Bir hafıza belgeseli: Demans

DİYARBAKIR - Yanı başında kurulduğu Dicle Nehri üzerine inşa edilen Ilısu Barajı'nın suları altında bırakılan 12 bin yıllık geçmişe sahip Hasankeyf, “Demans” isimli belgesele konu oldu.

Mezopotamya Göç İzleme ve Araştırma Derneği’nin katkılarıyla hazırlanıp, çekimleri 3 ay süren belgeselin galası, geçtiğimiz 1 Ekim'de Diyarbakır'da yapıldı.

Yakın zamanda İstanbul ve Batman’da da izleyici ile buluşacak belgeseli, projenin arkasında yer alan Mezopotamya Göç İzleme ve Araştırma Derneği yöneticisi Mahir Fırat Fidan ve yönetmen Renas Yıldız konuştu.

Belgesele ismini veren “Demans” kelimesinin, “Hafıza yitimi/bunama” anlamına gelen Latince kökenli bir kelime olduğunu belirten Mahir Fırat Fidan, belgeselin odak noktasını oluşturan “hafıza"ya vurgu yapmak için isim olarak bu kelimeyi tercih ettiklerini söyledi.

Fidan, Mezopotamya Göç İzleme ve Araştırma Derneği bünyesinde buluşan 4 ayrı derneğin özgün çalışmalar yürüttüklerini, bu çalışmalardan birinin Demans belgeseli olduğunu dile getirdi. Belgeselin Hasankeyf’te yapılan Ilısu Barajı ve bu baraj sebebiyle boşaltılan 199 yerleşim yerini konu edindiğini belirten Fidan, şunları söyledi: “Belgesel, yerleşim yerleri sular altında kalan, yerlerinden olan Kürt halkının ve diğer halkların yaşadığı temel sorunlardan biri olan hafıza sorununa ve onların hikayelerine odaklanmaktadır. Batman, Amed, Siirt, Mardin ve Şırnak, yani toplam 5 kentte Ilısu barajının etkileri söz konusu. Sular altında kalan 199 yerleşim yeriyle beraber Ilısu Barajı'nın yarattığı travmatik etkiler kendini göstermektedir. Demans belgeseli bu noktaya odaklandı.”

İKİ TEMEL HİKAYE

Çekimler sırasında sahada iki temel hikâyeyle karşılaştıklarından bahseden Yıldız, bunlardan birinin köylerini terk edip şehirlere yerleşmek zorunda olanlar, diğerlerinin ise sular altında kalan köyün civarına yeniden evler inşa ederek yaşamlarını sürdürenler olduğunu ifade etti. Bu sebeple hem köy civarında yaşayan ailelerle hem de Batman şehir merkezine göç edenlerle ayrı ayrı temas kurduklarını belirten Yıldız, “Bu iki hikâyenin yanı sıra bir de Hasankeyf gerçekliği vardı. Hasankeyf’in tarihi yapısını, yıkım sürecini ve buna karşı geliştirilen mücadelenin anlatması için Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi Aktivisti Rıdvan Ayhan ile görüşmeler gerçekleştirdim” dedi.

GEÇMİŞİNİN YASINI TUTAN KADIN

Halkla kurdukları her temasta farklı hikâyelere kapı aralandığını söyleyen Yıldız, bütün hikâyelerin ortak noktasında ise “zorla yerinden edilme” gerçeği olduğunu önü sürdü. Bu süreçte birbirinden travmatik birçok hikâye ile karşılaşsa da kendisini en çok etkileyenin köyü sular altında kalan Bedia isimli yaşlı bir kadının direngenliği olduğunu paylaşan Yıldız, bu etkiyi "Bedia, köyü sular altında bırakıldıktan sonra bütün varlığını satarak köyün yukarısında yer alan tepede inşa ettiği yeni bir evde yaşam sürdürmeye çalışıyordu. Bütün komşuları ve akrabaları şehirlere göç etmiş olan bu kadın, tepedeki evinden aşağıya bile inemediğini ve o evde yalnız başına öleceğini söylüyordu. Bugün sular altında yatan köyüne o tepeden her baktığında, köyünün yok oluşunu hatırlıyor ve geçmişin yasını tutuyordu. Aslında onunki bir tutsaklık haliydi. Yaşamına, hafızasına olan bağlılığına verilmiş bir cezaydı” sözleriyle dile getirdi.  (M.A)

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol