Mezopotamya, ya da diğer bir deyişle ‘İki nehir arasındaki topraklar’ kadim zamanlardan bu yana insanlığa kucak açmış, yurt olmuştur. Bu bereketli topraklarda Sümerler, Akadlar, Babiller, Asurlar, Urartular büyük uygarlıklar kurmuşlardır. Yazının ilk kez kullanılması, tekerleğin icadı, şehir planlamaları, astronomi ve matematik bilimlerinin keşfi bu topraklarda gerçekleşmiş, tüm dünyaya yayılmıştır.

Siverek; işte bu uygarlıkların kültür mirası üzerine kurulmuş tarihi bir kenttir. Geçmişi neredeyse insanlık tarihi kadar eskidir. Bir yanında Göbeklitepe, diğer yanında Newala Çoli, Çavi Höyük. Kadim geçmişi kadar doğal güzellikleri de olan kentimiz, ne yazık ki günümüzde üvey evlat gibi boynu bükük kalmıştır.

Siverek’te görev yaptığım yıllarda hemen hemen bütün köy ve mezralarını gezme, görme imkânı buldum. Görmediğim hiçbir yeri kalmadı diyebilirim. Karacadağ doruklarından, Fırat Vadisi’ne kadar uzanan o muhteşem coğrafyada keşfedilmemiş nice güzelliklere şahit oldum. Çermik taraflarında, Siverek topraklarının başladığı Hop Köyü’nden, yetim bir çocuk gibi Gerger’e bakan Nigit Köyü’ne, bir kartal yuvasını andıran Kılgan’dan, nar bahçeleriyle ışıyan Ketine’ye, kanyonların sırtına yayılmış Desman’dan, burnunu Fırat’a uzatmış Takoran’a, ihtişamlı duruşuyla tarihe meydan okuyan Divan’dan, Ğerzno, Hedro, Güngörmez, Seyrange, Alankoz, Deveboynu’na. Sonra Kalemi’ye, Nisibin’e, Tılakin’e, İnik’e… Yalçın kayalıkların, derin kanyonların, yeşil vadilerin içine kurulmuş keşfedilmeyi bekleyen cennet köyler. Muhteşem güzellikte olan bu köyleri, yabancıları bir yana bırakalım, Sivereklilerin büyük çoğunluğu bile görmemiştir. İşte asıl insanın içini acıtan da budur. Binlerce kilometre uzak, yabancı bir ülkedeki doğal güzellikleri merak ederiz de burnumuzun dibindeki, bizim olanı görmeyiz bile, ya da görmezlikten geliriz. Siverek’te söylenen Kürtçe bir atasözü vardır, “Gihayé hefşo tahle” yani, “Avludaki ot acıdır” Avlumuzdaki otun ne kadar önemli ve değerli olduğunu anladığımız an eminim birçok sorunumuz kendiliğinden çözülecektir.

İsimlerini andığım Fırat Vadisi’ndeki köylere defalarca gitme imkanı buldum. Divan’da, Kılgan’da yamaç paraşütü, Hop’ta, Meğtele’de doğa yürüyüşleri, Nisibin’de su sporları, Desman’da teknelerle kanyonlarda gezinti turları, Tüverek’te, Ğerzno’da Fırat’a karşı sabah kahvaltıları yapmak çok uzak düşler değil. Köylerimizde bu potansiyel var, doğal zenginlikler fazlasıyla mevcut.

Avlumuzdaki ot acı değildir, başka yerlerde cenneti aramayalım.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol