banner9

Kobanê’de yaşanan sürecin ardından gerek dünyada, gerekse Türkiye’de Kürtlerin siyaset gündeminin öne çıkmış temel olgulardan biriydi. Özellikle IŞİD ile olan savaşta YPG güçlerinin ortaya koyduğu savaşım ABD ve Avrupa’nın gerek siyaset, gerekse medyasında sıkça işlenen bir konu olarak işlendi, bununla beraber yapının her bir savaşçının “kahramanlığından” da gıpta ile söz edildi. Türkiye’de ise bu konu sol ve liberal çevrelerinin de dikkatini çekti ve YPG’li Kürtlerin Ortadoğu’da bir model olduğu yazıldı, konuşuldu.

Evet, Kürtler millet olarak asildir, cesurdur ve haksızlığa karşı hep direnmiştir. Tarih sayfalarında Kürtlerin bu anlamda ortaya koydukları örnekler mevcuttur. Hakları söz konusu olduğunda her fırsatta isyan etmiştir. Bu bağlamda Kürtler hep “hak talepli” bir mücadele ortaya koymuştur.  20. yy Kürtlerin hakkını aradıkları bir zaman dilimi olarak kayıtlara geçmiş, Kürtlerin isyanlarına tanıklık etmiştir. Hali hazırda bu süreç devam ediyor.

Kürtler, hak ararken gündemlerine hep “ulusal değerleri” almışlardır. Bütün isyanlara liderlik eden yapıların programlarında ve liderlerinin söylem ve demeçlerinde ulusal değerler hep talep edilmiştir. Mustafa Barzani önderliğinde verilen isyan, bu anlamda Modern Kürt İsyanlarının en tipik olanıdır. PKK, çıkış yapana kadar Kürtler arasında Mustafa Barzani tek ve ulusal lider olarak genel kabul görüyordu.

PKK ortaya çıktıktan sonra hem Kürtler, hem Mustafa Barzani önderlikli Kürt isyanı açısından işler değişmeye başladı. İlk başlarda ulusal değerler talep eden PKK, zamanla Mustafa Barzani önderliğinde süren mücadeleye zarar vermeye başladı. KDP’yi ve Barzani’yi hep “ilkel milliyetçilikle” suçlayan PKK giderek Kürtler arasında taban buluyordu. Zamanla sıkışan Mustafa Barzani önderlikli KDP (Kürdistan Demokrat Partisi) giderek taban kaybetti. Ama bütün bunlara rağmen ayakta kalmayı da başardı. Halen demokrat-muhafazakar bir siyaset temsilcisi olarak varlığını koruduğu gibi Irak’taki Kürt coğrafyasında de facto bir statü de kurmuş durumda.

PKK zamanla Kürt ulusal taleplerinden vazgeçen bir politik duruş sergilemeye başladı. Bu anlamda adını “Özgürlük Hareketi” olarak duyurdu. Amacını sadece Kürtlerin özgürlüğü değil bütün Ortadoğu halklarının özgürlüğü olarak açıklamaya başladı. Bu noktada PKK ismine takılmayı bıraktı. Amaç, PKK geçmişte yol açtığı olumsuz imajından sıyrılmak istediği gibi dünyada ve bölgedeki liberal ve demokrat çevrelerin sempatisini kazanmaktır. Bunun yerine PKK, çeşitli adlar altında Kürtler arasında yeni örgütler kurmaya başladı. Bunlardan bir tanesi de Suriye Kürtleri arasında şekillenen PYD-YPG’dir.

 PYD-YPG, Rojava dedikleri Kürtlerin Suriye’nin kuzeyinde yaşadıkları alanlarda örgütlenmiş durumda. Örgüt 2011 yılından sonra küresel güçlerin imalatı olan IŞİD ile mücadelesinde ortaya koyduğu “fedakarlıklar” sayesinde bazı çevrelerin dikkatini çekmeyi başardı. Bu çevrelerin başında batılı küresel güçlerin “insan hakları” çevreleri ile Türkiye’de demokrat-liberal çevreler gelmektedir.

Peki, bu çevreler neden YPG’yi övüp övüp bitirememektedir? En kritik soru budur bizce.

Ortadoğu’yu yeni yöntemlerle sömürmek isteyen Küresel Güçler, başarılı olabilmek için dinler ve mezhepler arasında nesnel çelişki olarak duran “fay hattını” kullanmak istediler. Bölgenin çoğunluğunu oluşturan kesim ise Müslümanlar hiç kuşkusuz. Etkili olan İslam dininin prestijini düşürmek ve tabiri caizse insanları İslamiyetten tiksindirmek için IŞİD denen yapı icat edildi, silahlandırıldı, eğitti, donattı ve piyasaya sürdü. IŞİD bölgede kan ve terör estirdi. Buraya kadar her şey yolunda…

Şimdi de sıra IŞİD ile mücadelesinde. Çünkü bölge halklarının özgürlüğü gerekiyor. İnsan hakları ihlalleri ise hat safhada! Kısacası bölgeye müdahale için bütün bahaneler oluşturuldu.  Evet, müdahale ederken askerlerinin ölmemesi gerekiyor. Bölge halklarından en fazla kimin özgürlüğe ihtiyacı var? Kürtlerin. O halde tarihte her zaman kahramanlık örneği sergilemiş olan Kürtler devreye girmeli. Kapıları çalındı. Kim o? ABD. Ne istiyorsun? Sizin özgürlüğe ihtiyacınız yok mu? Vaaar? Silaha da ihtiyacınız var. Evet. Al sana silah, hatta eğiteyim de. İşte özgürlük düşmanı IŞİD. Buyurun ya da Kürtçe ile KEREM KE!

Türkiye’de liberal ve demokrat çevreler ise “dini-muhafazakar” dedikleri hatta kimi zaman ağızlarından çıktığı ile “diktatör” ve “faşist” diye niteledikleri Erdoğan İktidarını “alaşağı” etmek için siyasal malzeme olarak PKK tabanına göz kırpar, HDP üzerinden ise hazır olan bu potansiyeli sandıklara çekme yöntemini aramaya koyuldu. Son yerel seçimlerde de bunu başarmış gibi. Yapılan işbirliğine “Demokrasi İttifakı” dendi. Ancak Millet İttifakı olarak bir araya gelen bileşenler, HDP’yi hiçbir zaman resmi bileşenden saymadı. Onlara “Erdoğan iktidarından kurtulalım, sonrasına bakarız” dendi büyük ihtimalle. O nedenle Türkiye’de demokrat-liberal çevreler asla “YPG’ye terörist demez.”. Dedikleri anda sandıklara oyları kendi kanallarına akıtma fırsatını kaçırmış olacaklar.

Geçmişe dönüp bakıldığında her şey sanki bilgisayar oyunu gibi işlendiği görülür. PYD-YPG güçleri kolaylıkla devreye girdi. Bütün dünya devletlerinin baş edemediği? IŞİD güçleri nasıl oldu da YPG ile yenildi? Hala anlamış değilim, beni affedin. Bazı Kürt çevreleri soru işaretli olan bu kahramanlıkla hala övünüp duruyor.

Kürtlerin niye Ortadoğu’da model olduklarından söz ediliyor anlamış değilim. Eğer, IŞİD’e karşı Suriye’de Kürtler kadınlı erkekli savaşmış ve bunun için model olacaksa o hal de neden Filistin halkı yıllardır yediden yetmişe İsrail ile savaştığı halde model olamadılar? Sorusunu sormak gerekir.

Bize göre Kürtler Küresel güçlerin ve yerli işbirlikçilerinin politik ve savaş malzemeleri olmuş durumda. Ünlü ABD senatörü Graham dedi ki “Suriye topraklarında bizim için YPG güçleri on bin kayıp verdi, ama sekiz askerimizi kaybettik. Bu nedenle YPG bizim için çok önemli bir müttefiktir”

Evet, senatörün ağzından çıkan bu lafı her şeyi özetliyor sanırım.

Saygıyla…

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol