Geçen hafta (25 Temmuz) pandemi ortamında yapılan CHP’nin  37.ci kurultayında bazı kavramlar öne çıktı. Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun 12 sayfadan oluşan ve  “İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi” diye sıraladığı çözüm önerilerinin yer aldığı konuşmasında “iktidar” ve “Dostlar” gibi iki kavramın altı özellikle çizildi.

Öncelikle Sayın Kılıçdaroğlu’nun konuşmasına baktığımızda iktidara olan eleştirilerini beş başlıkta topladığını ve her bir başlığın Türkiye’nin temel sorunları olduğunu görmekteyiz. Buna göre Türkiye’de demokrasi, ekonomi, dış politika, eğitim ve toplumsal barış alanlarında temel sorunlar öne çıkmıştır. Sorunların tamamının AK Parti’nin ülkeyi yanlış yönetiminden kaynaklandığı belirtilmektedir Kılıçdaroğlu’nun konuşmasında. Bu sorunların çözümünün CHP iktidarı ile mümkün olacağı savunulmaktadır.

Şimdi gelelim belirgin bir şekilde öne çıkan kavramlara.

İktidara yürüyeceklerinin vurgulandığı konuşmasında CHP Lideri Sayın Kılıçdaroğlu, bu işi “dostlar” ile yapacaklarını ve konuşmasında sıraladığı 13 maddeye “evet” diyen herkesi “dost”tan sayacaklarını da açıkladı.

Önce CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun iktidara nasıl yürüyeceklerini ve bunu başarıp başaramayacaklarının ne gibi bir yaklaşımla olabileceğini kendimizce biraz değerlendirelim.

Şunu hemen söylemekte fayda vardır. Her siyasi partinin demokratik sınırlar kapsamında iktidara yürüme gibi bir amacı ve hakkı vardır, olmalıdır da. Yoksa armut toplamak için siyasi parti kurulmaz. Hele ana muhalefet partisi iseniz amacınıza birkaç adım daha yaklaşmışsınız demektir.

Son on sekiz yıldır yapılan bütün seçimlerde AK Parti, CHP önünde açık ara farkla bütün seçimleri kazandı. Yani bir anlamda Kılıçdaroğlu kaybetti, Erdoğan kazandı seçimleri. Niye böyle diyoruz, çünkü günümüzdeki seçim rekabeti ve kullanılan siyasi dil, daha çok parti liderleri arasındaki polemik ve atışmalara oturdu ne yazık ki! Burada işi özetleyen iki kavramı örnek olarak vermek mümkündür: Sayın Erdoğan’ın sıkça  kullandığı “Bay Kemal” ile Sayın Kılıçdaroğlu’nun Tayyip Bey için kullandığı “Tek Adam” .

Şimdi konumuz yapılan son kurultay nedeniyle CHP ve Kemal Kılıçdaroğlu olduğu için değerlendirmemizi bu eksen üzerinde sürdüreceğiz.

Erdoğan için “Tek Adam” diyen Kemal Bey de partisinde “TEK” tir. Yani Türkiye yönetimi için Erdoğan “Tek Adam” ise CHP yönetimi için de Kemal Bey “TEK”tir. Türkiye’de sosyal demokrasinin son yıllarda yaşadığı handikap budur. Yani rakibinize “tek” diyarsanız kendi “tek”liğinizi de görmeniz gerekiyor.

İktidara gelmek için nasıl CHP yönetimine talip iseniz, ki son kurultay aslında bilinenin ilanıydı bir bakıma, Türkiye yönetimine de talip iseniz rakibinizin karşısına aday olarak çıkmanız gerekmiyor mu? Örneğin çok defa Kemal Bey, Sayın Erdoğan ile istediği TV kanalında, kamuoyu önünde istedikleri her konuyu tartışmak istediklerini açıklamıştır. Demokrasilerde bu talep doğaldır; fakat Kemal Bey özellikle Sayın Erdoğan’a Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde rakip olmadı. Bugün de rakip olmak istemiyor. Ekmeleddin İhsanoğu’yu kendi adayı yaparak Sayın Erdoğan’a karşı yarışmadı örneğin. Halbuki Ekmeleddin Bey CHP ideolojisi ile zıt bir anlayışa sahipti ve CHP tabanının istediği özelliklere sahip değildi. Yine son seçimde Abdullah Gül ismi üzerinde odaklandı Kemal Bey. Ama Sayın Akşener kendi adaylığında diretince Millet İttifakı bu anlamda çatlak verdi, Abdullah Gül de kamuoyunun önüne fazla çıkmadı, ürkeklik halini korudu her zamanki gibi. Ne kadar deneyimli olursanız olun, bazen ürkek davranabilirsiniz veya küçük hesap yaparak bulunduğunuz konumu sahiplenirsiniz. Son yıllarda Türkiye siyasetinde görülen hep bu oldu.

Neyse…

Kemal Kılıçdaroğlu Millet İttifakı Adayı Olmalı

Bize göre Sayın Kılıçdaroğlu, seçimlerde Sayın Erdoğan’ın karşısında aday olmalı. Madem Türkiye yönetimine talipsiniz ve ana muhalefet liderisiniz, o zaman aday olmanız çok meşru Kemal Bey. TV kanallarında Tayyip Bey ile siyasi bilek güreşi yapmak istiyorsunuz madem, sandıklarda da onun rakibi sizin olmanız en doğru tercih olmaz mı?

“Dostlar”ınız ile bunu değerlendirirseniz adaylığınız için bir tepki göstermezler diye tahmin ediyoruz. Yüzde 50’lerdesiniz millet ittifakı olarak, aday kim olursa olsun stratejiniz değişmemeli. Adayınız olarak Sayın Gül’ü yine direttirseniz ne anlama geliyor bu biliyor musunuz, Türkiye yönetimine talip değilsiniz demektir. Kaçak güreşiyorsunuz ve topu taca atıyorsunuz anlamına gelir bu, eğer aday olmazsanız. Bu durumda bütün sosyal demokratların kalbi ve hevesini kırmış olursunuz Kemal Bey.

Bütün CHP’ye  hem genel, hem yerel teşkilatlara, hem CHP’ye yakın medya kuruluşları, bununla beraber “dostlar” diye tabir ettiğiniz çevrelere naçizane çağrımızdır:

Kemal Bey’in Cumhurbaşkanlığı adaylığı için çalışmalar yapılmalı, onu öne çıkarmak için ilgili STK’lar dahil olmak üzere her kurum ve herkes bulunduğu yerde sayın başkanın adaylığını destekleyen etkinlikler düzenlemeli, çalışmalar derinleştirilmeli. Bu konuda kamuoyu daha fazla oluşturulmalı ve geliştirilmeli. Seçmenin bilincinde “Kemal Bey, Tayyip Bey’in karşısına asla çıkamaz” hissi oluşmuş, ama bu kırılmalı. Bunu yarın değil hemen şimdi yapmaları gerekmektedir.

Bilinmelidir ki, Kemal Bey aday olmazsa Türkiye yönetimine talip değil demektir. O zaman genel başkan sıfatını taşıdığı için CHP de Türkiye’yi yönetmek istemiyor, sonucu ortaya çıkar. O halde amaç sadece ana muhalefet partisi olmak mı? Eğer böyleyse amaç seçmene iktidardan bahsedilmemesi daha iyi olur. Ne kendinizi yorun ne de seçmeni…

Önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimi Kemal Bey için son seçim olacaktır. Be nedenle iki açıdan tarihi bir anlamı vardır. Ya aday olmayarak Tayyip Bey’in karşısına çıkmaz ki bu şu anlama geliyor: Korktu da aday olmadı. Ya da aday olacak ve Tayyip Bey ile yarışacak. Seçimdir bu, belki de kazanır, ne dersiniz?

Saygıyla…

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol