Burada bir konuşma gerçekleştiren Özel, "Bundan 2 yıldan biraz fazla geçti üzerinden, Genel Başkan adayı olarak gittiğim her şehirde de sonra kurultayımızda da söylemiştim. ‘Cumhuriyet Halk Partisi, kimsesizlerin kimsesidir, Cumhuriyet Halk Partisi, kimsenin sesini duymayanın sesidir. Bundan sonra Cumhuriyet Halk Partisi, birilerinin istediği gibi kutuplaşmaya, birilerinin istediği gibi ‘Bizden olanlar, oradan olanlar' diye birbirlerinden ayrılmaya, birilerinin uzaklaştırdığı, kutuplaştırıldığı, karşı tarafı şeytanlaştırıp arkasını kalabalıklaştırdığı bir dikine kesen siyaset yerine enine kesen ve herkese dokunan siyaset yapacak' dedik. Dedik ki ‘Cumhuriyet Halk Partisi sadece CHP'li değil AK Parti'ye, MHP'ye ve diğer partilere oy vermiş emeklilere dokunacak. Asgari ücretlilere de dokunacak. Eğer emeklinin sorunu varsa sosyal demokrat bir partinin sorunu vardır. Eğer emekli geçinemiyorsa, ülkenin ana gündemi kutuplaşma değil emeklinin sesinin duyurulmasıdır. Ülkenin ana gündemi emeklidir, asgari ücretlidir, yoksullardır' dedik" açıklamasında bulundu.
"Yerel seçimde, ana gündemimiz yine ekonomiydi"
Özel, siyasetin öncelikleri belirleme işi olduğunu söyleyerek, "Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak geçen yılın sonu gelirken yaklaşmakta olan bu sosyal krizi gördük. Ben bunu MYK'da arkadaşlarıma, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisinde, Gölge Kabinedeki Bakanlarımıza, Politika Başkanlarımıza şöyle anlatıyorum. Ben 2009 yılından beri bu partinin otobüslerinin üstündeyim kardeşim. Gitmediğim şehir yok. Meydan meydan dolaşıyoruz. Ama ilk kez son iki yıldır, o yüzden yerel seçimde, ana gündemimiz yine ekonomiydi, ana gündemimiz o zaman da emeklinin durumuydu. Çünkü bugüne doğru o serbest düşme başlamıştı. İlk kez son bir yıldır gördüğüm ve son bir aydır en üst düzeye ulaşmış bir şekilde meydanlarda ki çok sayıda emekli geliyor, gözlerindeki büyük öfkeyi görüyorum" ifadelerine yer verdi.
Kazayla ilgili inceleme sürüyor.
“2026 yılı dünya ölçeğinde krizleri ve hegemonya mücadelesini derinleştiren kritik çıkışlarla, yaşamsal çıkışlarla başladı. Özellikle ABD’de Trump’ın 2026 ajandasının oldukça hızlı ve agresif başladığına tanıklık ettik” diyen DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca, “Görüyoruz ki ABD emperyalizmi hem içeride hem dışarıda dünya halklarına şok darbeleri dayatıyor. Faşist bir diktatörlük kurmak için de tüm tuşlara aynı anda basıyor. Aslında bu yönelimi 2026 yılı sonunda ilan etmiş oldukları yeni emperyal doktrinle açıklamışlardı. İlk Adresleri Venezuela oldu. Hiçbir kural, hiçbir kaide tanımadan uluslararası hukuku, sözleşmeleri tanımadan Venezuela’ya bir darbe yaptılar ve Maduro ve Flores’i kaçırdılar” dedi.
“ABD DARBELERİ DEVAM EDECEK”
ABD’nin bu saldırılarının devam edeceğine dikkat çeken Koca, “Dünyanın en büyük petrol üreticisi konumunda olan ve ürettiği petrolün %80’ini Çin’e satan Venezuela’nın petrolüne el koymuş oldular. Aslında bir nevi işgal hareketi başlatmış oldular. Tabii bu darbeler pratiği Venezuela’yla sınırlı kalmayacağını” söyleyerek sözlerine şu şekilde devam etti: “Çünkü Trump ardı ardına Kolombiya, Küba, İran, Grönland’a yönelik tehdit ve müdahale çıkışlarıyla bu darbelerin süreceğini tüm dünyaya ilan etti.”
“İRAN’DAKİ MOLLA REJİMİ ÇÖKÜŞÜN EŞİĞİNDE”
Öte yandan İran halklarının çürümüş rejime karşı ayaklanma başlattığına dikkat çeken Perihan Koca, “Bu ayaklanma tabii İran için yeni bir ayaklanma, yeni bir durum değil. Zira 47 yıldır iktidarda olan Molla rejimine karşı özellikle son 20 yıldır süreklileşen, kitleselleşen ve giderek politikleşen bir isyan dinamiği söz konusu” dedi.
“İran halkları 18 gündür ayaktalar, isyandalar, sokaklardalar, ekonomik krize Karşı, derin yoksulluğa karşı, İran riyalinin dolar karşısında artık pula dönüşmesine karşı eyleme geçmiş durumda” diyen Koca, eylemlerin rejimin kendi tabanı tarafından da sahiplenildiğini ve bu yüzden protestoların artarak devam edeceğini kaydetti.
İran halklarıyla dayanışma içinde olacaklarını vurgulayan Koca, “Bizler de emperyalizmin bu müdahalelerine karşı, emperyalizmin planlamalarına karşı, İran’ı yeniden dizayn hamlelerine karşı, İran halkının özgürlük mücadelesinin eşitlik mücadelesinin ve demokrasi mücadelesinin sesi olmaya, İran halklarıyla dayanışmaya devam edeceğiz” dedi.
”HALEP’TEKİ SALDIRILAR KÜRT HALKININ KAZANIMLARINI YOK ETMEYE YÖNELİKTİR”
“Geçtiğimiz hafta Halep’te Kürt halkına yönelik çok açıktan bir soykırım denemesi yapıldı” diyen Koca, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:
“ABD ve İsrail’le yapılan Paris buluşmasının hemen ardından Kürt halkının Suriye’de kazanmış olduğu siyasal ve toplumsal iradeye yönelik bir tasfiye planı, bir kıyım planı, bir imha planı devreye sokuldu. Sivilleri katlettiler. Hastaneler bomba Korkunç bir katliama tüm dünyanın gözleri önünde girişildi. İnsanların canice parçalanan bedenlerine tanıklık ettik. Binalardan atılan kadın bedenlerine tanıklık ettik. İşlenen savaş suçuna tanıklık ettik ne yazık ki.”
Türkiye’nin HTŞ ile girmiş olduğu ilişkilere dikkat çeken Koca, “Bir yandan Türkiye’de kardeşlik edebiyatı yapıp, Türk, Kürt, Arap ittifakından bahsedip, bir yandan da Kürt halkını imha etmek için eli kanlı çetelere açıktan destek veren, HTŞ’yi açıktan kucaklayan bir Türkiye gerçekliğiyle, bir AKP gerçekliğiyle karşı karşıyayız. Bu gidişatın farkındayız” dedi.
“LEYLA ŞAHİN USTA, ALEVİ HALKINDAN ÖZÜR DİLEMELİDİR”
Geçtiğimiz günlerde AKP grup başkanvekili Leyla Şahin Usta’nın “Müslümanlar katledilirken sessiz kalanlar bugün Aleviler öldürülüyor diye ortalığı ayağa kaldırıyorlar” sözlerine tepki gösteren Perihan Koca, “Bu skandal sözleri ne yazık ki Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden Alevilere hakaret ederek ifade etti. Bu asla bir dil sürçmesi değil. Müthiş bir mezhepçilikle Alevi düşmanlığı yapılarak nefret suçu işleyen bir AKP iktidarı gerçekliği ile karşı karşıyayız. Ve bu nefret suçunu işleyen Leyla Şahin Usta Alevi halkından özür dilemek yerine bir dergaha gidip Hazreti Ali’nin posteriyle fotoğraf çektirip hamaset yapmayı, propaganda yapmayı ne yazık ki tercih etti” dedi ve son olarak Leyla Şahin Usta’yı istifaya davet etti:
“Leyla Şahin Usta Alevilerden derhal özür dilemelidir ve istifa etmelidir.”
"2025 Yılında yolcu sayısını 247 milyon 163 bine çıkararak; cumhuriyet tarihimizin yeni rekorunu kırdık"
Altyapı ve uçuş ağı hamleleriyle bilet satışlarında ve havayolunu kullanan yolcu sayılarında yıl yıl artış yaşandığını ifade eden Bakan Uraloğlu, "İlk ticari havalimanımız Ankara'da Güvercinlik olarak bilinen alan olsa da terminal olarak birkaç çadır dışında bir şey yoktu ama bugün içinde dünyanın en büyük küresel havacılık merkezlerinden biri olan İstanbul Havalimanı'nın da dahil olduğu 58 aktif havalimanımızla hizmet sunuyoruz. Hamdolsun yaptığımız yatırımlarla 2002 yılında Türk Sivil Havacılığı'na hizmet veren yaklaşık 149 kilometrelik pist uzunluğuna 92.4 kilometre daha ekleyerek bugün 241 bin 400 metreye yükselttik. Havacılık alanındaki bu altyapı gücümüzü, diplomatik başarılarla da perçinliyoruz. 2003 yılında yalnızca 81 olan Hava Ulaştırma Anlaşması sayımızı bugün 175'e çıkardık. Dış hatlarda 50 ülkede 60 noktaya uçuş gerçekleştiriliyorken bugün 133 ülkede 356 noktaya uçuyoruz. Bu altyapı ve uçuş ağı hamlelerimiz bilet satışlarının ve havayolunu kullanan yolcu sayılarının artışına da yıl yıl yansıdı. 2025 yılında transit yolcularla birlikte 247 milyon 163 bine çıkararak; cumhuriyet tarihimizin yeni rekorunu kırdık. Bu sayıyla yolcu bazında Avrupa'da 3. dünyada ise 7. sırada yer aldık" açıklamalarında bulundu.
"Toplam 41 bin 52 metrekare inşaat alanına sahip çok sayıda binayı çağın en son teknolojisine uygun olarak inşa ettik"
Havalimanında yer alan çok sayıdaki binayı teknolojiye uygun olarak inşa ettiklerini vurgulayan Uraloğlu, "Esenboğa Havalimanı'mızı yenilikçi bir vizyonla geliştirme çalışmalarına başladık ve 2 etaptan oluşan projemizin 1. etap işlerini tamamladık. Bu işler kapsamında Havalimanımızın 75 metre genişliği ve 3 bin 750 metre uzunluğundaki 3'üncü pisti ve 77 metre yüksekliğindeki yeni Hava Trafik Kontrol Kulesi ve 13 bin 500 metrekare Teknik Bloğuyla güçlenen altyapısıyla birlikte; 85 bin metrekare büyüklüğünde 6 adet uçak park kapasiteli yeni bir Kargo Apronu ve bunlara bağlı taksi yolları ve servis yolları dahil olmak üzere yaklaşık 945 bin metrekare kaplama sahası, 3 Adet Bağlantı Taksi yolu ve 5 Adet Hızlı Çıkış Taksiyolu, 5 bin 850 metrekare Uçuş Kontrol Hangarı, 13 bin 500 metrekare Hava Trafik Kontrol Kulesi ve Teknik Blok, 5 bin 750 metrekare Gümrük Müdürlüğü, 4 bin 750 metre Özel Maksatlı Garaj, 2 bin 100 metre Yeni İtfaiye İstasyonu, 4 bin 750 metrekare Isı Merkezi ve Su Deposu, 825 metrekare Özel Aydınlatma Bakım Binası, 800 metrekare Apron Bariyer Binası, 920 metrekare Nizamiye Binası 15 adet Nöbetçi Kule ve 232 metrekare Ana Nizamiye Binası gibi toplam 41 bin 52 metrekare inşaat alanına sahip çok sayıda binayı çağın en son teknolojisine uygun olarak inşa ettik. Böylece Ankara Esenboğa Havalimanı'mızı hem bugünün hem de geleceğin ihtiyaçlarını karşılayacak, başkentimize ve ülkemize yakışır modern, güvenli ve yüksek kapasiteli bir küresel havacılık merkezi hüviyetine daha da güçlenerek kavuşuyor" dedi.
"Projemizle 25 yıl işletme süresi karşılığında KDV dahil 560 milyon Euro kira geliri elde edeceğiz"
Projenin ikinci etabı kapsamında da en az 40 bin metrekarelik Terminal Binası Genişletmesi, Genel Havacılık Apronu ve Taksi Yolu çalışmaları yapacaklarını söyleyen Uraloğlu, "Ayrıca belirtmek istiyorum ki toplam 298 milyon Euro'luk yatırım gerektiren bu projeyi, devletimizin kasasından tek kuruş çıkmadan gerçekleştirdik. Üstelik herhangi bir yolcu garantisi koymadan hayata geçirdiğimiz bu projemizle 25 yıl işletme süresi karşılığında KDV dahil 560 milyon Euro kira geliri elde edeceğiz" diye konuştu.
"KÖİ Modeliyle ülkemiz ekonomisine yaklaşık 10 milyar Euro katkı sağladık"
Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) modeliyle hayata geçen havayolu projeleriyle ülke ekonomisine gelir sağlandığını belirten Uraloğlu, "İstanbul Havalimanı, Çukurova Uluslararası Havalimanı gibi KÖİ modeliyle hayata geçen projelerimizin başlangıcından günümüze alınan garanti fazlası ücret yaklaşık; 360 milyon Euro'dur. Tüm KÖİ Havalimanlarından alınan Kira/Tesis/Arazi Kullanım Bedeli ise yaklaşık; 9 milyar 600 milyon Euro'dur. Yani, bu model ile ülkemiz ekonomisine yaklaşık 10 milyar Euro katkı sağladık. Görüldüğü üzere, KÖİ havalimanlarından elde edilen kira ve kullanım bedelleri, modelin asıl gelir kalemini oluşturmakta ve finansal bir başarıyı temsil etmektedir. Bu hem kamu kaynaklarının etkin kullanımını hem de özel sektörün yatırımlarını teşvik eden kazan-kazan yaklaşımımızın somut kanıtıdır" dedi.
Operasyonda 3 ruhsatsız tabanca, 1 ruhsatlı tabanca, 1 kurusıkı tabanca, 8 şarjör, bin 302 adet 9 milimetre çapında fişek ile 14 adet kalaşnikof piyade tüfeği fişeği ele geçirildi.
Olayla ilgili 4 şüpheli hakkında adli işlem başlatıldı.
Kampüs altyapısının güçlendirilmesine yönelik iş birliği alanları değerlendirildi
Toplantıda, Dicle Üniversitesi kampüsünün mevcut ve gelecekteki su ihtiyacının kesintisiz biçimde karşılanmasına yönelik teknik ve altyapı başlıkları masaya yatırıldı. Düzenli içme suyu temini, altyapı kapasitesinin güçlendirilmesi ve uzun vadeli sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda DİSKİ ile Dicle Üniversitesi arasında ortak çalışma yürütülmesi konusunda görüş birliği sağlandı.
Atık Su Arıtma Tesisinin yeniden devreye alınması gündeme alındı
Görüşmelerin önemli başlıklarından birini, Dicle Üniversitesine ait ancak hâlihazırda faal olmayan Atık Su Arıtma Tesisi oluşturdu. Söz konusu tesisin yeniden hizmete alınmasına yönelik seçenekler değerlendirilirken, tesis alanının UNESCO Dünya Kültür Mirası Alanı içerisinde yer alması nedeniyle ilgili kurum ve kurullardan gerekli izinlerin alınmasının zorunlu olduğu vurgulandı. Sürecin hukuki ve idari boyutlarının üniversite yönetimi tarafından ayrıca ele alınacağı ifade edildi.
Arıtılmış suyun tarımsal sulamada kullanılması hedefleniyor
Tesisin yeniden devreye alınması hâlinde, gerekli teknik iyileştirmelerin yapılarak uluslararası çevre standartlarına uygun şekilde işletilmesi ve sürecin UNESCO’ya raporlanması hedefleniyor. Arıtılmış suyun tarımsal sulamada kullanılmasıyla hem su kaynaklarının verimli değerlendirilmesi hem de bölgedeki tarımsal üretime katkı sağlanması amaçlanıyor. Ayrıca, Dicle Nehri’ne karışan atık suların arıtılmasıyla çevresel kirliliğin azaltılmasına ve doğal yaşamın korunmasına katkı sunulması öngörülüyor.
Üniversite–yerel yönetim iş birliğinin çok boyutlu geliştirilmesi hedefleniyor
Toplantıda, Dicle Üniversitesi ile yerel yönetim iş birliğinin yalnızca altyapı çalışmalarıyla sınırlı kalmaması; çevre, sürdürülebilirlik ve eğitim alanlarında ortak projelerin hayata geçirilmesi gerektiği yönünde görüş alışverişinde bulunuldu. Bu tür iş birliklerinin öğrencilere uygulamalı eğitim imkânları sunacağı ve kentin sürdürülebilir kalkınmasına katkı sağlayacağı ifade edildi.
DİSKİ, Dicle Üniversitesi kampüsünün su ihtiyacına yönelik teknik desteği üstlenecek
DİSKİ Genel Müdür Mehmet Şerifoğlu, toplantıya ilişkin yaptığı değerlendirmede, Dicle Üniversitesi kampüs alanına düzenli ve sürdürülebilir içme suyu sağlanması konusunda mutabakata varıldığını belirterek, gerekli altyapı ve teknik desteklerin DİSKİ tarafından sağlanacağını ifade etti. Şerifoğlu, üniversitenin mevcut ve gelecekteki su ihtiyacının karşılanmasına yönelik ortak çalışmaların sürdürüleceğini kaydetti.
ABD Başkanı Donald Trump, İran yetkilileri ile yaptığı görüşmelerde rejimin idam ve katliamları durduracağını duyurmuştu. Ancak internet kesintilerinin hala sürdüğü İran’da insan hakları örgütleri ve yerel kaynaklar, ülkede ilan edilmeyen bir sıkıyönetim durumu söz konusu. Sistan ve Belucistan eyaletine bağlı Zahidan’da rejim muhafızları, zırhlı araçlarla bazı cadde ve sokakları kapattı. Zahedan'da bulunan Mekki Camii ve çevresinde yaygın olarak konuşlandırılmış zırhlı araçlar yurttaşların çektiği görüntülere yansıyor.
PEK ÇOK KENTTE PROTESTOLAR SÜRDÜ
Loristan eyaletindeki birçok şehirde, ayrıca Meşhed, Reşt, Tahran ve Karaj şehirlerinde, yakın zamanda ailelerine teslim edilen protestocuların cenazelerinin definleri sırasında protestoların yine sürdürüldüğü kaydedildi. Yerel kaynakların aktarımlarına pek çok bölgede kepenk kapatma ve grevlerin de sürdüğü kaydedildi.
Rejim muhafızlarının, Reşt'te grevlere katılan esnafların dükkanlarını yaktığı ya da tahrip ettiği ortaya çıktı. Görgü tanıkları, rejim muhafızlarının protestocuların kaçış yolunu kapatmak için Reşt pazarını ateşe verdiğini, ardından insanlara ateş açtığını aktardı.
*Öte yandan bazı bölgelerde su ve elektriğin de hala kesik olduğu öğrenildi. Birçok kentte ve bu kentlerin merkezi meydanlarında akşam 5’te sonra sıkıyönetim benzeri uygulamaları devreye konulduğu öğrenildi. Tutukluların sağlık durumu ve tahmini sayısının belirsizliğini koruduğu İran’da yargılamaların ise hızlı yapılmaya devam edildiği öğrenildi."
Kimlik tespitinin ardından başlayan duruşmada 25 tanık dinlendi. Ardından savunmalara geçildi.
Tanıkların beyanlarına karşın savunma yapan Sarıyıldız, iddianamenin somut gerekçelere dayandırılmadan hazırlandığını belirterek, “Gizli tanık beyanlarının birbiriyle çelişkili olduğu aşikadır. Bu dosya yurttaşların hizmet almasına da engel olmuştur ve kayyımın gerekçesi haline getirilmiştir” dedi. Nuriye Arslan da bir yıla yakın bir süredir tutuklu olmalarının asıl sebebinin belediyeye kayyım atanması olduğunu söyledi. Çağlar ise, “Dosyanın amacı bizim görevimizi yapmaktan uzaklaştırmaktır. Bu dosya nezdinde aslında partimiz yargılanmaktadır” diye konuştu.
'DOSYADA SOMUT DELİL YOK'
Aşan ise iktidarın uzun bir süredir yargı başta olmak üzere tüm güç aygıtlarını devreye sokarak elde edilen kazanımlara el koymaya çalıştığını, somut delillere dayanmaksızın, yalnızca gizli tanık beyanları üzerinden hakların ve kazanımların gasp edildiğini belirterek, "İddianamedeki suçlamalar çok absürt. DEM Partiyi kıskaca alma, kazanımlarını elinden alma saikiyle açılmış bir dosya. Şu an barışın konuşulduğu bir süreçteyiz. Ama hala kayyım politikaları uygulanıyorsa ve biz yargılanıyorsak bu süreç doğru ilerlemez. Dosyada bizimle alakalı hiçbir somut delil yok. Gizli tanıklar ortaya çıkarılsın. Gece gündüz Kürt sorununu demokratik yollarla çözmek için bir çok arkadaşımız bedel ödemişken, kazanımlarınızın gasp edilmesi ve bu tür yargılamalar zulümdür” ifadelerini kullandı.
'SUÇ UNSURLARI OLUŞMADI'
Ardından ÖHD'li avukatlar savunma yaptı. Avukatlar, dosyada yer alan gizli tanık beyanlarının çelişkili ve gerçeği yansıtmaktan uzak olduğunu vurgulayarak, bu ifadelerin tek başına hükme esas alınamayacağını, yargılamanın hukuki kriterlerden uzaklaşılarak siyasi saiklerle yürütüldüğünü ve müvekkilleri hakkında uygulanan adli kontrol tedbirlerinin hukuka aykırı olduğunu belirtti. Avukatlar, müvekkilleri hakkında beraat kararı verilmesini talep etti.
Mahkeme heyeti, dosyadaki tüm tanıkların dinlenmesine ve tüm siyasetçiler hakkındaki adli kontrol şartının kaldırılmasına karar vererek, duruşmayı erteledi.
Tutuklu sanıkların tutukluluğunun devamı kararı ile sonuçlanana ilk duruşmada, mağdur çocuklardan S.E.D. ve annesinin beyanları ile tacize ilişkin Meclis'te sorumlu görevlilerin olayı kapatmaya çalıştığı ortaya çıktı. Duruşmanın ardından davayı takip eden Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Milletvekili Özgül Saki, açıklamalarda bulundu. Özgül Saki, duruşmanın başından itibaren çocuğun üstün yararının, mahkeme heyeti tarafından sorulan "Kolunu nasıl tuttu, okşayarak mı tuttu" gibi sorular ve çocukların sanıklarla aynı ortamda ifade vermesine zorlanmaları nedeniyle sistematik olarak ihlal edildiğini söyledi.
'MAHKEME HEYETİ RAHATSIZ EDİCİ SORULAR SORDU'
Çocuk İzlem Merkezi'nde alınan ifadelerin gerektiğinde tekrar izlenmesinin yeterli olacağını ifade eden Özgül Saki, "Avukatlar da bunu talep ettiği halde mahkeme heyeti bu talebi hiç dikkate almayarak rahatsız edici sorular sordu. Bu saate kadar korkunç bir duruşma ortamında buna tanıklık ettik" dedi.
Tutukluluğun devamı kararına değinen Özgül Saki "Cinsel tacizin sabit olduğu bir zat sanıkların ifadesinde açık. Aile Bakanlığı dışında hiçbir çocuk hakları derneğinin, avukatların katılma talebi kabul edilmedi. Biz bu davanın takipçisi olacağız. Sadece adliye koridorlarında değil Meclis ortamında da bunu örtbas etmek isteyen her kim varsa açığa çıkartıp tacize göz yuman herkesin cezalandırılması için mücadele edeceğiz" ifadelerini kullandı.
Kent genelinde 17-20 Ocak arasında kar yağışı beklendiğinin aktarıldığı açıklamada, kar yağışının Diyarbakır'ın kuzey kesimlerinde (Ergani, Çermik, Silvan, Lice, Kulp, Hani, Dicle, Hazro, Çüngüş, Çermik, Kocaköy ve Eğil) yoğun kar yağışına dönüşeceğinin tahmin edildiği kaydedildi.
Açıklamada, "İlimiz genelinde 16-23 Ocak arasında buzlanma, yüksek kesimlerde kuvvetli buzlanma ve don olaylarının görülmesi beklenmektedir. Başta ulaşımda aksamalar olmak üzere, meydana gelebilecek olumsuzluklara karşı vatandaşlarımız ve ilgili kurumların dikkatli ve tedbirli olmaları önem arz etmektedir." ifadelerine yer verildi.
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) İzmir 1 Nolu Şubesi, 2025-2026 Eğitim yılının ilk dönemine ilişkin sendika binasında basın toplantısı düzenledi. Basın metnini okuyan Eğitim Sen İzmir 1 Nolu Şube Başkanı Hamdi Çalık, yüz binlerce öğretmenin atama beklediği, okullarda personel yetersizliği ile temizlik ve hijyen sorunlarının çözülmediği hatta büyüdüğü koşullarda eğitim öğretim yapıldığını vurguladı.
İzmir'de Konak'ta 446, Karabağlar'da 472, Torbalı'da 288, Ödemiş'te 122, Kiraz'da 110, Tire'de 62 ve Beydağ'da 21 öğretmenin okullarda ücretli öğretmenlik yaptığını kaydeden Çalık, yine depremden sonra yıkım kararı alınan okulların yıkılmadığını, yıkılanların da çoğunun yapımına başlanmadığını aktardı. Birleştirilen okullarda ikili eğitim uygulamasına dönüştürüldüğünü ve ders saati süresinin 30-35 dakikaya düşürüldüğünü belirten Çalık, "İyi planlanmadan yapılan bu dönüşüm süreci çocukların eğitim öğretimini hatta sağlığını olumsuz etkilemektedir. Eğitim Sen olarak talebimiz bu yıkılan okulların ivedilikle yapılıp bir an önce bütün okulların tam gün esaslı eğitime geçmesidir. Bütün okulların bakım onarım, tamirat, tadilat sürecinin okul dışı günlere tatillere denk gelecek şekilde acilen gözden geçirilip öğrencilerin güvenerek gelip gideceği gerçek bilim yuvalarına dönüştürülmesidir. Okullarımızın büyük çoğunluğunda kütüphane, laboratuar, etkinlik alanları dahi bulunmamaktadır" dedi.
'ÇOCUK İŞÇİLİĞİ MEŞRULAŞIYOR'
Çocuk yoksulluğu ve öğrencilerin beslenme sorununun toplumsal bir mesele haline geldiğini söyleyen Çalık, meslek liselerinin büyük bölümünün ise birer eğitim kurumu olmaktan çok fabrika gibi işletildiğini vurguladı. Çocuk işçiliğin devlet eliyle meşrulaştırıldığını kaydeden Çalık, "İktidar eliyle derinleştirilen ekonomik ve toplumsal sorunlar, MESEM’i bir tercih olmaktan çıkararak çok sayıda çocuk ve genç için zorunluluk haline getirmiştir. Ekonomik darboğaz ve ağır borç yükü altında ezilen yoksul emekçi ailelerinin çocukları, hayatta kalabilmek için bu uygulama aracılığıyla çocuk yaşta çalışmaya mecbur bırakılmaktadır. MESEM uygulaması daha fazla can almadan derhal durdurulmalıdır. Mesleki eğitim, patronlara kaynak aktarımı değil; öğrencilerin bilimsel bilgi, çağdaş beceri ve özgür bireyler olarak yetişmesini sağlayacak şekilde yeniden düzenlenmelidir. Çocukların ve gençlerin geleceğini karartan, eğitim hakkını yok eden ve emek sömürüsünü yaygınlaştıran bu uygulamaya karşı mücadele etmek, sadece eğitim emekçilerinin değil, tüm toplumun sorumluluğudur" ifadelerini kullandı.
DİNİ EĞİTİM
Siyasi iktidar eliyle eğitimin ve toplumsal yaşamın dini kurallara göre biçimlendirildiğini sözlerine ekleyen Çalık, şöyle devam etti: "Bu faaliyetler okullarda kamplaşma, kutuplaşma yaratan ayrıştırıcı uygulamalardır. Laik bilimsel eğitim anlayışına aykırıdır. Değişik din, mezhep, inanç ve dünya görüşünden insanların gerçek anlamda “eşit yurttaş” olarak kabul edilmesi, devletin bütün inançlara eşit mesafede ve tarafsız yaklaşmasına, günlük yaşamın her alanında okulda, üniversitede, işyerinde, sokakta, farklı kimlik, inanç ve dünya görüşleri arasında ayırım yapılmamasına bağlıdır. ÇEDES projesi bu yönüyle hem laikliğe hem de laik eğitim anlayışına temelden aykırıdır. Bu nedenle, ÇEDES benzeri uygulamalara derhal son verilmeli, okullarda dini kurumlarla yapılan ve laikliğe aykırı içerikte olan tüm protokoller iptal edilmelidir. Çocuklarımızın geleceği, tarikat ve cemaatlerin uzantılarının değil, aklın ve bilimin ışığında, özgür düşüncenin rehberliğinde şekillenmelidir. Çocuklarımızın ve öğrencilerimizin siyasi iktidarın kendi siyasal ve ideolojik hedeflerine ulaşmak için hayata geçirilen ÇEDES ve benzeri projelerin parçası haline getirilmesini istemiyoruz."
'ÖĞRETMENLERİN SORUNLARI BÜYÜYOR'
Eğitim emekçilerinin güvenceli istihdam talebinin görmezden gelindiğini belirten Çalık, öğretmenlerin çalışma yaşamını derinden etkileyen sorunlardan birinin de “norm fazlası” uygulamaları olduğunu dile getirdi. Eğitim emekçilerinin yaşam koşulları, ulaşım olanakları, aile bütünlüğü ve sosyal bağları hiçe sayıldığını ifade eden Çalık, "2025/2026 eğitim yılının ilk yarısı eğitim emekçilerinin alım gücünün en dip noktayı gördüğü bir dönem olmuştur. Yoksulluk sınırının çok altında kalan maaşlar, artan kira maliyetleri ve hayat pahalılığı karşısında öğretmenler barınma ve beslenme gibi en temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz hale gelmiştir. Son yıllarda eğitim emekçilerinin toplumdaki saygınlığı ve mesleki itibarları ciddi biçimde erozyona uğradı. Ekonomik koşullar refah seviyesini düşürürken; maaş artışları artan yaşam maliyetlerini (barınma, gıda, ulaşım vb.) karşılamaktan uzaktır. Türkiye’de görev yapan eğitim ve bilim emekçileri, OECD ülkeleri arasında ekonomik, sosyal ve özlük haklar açısından son sıralarda yer almayı sürdürmektedir. Türkiye’de 2025 yılı Ocak ayında göreve yeni başlayan bir öğretmen maaşıyla 10 çeyrek altın alabiliyorken, Ocak 2026 itibariyle aynı öğretmen, zamlı maaşıyla 7 çeyrek altın zor alabilmektedir. Sadece bir yıl içinde öğretmen maaşının alım gücü altın bazında en az 3 çeyrek altın azalmıştır" diye kaydetti.
MÜCADELE SÜRECEK
Eğitim öğretim yılının ilk yarıyılında ortaya çıkan tablonun, eğitim sisteminde yıllardır çözülmeyen ve giderek derinleşen yapısal sorunlarını bir kez daha gözler önüne serdiğini söyleyen Çalık, "Tüm öğrenciler için eşit, parasız, nitelikli eğitim olanakları sağlamak devletin ve özelde Millî Eğitim Bakanlığı’nın sorumluluğundadır. Bilimsellik eğitimin olmazsa olmazıdır. Bilimin, sanatın, sporun iç içe olduğu, öğrencilerin ilgi ve yetenekleri doğrultusunda kendini özgürce ifade edebildiği laik ve bilimsel eğitim politikaları hayata geçirilmelidir. Anadilinde eğitim, eğitim biliminin en temel ilkelerinden birisidir. Bir ülkenin gelişmişliği ve kültürel zenginliği açısından önemli olan, ekonomik ve toplumsal başarı sağlamak, dilsel ve kültürel zenginliklerin nesilden nesile aktarılmasının olanaklarını yaratmaktır. Toplumsal değişim ve ilerlemeyi engelleyebilmek için dünyanın birçok yerinde ilk olarak eğitim olgusuna el atılarak, kültürel zenginlikler talan edilmiş ve ‘resmi dil’ dışında kalan anadillerinde eğitimin yasaklanması eğitim biliminin en temel ilkesinin yok sayılması anlamına gelmektedir. Eğitim Sen, çocukların eşit, özgür ve nitelikli bir eğitim alabilmesi; tüm ve eğitim emekçilerinin güvenceli, insanca koşullarda çalışabilmesi için mücadelesini sürdürecektir" diye konuştu.
Meteoroloji Diyarbakır 15. Bölge Müdürlüğü, bölge genelini yakından ilgilendiren önemli bir hava durumu uyarısı yayımladı. Yapılan son meteorolojik değerlendirmelere göre, 17 Ocak 2026 Cumartesi gününden itibaren bölge, kuzeyden gelen soğuk hava dalgasının etkisi altına girecek.
Yetkililer, soğuk havanın 22 Ocak 2026 Perşembe gününe kadar etkisini sürdüreceğini belirtirken, bu süreçte buzlanma, don ve yoğun kar yağışı riskine dikkat çekti.

Açıklamaya göre;
*Bölge genelinde buzlanma ve don olayları bekleniyor.
*Yüksek kesimlerde kuvvetli buzlanma görülebileceği tahmin ediliyor.
*17 Ocak Cumartesi öğle saatlerinden, 20 Ocak Salı sabahına kadar:
*Bölgenin kuzey kesimlerinde yoğun kar,
*Bölge genelinde kar yağışı,
*Güney kesimlerde ise karla karışık yağmur etkili olacak.

Meteoroloji yetkilileri, başta ulaşımda aksamalar, buzlanmaya bağlı trafik kazaları, enerji ve günlük yaşamda yaşanabilecek olumsuzluklara karşı vatandaşların ve ilgili kurumların dikkatli ve tedbirli olması gerektiğini vurguladı.
Uzmanlar, özellikle sürücülerin zorunlu olmadıkça yola çıkmamaları, çıkacak olanların ise kış lastiği ve zincir konusunda hazırlıklı olmaları çağrısında bulundu. Gelişmeler yakından takip edilecek. Yetkililerden yapılacak yeni uyarıların dikkate alınması önemle hatırlatıldı.
Bültende, içme suyu ve kanalizasyon altyapısının yenilenmesi, kırsal mahalle yollarının iyileştirilmesi, yeni otobüslerin filoya eklenmesi ve uzun yıllardır el değmemiş yolların yenilenmesi gibi temel hizmetler detaylandırıldı. Ayrıca halk ekmek fabrikası, gölet yenileme çalışmaları ve tarımsal üretimi destekleyen projelerle kırsal kalkınmaya katkı sunulduğu belirtildi.
Çevre, kültür ve yaşam alanları
Yeşil alanların artırılması, iklim dostu projeler, yangın ve afetlere karşı hazırlık çalışmaları da bültende geniş yer buldu. Kültür-sanat alanında çok dilli etkinlikler, film festivalleri ve hafıza çalışmalarıyla kentin kültürel yaşamının canlandırıldığı aktarıldı.
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Basın Bülteni’ne https://www.diyarbakir.bel.tr/bilgi-bankasi/yayinlar.html linkini tıklayarak ulaşabilirsiniz.

İttihad-ul Ulema üyesi Nazım Şimşek, burada yaptığı açıklamada, bugün sadece bir şehri anmak için değil, ümmetin yaralı vicdanını, insanlığın ortak sorumluluğunu ve İslam'ın mukaddes emanetini hatırlamak için toplandıklarını söyledi.
Kudüs'ün sıradan bir şehir olmadığının altını çizen Şimşek, 3 semavi din için kutsal olan şehrin insanlığın ortak mirası olduğunu vurguladı.

Şimşek, şunları kaydetti:
"Kudüs, Müslümanların ilk kıblesidir. Mescid-i Aksa'nın evidir. Bu kıbleye dokunan el, ümmetin kalbine dokunmuş olur. Bugün kıbleye dokunulmuştur; ümmetin kalbi kan ağlamaktadır. Bugün Kudüs işgal altındadır. Bu işgal, geçici bir güvenlik uygulaması da değil, sistematik, planlı ve ideolojik bir yayılmacılığın sonucudur. Filistin topraklarında yaşananlar, kendiliğinden gelişen acımasız saldırganlıklar değildir. Bunlar, siyonist ideolojiyle beslenen, katil İsrail'in yıllardır sürdürdüğü siyonist yayılmacı anlayışın ve işgalci politikaların sonucudur.
Gazze, uzun süredir açık bir abluka altında, karadan, havadan ve denizden kuşatılmış, bir halkın hayatta kalma mücadelesidir. Gazze, bugün dünyanın en büyük açık hava hapishanelerinden biridir. Gazze'de yaşanan her acı, Kudüs'te her kuşatma halkası aynı zihniyetin ürünüdür. Bu nedenle Kudüs'ü savunmak, Gazze'yi görmeden mümkün değildir."
Kudüs'ün sadece Filistinlilerin değil, insanlığın meselesi olduğunu belirten Şimşek, "Buradan açık ve net bir çağrımız vardır: İsrail'in işgal politikaları artık görmezden gelinemez. Siyonist yayılmacılık, bölgesel değil, insani bir tehdit haline gelmiştir. Kudüs ve Gazze bu hafta vesilesiyle değil, sürekli gündemde tutulmalıdır." şeklinde konuştu.
Grup, okunan duanın ardından dağıldı.
Yeniden yargılama kapsamında haklarında dava açılan 7 sanık, bugün Ağrı’da bir kez daha hakim karşısına çıktı. Duruşmada tanıklar dinlendi, öğle arasının ardından sanıkların yeniden savunmaları alındı.

Anne Şükran Aydemir’in avukatı Erdoğan Tunç, dinlenen tanık beyanlarının ardından yaptığı değerlendirmede, dosyanın geldiği aşamada sanıklar hakkında atılı suçların daha da netleştiğini savundu. Tunç, sanıkların yurt dışı bağlantılarının bulunduğunu, bu nedenle kaçma şüphesinin olduğunu belirterek tutuklama talebinde bulundu. Ayrıca sanıkların ve yakınlarının dosyadaki diğer sanıklar ve şüpheliler üzerinde baskı kurma ihtimali bulunduğunu ifade etti. Anne Şükran Aydemir’in Kanada’da yaşaması nedeniyle duruşmaya katılamadığını belirten Tunç, bir sonraki celsenin Kanada Konsolosluğu aracılığıyla yapılmasını talep etti.
Sanıklardan Ayşe Artam ve Yıldırım Artam, üzerlerine atılı suçlamaları reddederek beraat talebinde bulundu. Besim Dursun ise olayla ilgilerinin olmadığını savunarak mağdur edildiklerini ileri sürdü. Polis nezaretinde bulundukları sırada Yusuf Aydemir’in “İtiraf mı ettiler acaba?” şeklinde bir ifade kullandığını duyduğunu aktaran Dursun, bu sözün neden söylendiğini bilmediğini dile getirdi.
Mehmet Ali Aydemir, 8 yıldır yargılandıklarını belirterek olayla hiçbir ilgisinin bulunmadığını söyledi. Musa Aydemir de benzer şekilde suçlamaları kabul etmeyerek beraatini talep etti. Hatun Dursun ise aleyhine ifade veren kişilerden şikayetçi olduğunu belirtti.
Mahkeme başkanı, Yusuf Aydemir’e Leyla’nın kaybolduğu gün ile bulunduğu tarih arasında telefonunun internetinin kapalı olmasını sordu. Tuşlu telefon kullandığını söylemesine rağmen elinde akıllı telefon bulunduğuna dair fotoğraflar olduğunu hatırlatan mahkeme başkanı, kardeşi Nihat Aydemir ile aralarında husumet olup olmadığını da gündeme getirdi.
Yusuf Aydemir ise suçsuz olduğunu, kendisine iftira atıldığını savundu. Telefonunun internetinin kapalı olmasının, paketinin bitmiş olmasından kaynaklanmış olabileceğini belirtti. Leyla’nın farklı bir yerde görüldüğüne dair duyum aldığı için traktörle başka bir noktaya gittiğini, ardından tekrar Leyla’nın bulunduğu alana döndüğünü anlattı. Kardeşi Nihat Aydemir ile aralarında herhangi bir sorun bulunmadığını ifade eden Yusuf Aydemir, şüphelendiği kimse olmadığını söyledi.
Van’da 27 Eylül 2024’te kaybolduktan 18 gün sonra göl kıyısında cansız bedeni bulunan Diyarbakırlı üniversite öğrencisi Rojin Kabaiş’in ölümüne ilişkin yürütülen soruşturma kamuoyundaki tartışmalarını sürdürüyor. Rojin Kabaiş’in ailesinin avukatı ve Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Merkezi üyesi İrem İlhan, dosyaya ilişkin gazetemiz Güneydoğu Ekspres’e değerlendirmelerde bulundu. İlhan, soruşturmanın ilk aşamasında ‘intihar’ ihtimalinin öne çıkarılmasının etkin soruşturmayı zayıflattığını belirtti.
İlhan, soruşturma sürecinin tek bir ana indirgenemeyeceğini vurgulayarak, özellikle ilk aşamada henüz tüm maddi deliller toplanmadan ‘intihar’ ihtimalinin öne çıkarılmasının dosyanın sağlıklı ilerlemesini ciddi biçimde zayıflattığını söyledi. İlhan, bu yaklaşımın, ölümün tüm yönleriyle araştırılmasını geciktirdiğini ve telafisi güç bir zaman kaybına yol açtığını da ifade etti.

Rojin Kabaiş’in bedeni üzerinde iki farklı erkeğe ait DNA tespit edildiğini hatırlatan İlhan, buna rağmen bu bulguların uzun süre etkisizleştirildiğini ya da çelişkili Adli Tıp raporlarıyla tartışmalı hale getirildiğini belirtti. İlhan, ‘Bu DNA’lar nasıl oluştu, kimlere ait ve neden hala somut bir fail yok?’ sorularının ise hala yanıt bulmadığını söyledi.
Dosyanın mevcut aşamasına ilişkin de değerlendirmede bulunan İlhan, soruşturmayı devralan savcıların önceki süreçteki eksikliklerin ve çelişkilerin farkında olduğunu ve daha dikkatli bir inceleme yürüttüklerini ifade etti. Bu kapsamda Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ile yapılan görüşmenin yapıcı geçtiğini belirten İlhan, Adli Tıp raporları arasındaki çelişkilerin ve etkin soruşturma gerekliliğinin Bakanlığa aktarıldığını ifade etti.

Ancak dosyada ciddi maddi deliller bulunmasına rağmen hala somut bir failin ortaya çıkarılamamasının, meselenin yalnızca bireysel ihmallerle açıklanamayacağını dile getiren İlhan, bunun kadınların şüpheli ölümlerinin yeterince ciddiye alınmamasıyla ilgili yapısal bir sorun olduğunu vurguladı.
Diyarbakır Barosu’nun Ankara’dan temel talebinin açık olduğunu belirten İlhan, Rojin Kabaiş dosyasına etkin, tarafsız ve bağımsız bir soruşturma yürütülmesi için müdahale edilmesini istediklerini söyledi. İlhan, Adli Tıp raporları arasındaki çelişkilerin giderilmesi, bağımsız ve yeni bir bilirkişi heyeti oluşturulması ve DNA delillerinin yeniden ve şeffaf biçimde değerlendirilmesi taleplerini yineledi. Ayrıca, soruşturmanın cinsel saldırı boyutunda genişletilmesi gerektiğini de vurgulayan İlhan, TCK’nın 102’nci maddesi kapsamında açık deliller bulunduğunu ifade etti.

İlhan, Rojin Kabaiş dosyasının Gülistan Doku’nun altı yıldır bulunamayan dosyasından bağımsız düşünülemeyeceğini belirterek, “Gülistan Doku’nun altı yıldır bulunamıyor olması, bir istisna değil; bu ülkede kadınlara yönelik şiddetin ve cezasızlığın nasıl süreklilik kazandığını gösteren acı bir gerçekliktir. Bu durum, başka kadınlar için bir ‘karşılaştırma’ ya da ‘olmasın temennisi’ değil, hesabı sorulması gereken yapısal bir adaletsizliktir. Rojin Kabaiş dosyası da bu nedenle yalnızca kendi içinde değil, Gülistan Doku dosyasıyla birlikte düşünülmelidir. Çünkü her iki dosyada da karşımıza çıkan şey aynıdır: Etkin soruşturma yürütülmediğinde, dosyalar zamana yayılır; zamana yayılan dosyalar ise cezasızlığa dönüşür” ifadesinde bulundu.
Gülistan Doku için işletilmeyen adaletin Rojin Kabaiş için de tehdit oluşturduğuna dikkat çeken İlham, “Çağrım elbette ki şudur; kadınların kaybolduğu, öldüğü ya da şüpheli biçimde hayatını kaybettiği dosyalar, devletin takdirine bırakılabilecek dosyalar değildir. Bu dosyalar kararlılıkla, şeffaflıkla ve toplumsal denetime açık biçimde yürütülmelidir. Gülistan Doku için işletilmeyen adalet, Rojin Kabaiş için de tehdit oluşturmaktadır; bu nedenle mücadelemiz dosyalar arasında değil, adaletin kendisi üzerinedir. Kadınların yaşam hakkı bir ihtimal meselesi değil, mutlak bir haktır. Biz bu hakkın ertelenmesine, aşındırılmasına ve unutturulmasına karşı hukuki ve politik mücadelemizi sürdüreceğiz” diye kaydetti.
TFF Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK), Amedspor’’un 2-1 kazandığı Çorumspor maçında çirkin tezahüratta bulundukları iddiasıyla 9 bloku kapsayan ve 5 bini aşkın yeşil kırmızılı taraftarın elektronik biletleri bloke edildi.
Diyarbakır Stadyumunda geçtiğimiz hafta oynanan maçlardan sonra disiplin kuruluna sevkleri değerlendiren PFDK, kararını açıkladı.
PFDK kararında, Amedspor’un 2-1 kazandığı Çorumspor maçında, taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle 110 bin, stadyum içerisine kapalı şekilde ve şişe içerisinde içecekler alınmasından dolayı da 110 bin ve aynı müsabakada ikinci kez çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle de 80 olmak üzere toplam 300 bin lira para cezası verdi.

Ancak her ne kadar 300 bin liralık ceza verilse de en büyük ceza, yeşil kırmızılı taraftarlara geldi.
PFDK’nın açıklanan kararında, FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan;
Doğu alt tribün 131, 132, 133, 134
Batı alt tribün 110, 111
Güney alt tribün 122, 123,124
numaralı bloklarda yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesine karar verildi.

Toplam 9 bloku kapsayan bu ceza Amedspor tarihinde, saha kapatma cezası dışında ilk kez bir maçta verilen rekor ceza olarak dikkat çekti. Taraftara verilen bu cezalar, Amedspor taraftar grupları tarafından tepkiyle karşılandı.
Burası Sibirya Değil, Diyarbakır! https://t.co/pw4xdNv9vQ pic.twitter.com/59w0ShuZsM
— Güneydoğu Ekspres (@ekspreshaber_) January 6, 2026
ÖZEL HABER /Veli BALTACİ - Mehmet Rumet SOYLU