Yıllar önce Amin Maalof'un “Doğu'nun Limanları” isimli kitabını okumuştum. Çok etkileyici, çarpıcı bir romandı. Sonunda bir sahne vardı ki, yürek burkan cinstendi. Gençliklerinde birbirlerini seven, birlikte olan ancak yaşamın acımasızlığı sonucunda ayrı kalmak zorunda kalan ve yıllarca hiç görüşemeyen iki yaşlı insanın yaşamlarının son demlerinde buluşmalarını anlatan sahneyi asla unutamıyorum. Gerçek aşk, gerçek özlem, kavuşma sevinci bu iki yaşlı yürekte can buluyor, anlam kazanıyordu.

Mazide kalan, kimi zaman imkânsız olan aşklar birçok yazarın ilgisini çekmiş, öykülerine, romanlarına konu olmuştur. Ayrılıklar, çoğu kez ozanların  şiirlerinde işlenmiş, sanatçıların şarkılarında, dengbejlerin stranlarında anlam kazanmıştır. İlgi çekmesinin nedeni, her insanın ömrünün bir döneminde yaşadığı bir duygu olmasındandır. Aşk insana has bir duygudur. Üzüntü de öyle... Ayrılıklar; sebepsiz değildir. Gelenekler, töreler, dinler, sosyal ve ekonomik yapı farklılıkları, sınıfsal ayrılıklar hep sevenlerin önüne set olarak çıkmıştır. Oysa gönül hiçbir şeyi dinlemez, sevdiğine bağlanır, yıllarca kanar. Hiç düşündünüz mü bu dünyada kaç insan sevdiğiyle evlenebilme şansına kavuşmuştur. Hangi insana dokunsanız mutlaka kanayan bir yanıyla yanıtlar sizi...

Yazar Kemal Siyahhan'ın Öteki Yayınevi etiketiyle raflardaki yerini alan “Roza'nın Gözleri” isimli romanı da tam olarak bu konuyu işliyor. Komiser emeklisi Kubilay'ın liseli aşkı Süryani Roza'yı ölmeden önce son bir kez görme isteği ve sevgilisinin izini sürmesi metnin ana izleğini oluşturuyor. Yaşlı Kubilay, İstanbul'dan Mardin'e, Midyat'a, Savur'a uzanan yolculuğunda okuru da beraberinde götürüyor. Kadim tarihi yapıtlarla bezeli Mardin'in dar sokaklarından, kiliselerine, manastırlarına gizemli bir yolculuk yapıyor okur. Kubilay'ın çoluk çocuğa, toruna karışmış eski sevgilisi Roza'yı görme isteği, “acaba görebilecek mi?” sorusu kitabın sonuna kadar bir merak unsuru olarak metni sürüklüyor. Bu açıdan bakıldığında yazarı kutlamak gerek, çünkü gerçekten zoru başarıyor ve merak unsurunu sonuna kadar canlı tutuyor.

Siyahhan'ın dili sade, anlatımı  anlaşılır. Okuru yormuyor. Mekanları yerinde gördüğü, oradaki atmosferi soluduğu belli. Yazar metni ve ana izleği  oluştururken kahramanıyla birlikte o otantik mekanları geziyor, okuru da beraberinde götürüyor.

Kubilay'la birlikte Güneydoğu'nun egzotik dünyasına gizemli bir yolculuk yapmak isteyenlere öneriyorum Roza'nın Gözleri'ni...

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol