Tek Parti Yıllarında Diyarbakır

Ahmet Sünbül / Yazı Dizisi -1

Güneydoğu Ekspres Diyarbakır - Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte CHP'nin tek parti iktidarı döneminde Diyarbakır, tüm Türkiye'de olduğu gibi değişimlere uğradı. Padişahlıktan Cumhuriyete geçişte bir çok yeni ve modern uygulamalar hayata geçirilirken, Diyarbakır ise isyanları, umumi müfettişlikleri, takrir-i sükun kanunlarını yaşadı. Tek parti döneminde Diyarbakır'da yaşanan en önemli olay ise Şeyh Sait isyanı ve İstiklal Mahkemeleri oldu.

İsyanın bastırılması ardından Güneş-Dil teorisi ile tek tip insan yaratılmak istenirken, mecburi iskan ve sürgünler yürürlüğe konuldu. Bunlar olurken, Cumhuriyetin kazanımları da Diyarbakır'a yansıdı. Bir yandan da eğitim, ekonomi, alt yapı alanlarında yeni yatırımlar hayata geçirilirken, Halk Evleri, spor şubeleri, kütüphaneler de kent hayatına girdi. Diyarbakır ilk kez Sur içinden çıkarak, Yenişehir adında yeni bir yerleşim merkezi kuruldu ve modern yapılar yapılmaya başlandı.

Ümmetçilikten, Halkçılığa değişim

Türkiye'de Cumhuriyetin ilanı ile birlikte, yüzünü batıya dönen Türkiye, yasalar başta olmak üzere, batının birçok uygulamasını da kendine örnek alarak modernleşme yolunda cumhuriyet ile birlikte yeni adımlar atmaya başladı. Bir yandan toplumsal değişimler yaşanırken, bir yandan da kimlik arayışı başladı. Artık ümmetçilikten, halkçılığa doğru bir kayış ve Türkleştirme politikaları hayata geçirildi.

Yeni kimlik arayışı

Yeni cumhuriyet, Osmanlı kimliğini bir kenara bırakarak, alternatif bir kimlik yaratmak için devletin tüm kurumlarında değişimler başladı Türkiye genelinde. Cumhuriyet’in kurucu kadroları, Osmanlı’dan devraldığı çok kimlikli toplum yapısını, kuruluştan itibaren Türklük esasına dayandırarak homojen bir kimlik inşasına girişti. Basın, Türk Ocakları, Halk Evleri, Millet Mektepleri, Köy Enstitüleri, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih kurumu, Umumi Müfettişlik, zorunlu iskan ve özellikle demiryolu ulaşımı yeni kimlik inşasının vazgeçilmezleri arasında yer aldı. 

Toplumsal değişim hayat bulmadı

Ancak Cumhuriyet'in yeni kimlik inşasında en zorlandığı yerlerin başında Doğu ve Güneydoğu bölgeleri geliyordu. Aşiretçiliğin tamamen hakim olduğu, dini ve geleneksel yapının belirleyici olduğu bölge, Ankara'nın 'yeni kimlik' inşasına pek ayak uyduramıyordu. Batı da hayata geçirilen 'modernleşme' hamleleri bölge illerinde hayat bulmayınca iktidardaki CHP, bölgeye birçok kez müfettişler göndererek raporlar hazırlattı. Bu raporlardan çıkan sonuçlara göre politika belirleme yolunu izleyen CHP, ancak bu raporlara rağmen, toplumsal değişimi bölge illerinde hayata tam anlamıyla geçiremedi.

CHP raporlarında tespitler

Raporlar bir bütün olarak göz önünde bulundurulduğunda bölgenin ve dolayısıyla Diyarbakır’ın “kuvvetli bir Türklük merkezi” haline getirilmesi hedefleniyordu. Raporlara göre bunu gerçekleştirmek için yapılması gerekenleri şöyle özetlemek mümkündür:

"Bölgeye Balkanlardan getirilen Türk muhacirler iskân edilmeli; geniş arazi sahipleri, ağa, şeyh ve aşiret reisi gibi toplumun ileri gelenleri ile dış bağlantısı olan propagandacı, çeteci, kaçakçı, mükerrer cürüm sahipleri ve hükümete karşı gelenler batı vilayetlerine sürgün edilmelidir. Bölgede Umumi Müfettişlik ihdas edilmeli, “hususi bir adliye rejimi” kurulmalı, silahlar toplanarak asayiş sağlanmalı ve bölgeyi devletin erişimine açmak için ulaşıma, hassaten demiryolu ulaşımına ağırlık verilmelidir."

Ziya Gökalp ve yeni kimlik arayışı

Cumhuriyetin ilk yıllarında, siyasi, sosyal, kültürel, idari ve hukuki tedbirlerle bölge illeri değişime zorlanırken, bunların merkezinde ise bu politikaların en ciddi şekilde uygulandığı yerlerin başında Diyarbakır geliyordu. Diyarbakır’ın etnik ve dinsel yapısı, yeni kimlik inşasının önünde bir engel olarak görüldüğünden, ilk elden bu yapının yıkılması gerekiyordu. Ve bu konuda da Ziya Gökalp öncülüğünde çalışmalara başlandı. Gökalp, 1922 yılında Rıza Nur’un isteği doğrultusunda Kürtlerin dil, tarih ve kültürleri ile toplumsal yapıları hakkında bir rapor hazırladı.

Makale ve raporlarla değişim önerileri

Ayrıca Gökalp, 5 Haziran 1925 - Mart 1923 tarihleri arasında Diyarbakır’da otuz üç sayı çıkardığı Küçük Mecmua’da çoğunlukla “millet” ve “Kürt aşiretleri” konularında yazılar yazıyor ve özellikle Diyarbakır üzerine yoğunlaşıyordu.

Bu çalışmaların neticesinde Gökalp, Diyarbakır’daki “adetlerin, abidelerin, kitabelerin ve lisanın Diyarbakır halkının tarihten beri Türk olduğunu gösteren somut emareler” olduğunu ifade ederek, bu konudaki çalışmalarını yazdığı makalelerde ya da raporlarla hem toplumla, hem de hükümetle paylaşıyordu.

Gökalp'ten Türklük vurgusu

Ziya Gökalp, Diyarbakır’ın “lisan, hars, tarih ve mezhep bakımından” Türk olduğunu yazarak bunu ispatlamak için basını kullanıyordu. Ziya Gökalp ‘Diyarbakır’ın Türklüğü’ hakkında şunları ifade ediyordu:

“Bu alametler bana Diyarbekirlilerin Türk olduğunu gösterdiği gibi, babamın iki dedesinin birkaç batın evvel Çermik’ten yani bir Türk muhitinden geldiklerine nazaran ırken de Türk neslinden olduğumu anladım.”

İnönü de Diyarbakır'ı merkez olarak kabul eder

30 Haziran-8 Ağustos 1935 tarihleri arasında Vilayat-ı Şarkiye ve Karadeniz bölgelerini kapsayan yurt gezisi vesilesiyle Diyarbakır’a uğrayan dönemin Başbakanı İsmet İnönü de, Diyarbakır’ın “kuvvetli bir Türklük merkezi” olması için şartlarının müsait olduğunu ifade etmekteydi. Birinci Umumi Müfettişlik tarafından 1939 yılında yayınlanan bir kitapta da Diyarbakır’ın “kadim bir Türk şehri” olduğu hatırlatılmaktaydı.

Tek Parti'li dönemin sonuna kadar politikada ısrar edildi

Tek parti iktidarının sonlarına gelindiğinde dahi dönemin Diyarbakır CHP İl Başkanı Tahsin Cahit Çubukçu tarafından 1 Ağustos 1949 tarihinde CHP Genel Sekreterliği’ne gönderilen yazıda, “merkezi Diyarbakır’da olmak üzere Türkçülüğü esas tutan bir Doğu Enstitüsü kurma” gereğinden bahsedilmekteydi.

Mecburi iskan hayata geçirildi

CHP'nin tek parti yönetiminde, aynı şekilde zorunlu iskan ve göç politikaları da hayata geçirilerek, Diyarbakır’ın demografik yapısı değiştirilmeye çalışıldı. Bu politikalar doğrultusunda vilayetteki dinsel ve ekonomik nüfuzlu kişi ve aileler Batı vilayetlerine sürgün edilirken, Balkanlardan getirilen “Müslüman Türkler” Diyarbakır ve çevresinde iskan edilmeye başlandı.  

(Sürecek)

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol