak hayata geçirilmesi gerektiğini ifade eden Kanay “Aslında devlet politikası olarak buna bütün bileşenlerin bir araya gelerek bir çözüm bulması gerekiyor. Buraya binlerce yıldır adapte olan tohum türlerinin kuraklığa dayanıklı tohumların geliştirilmesi yada var olanların yaygınlaştırılması gerekir. Başka da bir çözüm yok. Suyu verimli kullanabilecek metotları geliştirmemiz lazım. Belki yağmur suyu hasadı yapmamız lazım. Belki nehirlerdeki atık suları arıtarak tekrar kullanılabilmesi gerekiyor. Yani bir çözüm geliştirmemiz lazım. Şuan izlenen bu yol ile bu sorun çözümsüzdür. Kriz daha da büyüyecek” dedi.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol