Diyarbekir Hapishaneleri

Ahmet Sümbül / Yazı Dizisi - 4

Güneydoğu Ekspres Diyarbakır - İç Kale'de bulunan Diyarbakır merkez hapishanesinde kalan tutukluların 1916 yılında hem yiyecek sıkıntısı hem de giyeceklerinin olmaması nedeniyle sorun teşkil etmeye başladı. Hapishane idaresinin verdiği yiyeceklerin az olmasından dolayı, tutukluların bazıları giyecek ya da kişisel eşyalarını satarak yiyecek temin etmeye çalışıyordu. Hapishanede sayının fazla olması sebebiyle yatacak yer sorunu da ortaya çıkıyordu. Bunu önlemek için, mahkumiyet almış ağır cezalık hükümlüler Sinop ve Aka hapishanelerine naklediliyordu.

Hem sayının fazlalığı hem de sağlıklı koşulların olmamasından kaynaklı olarak tutuklu ve hükümlülerde zaman zaman salgın hastalıklar da baş gösteriyordu. Hapishanelerin nemli olması ve koğuşların kapasitelerinin üzerinde mahkum sayısına ulaşması sağlık sorunlarını da beraberinde getirdi. Hapishaneler özellikle yaz mevsiminde ve kapasitelerinin üstünde mahkûm sayısına ulaştığında bulaşıcı hastalıklar ortaya çıkardı. Bu durumda hapishane yönetimi ya mahkumları bir diğer hapishaneye nakil etmekteydi  ya da aşı metoduna başvurmaktaydı. Diyarbakır Merkez Hapishanesinin yanı sıra, Vilayete bağlı Siverek ve Maden kazaları ile Mardin Sancağı hapishanelerinde de aynı sorunlar yaşanmaktaydı.

Salgın nedeniyle hasta mahkumlar sevk ediliyordu

1920 yılına kadar Diyarbakır Merkez Hapishanesinde bulunan hasta mahkumlar, bulundukları yerde daha fazla hastalanmamaları ve başka mahkumlara hastalık bulaştırmamaları için başka yerlere nakil edilmekteydi. Diyarbakır Merkez Hapishanesi hastanesinde bulunan hasta mahkumlar da 60 kuruş kira ücreti ile kiralanmış bulunan Hükümet Konağı hastanesinde tedavi altında tutuluyordu. Ancak bu hastanenin bakıma muhtaç olması hastaların başka bir haneye nakillerini gerektiriyordu. O tarihlerde Diyarbakır ve çevresinde bulunan hapishaneler genel itibarıyla tamire muhtaç durumdaydı. Tamir işlerinin yanında bazı hanelerin hapishaneye çevrilmesi ve yeni hapishanelerin yapılması da belgelerde geniş yer tutmaktadır.

Vilayete bağlı hapishaneler harap durumdaydı

Diyarbakır Vilayeti içerisinde bulunan hapishanelerin kötü durumda olanların tamir işleri ve yeni hapishanelerin yapımı için yeni kaynaklara ihtiyacı vardı. Hapishanelerin bazıları tamamen harap olmasına rağmen bazılarında bir kısım koğuş ve diğer bölümler harap durumdaydı. 1878 yılında Diyarbakır Eski Hükümet Konağı’nda bulunan hapishanede bir bölük askerin kaldığı koğuşun harap olması dolayısıyla tamir edilmesi gerekti. Bu inşa faaliyeti için 5.123 kuruşa ihtiyaç vardı. Ancak Diyarbakır Vilâyeti Dâhiliye Muhasebesi tarafından 1874 yılında Merkez Vilâyet Hapishanesine 40.000, Mardin Sancağı’na 10.000 kuruş verildiği için Dâhiliye Muhasebesi’nden harap koğuş için gerekli ödemenin yapılamayacağı bildirildi. Dâhiliye Muhasebesinden tedarik edilemeyen meblağ Dâhiliye Nezâreti’nden istenildi. Yapılan keşif sonrası koğuşun yardıma muhtaç olduğunun anlaşılması dolayısıyla 5.123 kuruş Nezâret tarafından verildi.

Yeni hapishaneler inşa edilir

1906 yılında Diyarbakır Vilayetindeki Hükümet Konağı ile hapishane çatıları kullanılmayacak haldeydi. Çatıların tamiratı için 8.603 kuruş gerekiyordu. Bu meblağın 7.000 kuruşu 1903 yılının, 1.603 kuruşu ise 1904 yılının tamirat kaleminden tesviyesi uygun görüldü. Mardin Sancağı, Diyarbakır Vilayetinden sonra inşa ve tamir hareketinin yaşandığı şehirdir. Çermik Kazası’nda 20.380 kuruşla Baş Mühendislerce uygun görülürse yeni bir hapishane yapılması planlandı. Çermik haricinde Mardin Sancağı dahilinde bulunan Avniye Kazası’nda da hapishane yapılmasına karar verildi. Hapishane için 24.000 kuruş gerekli olup kazada yapılan keşf sonrasında Baş Mühendislik tarafından keşif defteri ve harita Dâhiliye Nezâreti’ne gönderildi.  Mardin, Midyad ve Cizre Kazaları’nda yeni yapılacak hapishane için Mardin Nafia Mühendisi harita ve keşif defterleri, Diyarbakır Baş Mühendisi tarafından tetkik edilerek hapishanenin yapılması uygun bulundu.

Düzenli defterler tutulmaya başlanır

Diğer hapishanelerin inşası ve tamirine yönelik iyileştirmelerin yanı sıra tek tip defter tutulması yönünde de bir adım atıldı. Malatya ve çevresindeki hapishanelerde uygulanan raporların yer aldığı defter tutma işlemi bu nedenle Diyarbakır Vilayeti için de uygulamaya konuldu. Hapishane yoklama cetvellerinde hapishanenin içinde bulunduğu kötü şartlar da yer almaktaydı. Nusaybin ve Savur kazaları hapishaneleri yoklama cetvellerinde Nusaybin hapishanesinin havalandırmaya muhtaç olduğu, Savur hapishanesinde ise bulaşıcı hastalıkların zuhur edebileceği bilgisi yer almaktaydı. Bundan dolayı hapishane yönetimi hapishanelerdeki mevcut şartların düzeltilmesini Dâhiliye  Nezâreti’nden talep etmiştir. 

Mahkumlar sefalet içinde yaşıyordu

Hapishaneler reformu ile zindan anlayışından hapishane anlayışına geçiş yapan Osmanlı Devleti öncelikle mevcut hapishanelerin harap olanlarını tamir etmek ve yeni hapishaneler inşa etmek istedi. Çünkü ülke dahilinde bulunan hapishaneler kullanılmayacak haldeydi. Mahkum sayılarının artması mevcut hapishanelerin yetersiz olduğunu gösterdi ve yeni hapishanelere ihtiyaç arttı. Ancak devletin ekonomik çöküntü içinde olması hapishane yapımında istenilen sonucun alınamamasına neden oldu.  Diyarbakır Vilayetindeki hapishanelerde genellikle para sıkıntısı çekildi. Mahkumların gerekli ölçüde iaşeleri ile giyecek ihtiyaçlarının karşılanamaması mahkûmların sağlıksız koşularda sefalet içinde yaşamalarına neden oldu.

Salgınlara karşı hapishanelerde aşı kampanyaları başlatıldı

Dolayısıyla salgın hastalıkların riskini azaltmak için mahkûmlara aşı tatbik edildi. Mahkum sayısının da zamanla artması hastalıkların kısa süre çok kişiye yayılması anlamına geleceğinden aşı yapılması, hastaların başka hapishanelere nakilleri zorunlu hale geldi.  Diyarbakır Vilayeti dahilinde bulunan hapishanelerde 2.606 kişiye aşı tatbik edildi. Yaşanan salgından dolayı onlarca mahkum vefat etti.

Hapishanelerin mahkum sayılarının artması demek suç oranının artması anlamına gelir ki bu durum Siverek kazasında açıkça görülebilmekteydi. 1907 ile 1913 arasında geçen zaman arasında mahkum sayısı yüzde yüz denecek bir artmaya sahne oldu. Bundan dolayı gardiyan alımı gerekti. Mahkumların sağlık durumları ve hapishanedeki yaşayış tarzları hakkında açıkça bilgiler bulunmasa da hapishanelerin sağlıksız olmaları ve mahkumların iaşe sorunu çektikleri Vilayet ile bakanlıklar arasında yapılan yazışmalardan görülebilmekte.

Diyarbakır Vilayet hapishanelerinde reformlar uygulanmadı

Hapishanelerdeki mahkum miktarının artması Osmanlı Devleti’nin ilk dönemlerindeki fiziki cezaların yerine yeni bir sistemin geldiğini göstermesi açısından önemlidir. Hapishanelerin inşa faaliyetleri için gerekli paralar gelir-gider harçlarından karşılanmaktadır. Ancak gelirlerin yetersiz kaldığı durumlarda Dâhiliye Nezâreti’nden istenilen paranın bu nezâret tarafından verilebilmesi için öncelikle keşif yapılması gerektiği anlaşılmaktadır. Avrupa Devletlerinin dayatmaları neticesinde yapılan hapishane reformunun devletin içinde bulunduğu durum nedeniyle Diyarbakır Vilayeti dahilinde bulunan hapishanelerde uygulanamadığı yazışmalardan görülmekte.

 Cumhuriyet Dönemi Hapishane Nizamnameleri

Osmanlı İmparatorluğu döneminde, özellikle Tanzimat Fermanının ardından adliye ve hapishanelerde yapılan ıslahat çalışmaları kapsamında, hapishanelerin yönetimi, gardiyanların eğitimi, hapishaneyi korumakla görevli askerlerin durumu hakkında çeşitli nizamnameler yayınlandı. Bu nizamnamelerin çoğu, Osmanlı İmparatorluğu'nun Batılı devletlere yaranmak için hazırlandığı, sonraki zaman diliminde hapishanelere yönelik uygulamalarda ortaya çıktı. Osmanlı-Rus savaşı, Balkan savaşları gibi savaşlarla birlikte, İmparatorluğun içinde bulunduğu olumsuz koşullar ister istemez hapishanelere de yansıyordu. Hem savaş yılları hem de ekonomik sıkıntılardan dolayı hapishaneler kendi kaderine terk edilmiş durumdaydı o tarihlerde.

3 ayrı nizamname yayınlandı

Bir yandan hastalık, bir yandan da güvenliğin olmamasından dolayı hapishanelerde sık sık ölümlerle birlikte sefalet ve salgın hastalık yaşanıyordu. Osmanlı İmparatorluğu döneminde 1880 tarihinde ilk olarak yayınlanan Hapishane Nizamnamesinin ardından Cumhuriyetin ilanı ile birlikte hapishaneler için yeni nizamnameler yayınlandı. Cumhuriyetin ilanından sonra hapishaneler için 1930, 1938 ve 1941 tarihlerinde ayrı nizamnameler hazırlandı. 1930 tarihli kanun her ne kadar nizamname özelliği taşımasa da hapishane ve tevkifhanelerin idaresi hakkında birtakım düzenlemeler içerir.

'Mahkeme bulunan her yerde hapishane bulunur'

Nizamnamenin, “Türkiye’de her mahkeme bulunan yerde hapishane ve tevkifhane bulunur” maddesiyle başlaması hapishanelerin coğrafi konumlandırılmasındaki değişikliklerin ilk sinyallerini verir. 1938’de, “Ceza ve Tevkif Evleri Umum Müdürlüğü’nün Vazife ve Teşkilatı Hakkında Kanun” çıkartılmıştır.1938 tarihli ve 3500 sayılı, 13 maddeden oluşan kanundan anlaşıldığı kadarıyla Umum Müdürlüğünün kurulma amacı ve işlevi bir bakıma hapishane müdüriyeti kalemininkine benzer: İnfaz kurumlarının idari olduğu kadar onarım ve kira işleriyle ilgilenmek, infaz memurları için bir yönetim birimi oluşturmak ve nihayet hükümlü ve tutukluların giydirilmesi, beslenmesi, yatırılması ve çalıştırılmasını denetlemek amacıyla kurulan müdürlük ilki iş esası üzerine kurulan ve kurulacak olan cezaevlerine, ikincisi diğer cezaevlerine ait işlerle uğraşmak üzere iki şubeye ayrılmıştı. Bu kanun beş yıl sonra yürürlükten kaldırılarak, yerine 4358 sayılı ve 18 maddeden oluşan yeni bir kanun kabul edilir. Kanunun bu son şekli, iş esası üzerine kurulan cezaevleri hakkında daha ayrıntılı düzenlemeler içerir.

Ceza ve Tevkif Evleri Nizamnamesi

İdari düzenlemelerde varılan son nokta ise 1941’de Bakanlar Kurulunca kabul edilmiş olan “Ceza ve Tevkif Evleri Nizamnamesi”dir. 1880 nizamnamesinde belirtilen gerek idari personel gerekse mahkumlar hakkında birçok nokta daha detaylı olarak tarif edilmiştir. Ancak yine de kavramsal değişiklikler söz konusudur. Örneğin: üç sene ve üstü cezaya artık kürek cezası değil, hapis ya da ağır hapis cezası denmeye başlamıştır. 1880 nizamnamesinde “her kaza ve liva ve vilayet merkezlerinde birer tevkifhane ve hapishane bulunacaktır” ifadesi, 1941’de yerini “her mahkeme bulunan yerlerde bir ceza ve tevkif evi ve Adliye Vekâletince tespit olunan mahallerde mıntıka cezaevleriyle çocuk ceza ve ıslah evleri bulunur” şeklindeki maddeye bırakmıştır. (Bitti)

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol