Tarihte Salgınlar

Ahmet Sünbül / Yazı Dizisi - 3

Güneydoğu Ekspres - Diyarbakır Vilayeti'nde görülen kolera salgınına karşı alınan tedbirlerden biri de hastaların kolera hastalarının kordon altına alınmasıydı. Buna göre, bir yerde kolera salgını görüldüğünde, belediye ve zabıta idareleri tarafından orasının "abluka" altına alınarak, acilen Sadaret’e ve Sağlık Bakanlığı'na haber verilmesi hususunda yetkililer uyarılır.

Bu uygulamada asıl olan, hastalığın ortaya çıktığı yerden dışarı yayılmasını engellemek ve aynı yerde imha edilmesini sağlamaktır. Sıhhi heyetlerin incelemeleri sonucunda, gerekiyorsa kurulmasına karar verilen kordonların süresi 10 gündü. Ancak bazı durumda bu süre çok daha uzun sürebilmekteydi.

'Tedbirhaneler devreye girer

Tedbir amacıyla karantina ve kordon uygulamasının yanı sıra insanların yaşadığı mekanların ve çevre temizliğine de önem veriliyordu. Temizlik tedbirlerinden biri, bulaşıcı hastalığa yakalanan kişilerin eşya ve giysilerinin basınçlı su buharı ile temizlenmesi, yine bu hastalıkların görüldüğü ev, işyeri ve bunun gibi mekanların kireç gibi maddelerle dezenfekte edilmekteydi. Bu görevi yapan kuruma "Tedbirhane" deniliyordu.

Bu tedbirlerin yanı sıra hastalığa sebebiyet verebilecek başta dere yataklarıyla lağımlar, bunlardan başka şehirde sağlıksız koşullar içeren mahallelerle, kolera görülen yerlerin dezenfeksiyonu yaparak, bu şekilde hastalığın hayat bulmasına yardımcı etkenlerin giderilmesine çalışılır. Yine şehrin gerçek manada temizlenmesi ve koleraya yataklık edebilecek bir yapıdan kurtulması için gerekli sıhhi çalışmalar yapılır. Halka temizlik ve hijyen konusunda ikazlarda bulunulur.

Dicle suyunun kaynatılarak içilmesi talimatı

Kolera salgınının ticaret yolu üzerinde bulunan Musul tarafına da sıçramaması için Sağlık Bakanlığı  alınacak tedbirleri oluşturduğu heyetler ile müzakere ederek kararlar alır. Buna göre, Diyarbakır’da yoğun olarak hissedilen salgının imhası için kordon, tebhîrât (buharlaştırma) ve tathîrât (temizlik) gibi tedbirler alınır. Bunun yanı sıra şehrin ahalisi ekseriyetle Dicle suyunu içtiklerinden dolayı bu suyu kaynatarak içmeleri konusunda uyarılır. Gerekli tedbirleri almak için Van Sıhhiye tabibi doktorlarından Cebu ve Meçik’in zaman kaybedilmeden Diyarbakır’a gönderilmesi kararlaştırılır.

Musul'da da önlemler alınır

Musul vilayeti ahalisi Diyarbakır’dan o tarafa doğru akıp giden Dicle nehrinden su içtiklerinden dolayı hastalığın oraya da sirayet edeceği nedeniyle Musul ahalisinin de suları kaynatarak içmeli ve diğer tedbirlere de riayet etmeleri için Bağdat’tan bir sıhhiye doktorunun hemen Musul’a gönderilerek “tedâbir-i tahaffuziye” alınması istenir. Ayrıca Diyarbakır ile Halep arasındaki geliş-gidiş güzergahlarında çok sayıda insan sirkülasyonu olduğundan Halep Vilayeti’nin de Diyarbakır’a doğru gerekli tedbirleri alması kararlaştırılır.

 'Heyet-i sıhhiye' Diyarbakır'a gönderilir

Salgının yeniden ortaya çıkması üzerine İstanbul'dan Diyarbakır Vilayeti'ne "heyet-i sıhhiye" gönderilir ve yeni tedbirler alınır. Vali Vekili Enis Paşa’nın doktor talebi üzerine, Umum Vilâyât-ı Şâhâne Hıfzıssıha Sermüfettişi Kimyager Mirliva Bonkovki, 7 Ağustos 1895 tarihli bir tezkerede Sivas vilayetinde bulunan Dahili Sıhhiye Müfettişi Zulkon ve tathîr (temizleme) memuru Ali Efendi ile Dahili Sıhhiye doktorlarından Van vilayetinden Jozef Hayım ve Bitlis vilayetinden Salvator ve Trabzon vilayetinden Hüseyin Fehmi efendilerin yanlarında bulunan ilaç ve tıbbi malzemelerle hemen Diyarbakır'a gelir.

Salgının Fırat nehri yoluyla Halep Vilayeti'ne, Dicle nehri yoluyla da Musul, Bağdat ve Basra Vilayetleri ile civar vilayetlere sıçramaması için gerekli önlemler alınır. Diyarbakır'a en yakın olan 4. Ordu Komutanlığı bünyesindeki doktorların bir kısmı da kolera salgını ile mücadele için kente gönderilir.

'Fukara Hastanesi'

Diyarbakır Vali Vekili Enis Paşa, salgınla mücadele etmek ve sağlık hizmetlerine ulaşmada sıkıntı yaşayan halk için "Fukara Hastanesi" kurulmasını talep eder. Bu talep İstanbul tarafından kabul edilir ve hastanenin masrafları için 20 bin kuruş ödenek hükümet tarafından acilen Diyarbakır'a gönderilir.

Salgın sırasında hayatını kaybedenlerin birçoğu Müslüman ahaliden olurken, kalan kısmı ise Sur içindeki orta halli, Alipınar ve Kıtırbıl'daki fakir Hristiyanlardan oluşur.

Müslüman ahalinin 'kaderciliği'

Diyarbakır’da Temmuz 1894’te etkileri beliren ve bir yıldan fazla bir süre devam ederek 1895 Eylül ayına kadar devam kolera salgını vilayetin sosyal, ekonomik ve siyasi atmosferini çok derinden etkiler.

Diyarbakır'daki Amerikan, İngiliz ve Fransız konsolosluklarının hazırladığı raporlar ve Amerikan Konsolosluğunda görevli Dr. Thom'un verdiği bilgilere göre, Müslüman ahalinin sağlık konusundaki bilgisizliği ve kaderciliğinin ölü sayısını arttırdığı belirtilir.

Salgının önüne geçilir

1894 yılı Temmuz ayında başlayan kolera salgını,1895 yılı sonbaharına kadar devam eder ve binlerce kişinin ölümüne neden olur. İstanbul hükümetinin aldığı genel tedbirler, Diyarbakır Vilayeti'ne bağlı sancaklarda kurulan karantina merkezleri ve çevre vilayetlerden gönderilen doktorların uzun çabaları sonucunda kolera salgınının önüne geçilir. Ancak 1903 yılında kolera salgını tekrar bölgede görülmeye başlar. Bu kez salgın, Urfa-Siverek üzerinden Diyarbakır merkezine yayılır. 8 yıl önceki kadar şiddetli olmasa da 1903-1904 yılları arasında yaşanan salgın da ölümlere neden olur.

Amerikan Konsolosu rapor eder

Diyarbakır'daki İngiltere Konsolosluğu'na da vekalet eden Amerika’nın Harput Konsolosu Dr. Norton

20 Kasım 1903’te gönderdiği raporda, salgında nüfusun beşte birinin etkilendiğini belirtir. Ancak dönemin Diyarbakır Valisi Mehmet Nazım Paşa, kolera salgını iddialarını reddeder. Dr. Norton, İstanbul'daki Büyükelçiliğe gönderdiği “Diyarbakır’da Kolera Salgını” başlıklı başka raporunda da şunları yazar: “Yılın ilk günlerinden beri Diyarbakır’da şiddetli bir kolera salgını hüküm sürmektedir. 15-22 Aralık 1903 tarihleri arasında günde ortalama ölüm

sayısı 39 kişidir. Bu durum özellikle Kürtlerin yaşadığı şehrin kenar bölgelerinde devam etmektedir. Belediye yetkilileri bu durumun düzeltilmesi ve salgının olduğu yerlerde etkili karantina tedbirleri almaktan acizdirler. Civar şehirlerden Diyarbakır’da gelen mülteciler beraberlerinde salgını taşımaktadırlar. Vilayet yetkileri, resmi olarak salgının ciddi şekilde hüküm süren varlığını kabul etmek istememektedirler."

1910 yılında son kez görülür

Kolera salgını 1904 yılının Ocak ayından itibaren etkisini yitirir ve alınan önlemlerle bu salgın en az zararla atlatılır. Bunun dışında, 1910 tarihinde Rusya'dan Doğu Anadolu'ya, oradan da Diyarbakır Vilayeti'ne yayılan kolera salgını görülür. Ancak geçmiş yıllara nazaran etkisi fazla olmaz.

Ancak 1894-1895 yıllarında yaşanan ve büyük bir alanı etkileyerek binlerce Müslüman ve Hristiyanın ölümüne neden olan kolera salgını, Diyarbakır tarihinde önemli bir yer tutar. (Bitti)

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol