Her çirkinliği ve de her güzelliği gözler önüne seren güneş, bu günlerde yavaş yavaş bizi terk eder oldu.

Bulutlar güneşe galebe çalmaya başladı.

Yoksa ben mi yanılıyorum.

Sakın yaşlandın amca diyerek yaşlılığımı yüzüme söyler olmayın.

İşte bakıyorum gökyüzüne göremiyorum, güneşi ki saat henüz öğleden sonra üç.

Daha düne kadar göğe bakamazdık.

Ay da böyle. Hatta yıldızlar.

Demek ki her şey güneş gibi gün geliyor yitiriyor gücünü.

Rahmetli babam derdi,

"Akıllı ol oğlum. Güneş bile gün geliyor ısıtamıyor insanı."

Gerçekten de öyle.

Yok işte yok. Altında yanmayalım diye plajda şemsiye kullandığımız, başımıza geçmesin diye şapka taktığımız, içeri girmesin diye perde astığımız, gözümüzü almasın diye renkli gözlük taktığımız güneş yok artık.

Rahmetli anamın bir sözü aklıma geldi.

Kendince olağan üstü bir şey duyduğunda, kendi yerel geleneklerine aykırı olduğunda ya da onun veremeyeceği bir şey istediğimizde;

“Vış kele oğul başımıza daş yağacak”

“Yapılan işe bak, istediği şeye bak” ya da” Heç ele oli oğlum.” derdi.

Gözümle görmesem inanmazdım; Salı günü öğleden sonra Kadıköy’e biraz abartmış olarak söyleyeyim, yumruk büyüklüğünde dolu yağdı.

Başımıza bir daş yağmadığı kaldı. Bağisan taş kadardır, derdi.

Güneşi ararken doluya tutulduk. Olan çatı kiremitlerine, evlerin ve vitrinlerin camına ve de güzelim arabalara oldu.

Dolar, avro fırladı. Altın zaten uçuyor.

Şu covid-19’un bize yaptıklarını görüyor musunuz?

Felaketlere alıştırılıyor muyuz ne.

Kızsan kodesin kapısı açık, orda duruyor. Sussan yüreğin ateşi bedeni yakıyor.

Keşke yakan güneş olsaydı diyorum şimdi de.

&

Türkiye nasıl düzelir?

Ne zaman ki ülkenin her hangi bir yerinde, çarşıda, pazarda, elini kolunu sallayarak yürüyen; bir cumhurbaşkanı bir başbakan, her hangi bir partinin genel başkanını görürseniz, işte o zaman Türkiye kurtulmuş demektir.

Dilerim görürüz.

&

Şimdide sıra haftanın öğüdünde.

Kirveme öğütler;

Kirvem,

13. yüzyılda Şeyh Edebali diyor ki

Cahil ile dost olma;

İlim bilmez,

İrfan bilmez,

Söz bilmez,

Üzülürsün.

Benden söylemesi.

&

İyi bir hafta geçirmeniz dileğiyle.

Dostça kalın.

Anzele, büyük bir balıklı göl haline getirilip, turizme kazandırılsın.

Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi MÜZEYE dönüştürülsün.

Sur içi DÜNYANIN EN BÜYÜK AÇIK HAVA MÜZESİ haline getirilsin.

Şehrin eski adlarından biri, SUR İÇİNE VERİLSİN.

Eski stadyumun yeri ŞEHRİN, ÖZGÜRLÜK MEYDANI olsun.

Daha da önemlisi,

Sur içinde, yakılıp yıkılan bölgelerde evler, aslına uygun ve Diyarbekir evlerine yakışır bir biçimde yapılsın.

Sonuç;

Çok net söylüyorum;

Geçmişimizi yok etmeyin, geleceğimizi çalmayın.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol