Müzakere sürecinin inişli çıkışlı olduğunu anlatan yetkililer, İranlıların bu süreçte "kendilerine zaman kazandıracak şekilde" hareket ettiğini savundu.
Yetkililer, "İranlıların nükleer silaha ulaşmaları birkaç gün veya birkaç hafta sürebilirdi ve bunu başarmak için gerekli tüm imkanlara sahiptiler." dedi.
ABD'nin, İran'la nükleer müzakerelerinde temel olarak üç hedefinin olduğunu kaydeden yetkililer, bunların her biri için kapsamlı şekilde müzakere yürüttüklerini ancak İranlılarla istedikleri noktaya gelemediklerini söyledi.
ABD'NİN MÜZAKERELERDEKİ ÜÇ HEDEFİ
İran'ın elinde yaklaşık 10 bin kilogram zenginleştirilmiş malzeme olduğunu belirten yetkililer, bu malzemenin yaklaşık 460 kilogramının yüzde 60 zenginleştirilmiş uranyum, 1000 kilogramının yüzde 20 zenginleştirilmiş uranyum ve geri kalan yaklaşık 8 bin 500 kilogramının ise yüzde 3,67 zenginleştirilmiş uranyumdan oluştuğunu söyledi.
"Bu, bizim için ilk hedefti. Elbette nükleer bomba olmaması. Dolayısıyla İranlılardan tüm malzemeyi geri almamız gerekiyordu." diyen yetkililer, bu oranın, nükleer anlaşmada izin verilen oranın yaklaşık 5 katı olduğuna işaret etti.
ABD'nin müzakerelerdeki ikinci hedefinin, haziran ayında vurulan üç nükleer tesis olan Natanz, Fordo ve İsfahan'ın "sonsuza kadar ve tamamen kapatılmasını" sağlamak olduğunu kaydeden yetkililer, üçüncü hedefinin ise İran'ın Hizbullah, Husiler ve Hamas gibi bölgedeki "vekil" unsurlarına desteğini kesmesini temin etmek olduğunu kaydetti.
ABD'nin sivil nükleer amaçlar için İran'a istediği kadar ücretsiz nükleer yakıt vermeyi taahhüt ettiğini aktaran diğer yetkililer, İranlıların bunu hiçbir zaman kabul etmediğini ve "bizim kendi nükleer yakıtımızı üretme hakkımız var" söylemini öne sürdüklerini belirtti.
Yetkililer, İran'daki bir tesiste "radyoizotop" üretildiğini fark ettiklerini anlatırken, "JCPOA (Ortak Kapsamlı Eylem Planı) kapsamında, minimum zenginleştirme seviyesi yüzde 3,67 idi. Radyoizotop geliştirmek için bir araştırma reaktörü yüzde 20 seviyesinde zenginleştirme yapmalıdır. Bu kabul edilemez bir durumdu." değerlendirmesini yaptı.
ABD-İSRAİL'İN İRAN'A SALDIRILARI
İsrail ve ABD, Tahran ile Washington yönetimleri arasında müzakereler sürerken 28 Şubat'ta İran'a askeri saldırı başlattı.
İran da İsrail'in yanı sıra ABD üslerinin bulunduğu Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn başta olmak üzere bazı bölge ülkelerinde belirlediği hedeflere saldırılarla karşılık verdi.
ABD-İsrail saldırılarında, İran lideri Ayetullah Ali Hamaney'in yanı sıra çok sayıda üst düzey yetkili öldü.
İran Kızılayı, ABD-İsrail saldırılarında 787 kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu.
Fransa’nın bölgedeki müttefiklerini desteklemesi ve güvenilir bir ortak olduğunu göstermesi gerektiğini ifade eden Macron, Fransız hava savunma sistemleri ve radarlarının Kıbrıs’a konuşlandırıldığını ve konuşlandırılmaya devam edeceğini söyledi. Macron ayrıca, Kıbrıs kıyılarına bu gece ulaşacak bir fırkateynin de gönderileceğini açıkladı.
Hamaney, 28 Şubat’ta İsrail ve ABD tarafından İran’a yönelik başlatılan saldırıların ilk saatlerinde başkent Tahran’daki yerleşkesine düzenlenen saldırıda yaşamını yitirmişti. Söz konusu saldırıda ayrıca Hamaney’in kızı, damadı, torunu ve gelini de hayatını kaybetmişti.
"İSRAİL'İ DURDURACAK AKTÖR AMERİKA"
30 Ocak tarihinde savaşı bir süre engellediklerini ifade eden Bakan Fidan, "30 Ocak'ta savaşı bir süre engelledik. Amerikalılar ve İranlılara bir görüşme mimarisi çizdik. Müzakereler sürseydi bir sonuca ulaşılabilirdi. İsrail, ABD'ye muazzam bir baskı yaptı. 28 Şubat itibarıyla da savaş başladı. Kurumlar arasında yoğun bir koordinasyon faaliyeti içindeyiz. Kendimizle ilgili bütün senaryoları masaya yatırıyoruz, tüm kriz senaryolarını gözetiyoruz. Savaşın cephesi iki taraflı genişleyebilir. Saldırılarda sadece askeri üsler değil, enerji alt yapıları da hedefte. Savaşın yayılma riski bizi endişelendiriyor. Özellikle ABD'ye belli konuların net bir şekilde anlatılması gerekiyor. İsrail'i durduracak aktör Amerika. Çünkü olası senaryolara göre etkilenecek ülkeler Körfez, Türkiye, Avrupa ülkeleri. İran'ın yeni liderliği fırsat olabilir. İran'daki yeni liderlik belki savaşı durduracak iradeyi gösterir. Çünkü savaşın uzaması verilecek her tavizden daha kötü zarar verir" şeklinde konuştu.
"ÖNCELİĞİMİZ SAVAŞI DURDURMAK"
Savaş bölgesindeki vatandaşların durumunu takipte olduklarını vurgulayan Bakan Fidan, "Vatandaşlarımızın durumunu anbean takipteyiz. Körfez'deki büyükelçilerimiz teyakkuz halinde. Körfez'e kısa dönemli giden vatandaşlarımızın dönüşlerinde sıkıntılar var. Bölgede çok yoğun bir hava trafiği var. İran'ın Körfez ülkelerine gönderdiği füzeler var. Daha yavaş giden dronlar var. Yani hava sahası tamamıyla silahlı dron ve uçaklarla kaplı durumda. Bu operasyonel yoğunluğun azalması sonucunda trafiğin açılacağını düşünüyorum. Türkiye bu sıkıntılı dönemde de bölgemizde bir umut kaynağı. Politikamız bizi sıkıntılardan korudu. Önceliğimiz savaşı durdurmak" dedi.
CENTCOM'un paylaşımında ABD Donanması'na ait savaş gemilerinden ateşlenen çeşitli güdümlü mühimmatların görüntüleri yer aldı. CENTCOM'un açıklamasında ayrıca Tahran yönetimi "bölgedeki diğer ülkelere azami zarar verme girişiminde bulunmakla" suçlandı. İran'a ait füze fırlatma rampalarının vurulduğu görüntülerin yer aldığı paylaşımda, "İran rejimi, bölge genelinde azami zararı vermek amacıyla mobil fırlatma rampaları kullanarak ayrım gözetmeksizin füze ateşliyor. ABD güçleri bu tehditleri avlıyor ve özür dilemeden veya tereddüt etmeden onları ortadan kaldırıyor" denildi.
İran'a ait İHA'ların yerde ve fırlatma platformlarında vurulma anlarının da paylaşıldığı bir açıklamada, "İran rejiminin öldürücü insansız hava araçları (İHA) yıllardır Orta Doğu'da bir tehdit oluşturuyor. Bu İHA'lar artık tolere edilebilir bir risk değil" ifadeleri kullanıldı.
Temelli, henüz parti kurullarının kongre takvimini konuşmadığını ancak bu yıl içinde kongreye gitmenin yasal bir zorunluluk olduğunu söyledi. Parti olarak içinde bulunulan siyasal sürecin dikkatle değerlendirileceğini vurgulayan Temelli, konjonktürde yaşanan değişimlerin dikkate alınacağını söyledi. Temelli, "Bütün bu değişiklikler olurken kendimizi aynen tekrar edemeyiz. Elbette gelişmeleri dikkate alacağız, bunu bünyemize katmanın yollarını arayacağız" ifadelerini kullandı. Temelli, partinin geçmişte de benzer dönüşümler yaşadığını hatırlatarak, "İlk defa yapacağımız bir şey değil. Geçmişte de yaptık, yine yapacağız" diye konuştu.
Temelli, isim konusunda ise "Adı değişebilir zaten. Demokratik Cumhuriyet Partisi olabilir, Demokratik Halk Partisi olabilir. Birçok şey olabilir" dedi. "DEM Parti" adının da geçmişteki parti kapatma süreci ve seçim stratejileri nedeniyle ortaya çıktığını hatırlatan Temelli, "İsmimiz budur diye değişmez bir durumumuz yok" ifadelerini kullandı. Temelli, bileşenler konusunda ise kongre sürecinde tüm aktörlerle birlikte değerlendirme yapılacağını kaydetti ve "Sürecin bütün dinamiklerini doğru okuyarak, siyasi hayatımızda yeni bir dönem stratejisi belirleyeceğiz. Sürece en uygun programla yolumuza devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.
Konuşmasında TBMM’nin ikinci kez "gazi" unvanı aldığına vurgu yapan Erdoğan, 23 Nisan 1920’den bu yana millete hizmet eden tüm milletvekillerini şükranla andı. Milli Mücadele dönemine atıfta bulunan Erdoğan, İstiklal Harbi’nin Başkomutanı Mustafa Kemal Atatürk’ün "Ya istiklal ya ölüm" sözünü hatırlatarak, bağımsızlık ruhunun önemine dikkat çekti. "Bu vatan ölmez. Ölmesi farz-ı muhaldir" diyen Erdoğan, "Türkiye, Türkiye’den büyüktür" sözünün hamasi bir söylem değil, milletin inancının ve iradesinin tescili olduğunu söyledi.
"YILLARDIR BİZE HUKUKTAN, İNSAN HAK VE HÜRRİYETLERİNDEN BAHSEDENLERİN BİZZAT KENDİLERİ BUGÜN BU DEĞERLERİ YOK SAYIYOR"
Dünyanın tamamının sıkıntılı bir süreçten geçtiğini ve uluslararası kurumların etkisizleştiğini ve küresel adaletsizliğin derinleştiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:
"Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin mensupları olarak sizler de çok iyi biliyorsunuz ki sadece bölgemiz değil, sadece içinde bulunduğumuz coğrafya değil, topyekun dünya kritik dönemlerden geçiyor. Uluslararası kurum ve kuruluşların etkisizleştiği, güç dengesinin giderek bozulduğu, uluslararası anlaşmaların yamalı bohçaya döndüğü, uluslararası hukukun büyük ölçüde rafa kaldırıldığı, geleneksel diplomasi anlayışının terk edildiği bir eksen kaymasını küresel düzeyde hep beraber tecrübe ediyoruz. İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan dünya sistemi tabiri caizse çatır çatır diyor, temelinden sarsılıyor. Dünya en küçük kıvılcımda tutuşacak derecede ısınıyor, ısıtılıyor. Küresel adaletsizlik gittikçe daha da derinleşiyor, kronikleşiyor. Eski düzen yıkılırken yerine neyin konacağı henüz tam olarak bilinmiyor. Dünyamız hızla kaba kuvvetin ve güçlünün hukukunun işletildiği kaotik bir döneme doğru sürükleniyor. Komşumuz İran'a yönelik saldırılarla başlayan süreç, bu vesileyle bunlara bir kez daha şahitlik ediyoruz. Birleşmiş Milletler sisteminin sembolize ettiği çok taraflılık, egemen eşitlik, anlaşmazlıkların diplomasiyle çözümü gibi prensipler, bizzat bu sistemin kurucuları tarafından acıkınca yenilen putlara dönüştürülmüş durumda. Yıllardır bize hukuktan, insan hak ve hürriyetlerinden bahsedenlerin bizzat kendileri bugün bu değerleri yok sayıyor, çiğnemekte hiçbir beis görmüyorlar."
"BİZ BÖLGEMİZİ VE İNSANLIĞI İLGİLENDİREN MESELELERDE ASLA TARAFSIZ DEĞİLİZ"
Yaşanan kaoslarda Türkiye’nin tarafının net olduğunun altını çizen Erdoğan, "Belirsizliğin, gerilimin, çatışmanın ve hukuksuzluğun norm haline geldiği böyle hassas bir konjonktürde Türkiye'nin tavrı bellidir. Biz bölgemizi ve insanlığı ilgilendiren meselelerde asla tarafsız değiliz. Biz kardeşlerimiz ve komşularımızın huzurunu bozan hadiselerde tarafsız değiliz. Biz tüm dünyanın geleceğini tehdit eden konularda tarafsız değiliz. Tam tersine Türkiye olarak sulhü sükunun tarafındayız. Huzurun ve istikrarın tarafındayız. Dayanışmanın ve iş birliğinin tarafındayız. Evrensel değerlerin, adaletin ve kalkınmanın tarafındayız. Sorunların diyalog ve diplomasiyle çözülmesinin tarafındayız. Çatışma yerine müzakerenin, savaş yerine barışın tarafındayız. Öldürmenin, katletmenin, haydutluğun, soykırımın ve soykırımcıların değil hakkın, hakikatin, nerede olursa olsun insanı yaşatmanın tarafındayız. Mazlumların gözyaşını dindirmenin, zulmü engellemenin tarafındayız. İnşallah bu çizgimizi, bu duruşumuzu her daim koruyacağız. Nasıl bugünlere oyunları bozarak geldiysek, nasıl bize demokrasi ve insan hakları dersi verenler susarken zulmün olduğu her yerde cesaretle hakkı haykırdıysak, nasıl zalimlere hiçbir zaman boyun eğmediysek, Allah'ın izni, aziz milletimizin güçlü desteğiyle adaletsizlikler karşısında dik durmaya devam edeceğiz. Basiretli düşünmeye, soğukkanlı olmaya, sağduyulu davranmaya devam edeceğiz. Bilhassa yakın çevremizde füzeler havada uçuşurken 86 milyonun tek bir ferdinin dahi kılına zarar gelmemesi için dikkatli, temkinli, sabırlı fakat haksızlıklar ve haydutluklar karşısında da bir o kadar dirayetli olmaya devam edeceğiz" açıklamasında bulundu.
"MİLLİ DAYANIŞMA, KARDEŞLİK VE DEMOKRASİ KOMİSYONU TARİHİ MİSYONUNU BAŞARIYLA YERİNE GETİRMİŞTİR"
Yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen Türkiye’nin Türkiye Yüzyılı’na hazırlandığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Dünyanın fırtınalı sularda seyrettiği günümüzde altyapımızı, ekonomimizi, diplomasimizi, ordumuzu ve savunma sanayimizi güçlendirerek, milli birliğimizi tahkim ederek hep beraber Türkiye Yüzyılı'na hazırlanıyoruz. Burada şunu önemli ifade etmek istiyorum; Türkiye Yüzyılı vizyonumuzun köşe taşlarından biri terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedefiyle yürüttüğümüz çalışmalardır. Bakınız bundan 94 yıl önce yine bu yüce çatı altında Gazi Paşa'nın dile getirdiği şu önemli tespitler geçerliliğini aynen muhafaza etmektedir: ‘Büyük milli dertler şimdiye kadar ancak Büyük Millet Meclisi'nde şifa buldu. Atiyen de yalnız orada kati tedbirlerini bulabilecektir.’ Evet 23 Nisan 1920’den bugüne Meclisimiz milli dertlere milli reçeteler yazma konusunda maharetini farklı vesilelerle göstermiştir. Bu Gazi Meclis ne kadar komplike olursa olsun, ülkenin ve milletin canını yakan her türlü soruna çözüm üretecek kapasiteye, dirayete ve demokratik olgunluğa hamdolsun bugün de ziyadesiyle sahiptir. 5 Ağustos'ta Meclisimiz bünyesinde kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu tarihi misyonunu başarıyla yerine getirmiştir. Komisyon siyasi parti gruplarının mutabakatıyla nihai raporunu kabul etmiş, böylece sürece olan inancı güçlendirmiş, ‘Terörsüz Türkiye’ hedefine giden yolda ufuk açıcı bir rol üstlenmiştir. Başta Meclis Başkanımız Sayın Numan Kurtulmuş olmak üzere komisyonda görev alan tüm milletvekillerine kalpten teşekkür ediyorum. Partimizi ve ittifakımızı komisyonda büyük bir başarıyla temsil eden arkadaşlarımızı ayrıca tebrik ediyorum. Gazi Meclisimizin nihai raporda vücut, anlam bulan uzlaşı ruhuna sahip çıkarak, önümüzdeki dönemde ülkemizi bu sorundan tamamen kurtarmak için gerekli öz güveni, cesareti ve iradeyi göstereceğine inanıyorum" diye konuştu.
"DOĞRU BİLDİĞİMİZ YOLDA EMİN, KARARLI VE CESUR ADIMLARLA İLERLEYECEĞİZ"
Türkiye’nin terör sorunundan kurtulması gerektiğini ve bu süreci baltalamak isteyenlerin olacağını belirten Erdoğan, "Şurası bir gerçek ki dün olduğu gibi yarın da bu süreci hazmedemeyenler, Türkiye'yi girdiği bu yoldan geri döndürmek isteyenler, bu hayırlı süreci var güçleriyle engellemeye çalışanlar olacaktır. Biz bunlara aldırmayacağız. Doğru bildiğimiz yolda emin, kararlı ve cesur adımlarla ilerleyeceğiz. Bu fırsatı, bu imkanı heba etmeyecek, heba edilmesine izin vermeyeceğiz. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak Meclisteki diğer siyasi partilerimizin de müspet katkılarıyla sürecin menziline varması için sorumluluk duygusuyla hareket edeceğiz. Yaklaşık yarım asırdır milletimizin ayağına bağ olan, on binlerce vatandaşımızın canını yakan, nice annenin yüreğine ateşler düşüren, ülkemize ekonomik maliyeti 2 trilyon doları aşan bu musibetten Türkiye'yi inşallah kurtaracağız. Bunu da kardeşlik hukuku içinde, vatandaşlık hukuku içinde, şehitlerimizin ruhlarını muazzep etmeden, gazilerimizi ve şehit yakınlarımızı müteessir etmeden meşru ve makul bir zeminde gerçekleştireceğiz. Aynı hassasiyeti, aynı özgüvenli ve yapıcı yaklaşımı bu çatı altındaki her bir milletvekilinden, tüm siyasi partilerden beklediğimizi bir kez daha vurgulamak istiyorum. İnşallah Türkiye bu meseleyi kalıcı olarak geride bıraktığında çok farklı bir atmosfer yakalayacak, kabına sığmayacak, ağır yüklerinden kurtulmuş bir şekilde aydınlık yarınlarına doğru koşar adım gidecektir" dedi.
Kuzey Petrol Şirketi’nden (NOC) bir yetkili "Petrol ihracatını durdurma kararı bizzat bölgede faaliyet gösteren petrol şirketleri tarafından alındı" açıklamasını yaptı.
ABD Başkanı Donald Trump, İran'a yönelik saldırılara ilişkin, " Sanırım yeni liderliğe bir darbe daha indirildi. Bu da oldukça önemli bir darbe gibi görünüyor. Artık hava savunmaları yok, hiçbir tespit imkanları da kalmadı. Çok ağır bedel ödeyecekler. Liderlik için düşündüğüm insanların çoğu öldü. Başka bir grup daha var ama onlar da ölmüş olabilir. En kötü senaryo, İran'ı vurmamız ve bir önceki kişi kadar kötü birinin yönetimi ele geçirmesi… İspanya ile tüm ticari ilişkilerimizi keseceğiz. İspanya ile hiçbir ilişkimiz olsun istemiyoruz. İspanya ile tüm ticari ilişkilerimizi keseceğiz. İspanya ile hiçbir ilişkimiz olsun istemiyoruz" ifadelerini kullandı.
ABD Başkanı Donald Trump, devrik İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi’nin sürgündeki oğlu Rıza Pehlevi'nin İran yönetimine gelmesine ilişkin soruya, "Çok iyi birine benziyor ama bana kalırsa ülke içinden biri daha uygun olabilir" dedi.
BM’nin nükleer denetim kurumu başkanı, İsrail ve ABD’nin iddialarına rağmen denetçilerin İran’ın nükleer silah üretmeye yönelik bir programının bulunmadığını söyledi. AEA Genel Direktörü Rafael Grossi de NBC News’e yaptığı açıklamada, kurumun İran’da nükleer silah üretmeye yönelik sistematik ve yapılandırılmış bir programın unsurlarını tespit etmediğini belirtti.
Tahran'ın uranyumu yüzde 60 saflıkta zenginleştirdiğini doğrulayan Grossi, bu seviyenin sivil enerji ihtiyaçlarının çok ötesinde olduğunu kaydetti. Grossi, "Bu tür bir zenginleştirme sadece nükleer silaha sahip ülkelerde görülen bir şey" dedi. Müfettişlerin İran'ın bomba yapmayı amaçladığı sonucuna varamadığını vurgulayan Grossi, stoklamanın ciddi soruları gündeme getirdiğini söyledi. Grossi, "Bu zenginleştirme endişelerimizin kaynağı. Bu seviyede malzeme biriktirmenin açık bir amacı yok. Santrifüjler sürekli dönüyor ve giderek daha fazla madde üretiyordu. Teorik olarak bu, 10'dan fazla nükleer savaş başlığı üretmeye yetecek kadardır. Ama ellerinde var mı? Hayır" diye konuştu.
Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.
Mütalaasını açıklayan savcı ceza talebiyle birlikte A.K'nin tahliyesini istedi. Ara verilen duruşmanın ardından kararını açıklayan mahkeme A.K'nin tahliye edilmesine karar verirken duruşmayı 7 Mayıs'a ertelendi.
DURUŞMA SONRASI AÇIKLAMA
Duruşma sonrası yapılan basın açıklamasında konuşan Fatma Demirer, suçun unsurlarının bile oluşmadığı dosyada propagandadan bir çocuğa ceza istenmesinin ne hukuki ne de vicdani olmadığını ifade ederek "A.K. 26 gündür cezaevine kaldı ve çocuğun üstün yararı düşünüldüğünde bunun çocuğun geleceği için zarar verdiğini düşünüyoruz. Biz beraat geleceğini düşünüyoruz. Hem Yargıtay hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AHİM) kararları da dosya içeriğindeki içeriklerini suç olmadığını söylüyor. Bu nedenle ceza talep edilmesini anlamış değiliz ve bunu doğru bulmuyoruz. A.K'ye cezaevinde işkence yapıldı ve bu insan onuruna aykırı. A.K'nin adli mahkumlar tarafından darp edilmesi buna göz yumulmasını kabul etmiyoruz ve buna ilişkin suç duyurasında bulunduk" dedi.
Ardından söz alan Sefa Yılmaz da baro olarak duruşmaya katılım dilekçesi vermelerine rağmen mahkeme heyeti tarafından dışarı çıkartıldıklarını söyleyerek "Sulh Ceza Mahkemesi'nin tutuklama kararından sonra ne değişti. Değişe tek şey A.'nın içeride gerek bedeninde gerekse yüreğinde yaşanan zararlar. 16 yaşındaki bir çocuğu 26 gün hapsettiniz, sınavlarına girmesine engel oldunuz. Tutukluluğa gelinceye kadar birçok tedbir var. Ama ne yazık ki bugün bu çocuklara yapılanlara gelecekten korkan bir anlayış var. Ama bunda başarılı olamayacaklar" diye konuştu.
Mehmûd Xelîl Elî, toplantıda sınır kapısının onaylanmış sistemlere uygun olarak ulaşım ve ticaretin yapılması amacıyla resmi çalışmalara başlamak için gerekli idari ve lojistik mekanizmaların harekete geçirmek üzere ortak bir yol haritasının ele alındığını ifade etti.
Bu toplantı, SDG ile Geçici Hükümet arasında 29 Ocak’ta imzalanan anlaşma hükümlerinin hayata geçirilmesi kapsamında gerçekleşti.
Zeybek, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Özer’in tutukluluk halinin sona erdiğini ve hakkında kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı bulunmadığını belirterek, görevden uzaklaştırma işleminin kaldırılmasını istediklerini ifade etti.
“ESENYURT HALKININ İRADESİNİN ÜZERİNE BASILMAMALIDIR”
Zeybek açıklamasında, “Esenyurt Belediye Başkanımız Ahmet Özer’in göreve iadesi için İçişleri Bakanlığı’na resmi başvuru gerçekleştirildi. Tutukluluk hali sona ermiş, kesinleşmiş mahkumiyeti olmayan bir belediye başkanı için demokrasinin gereğinin yerine getirilmesini bekliyoruz” dedi.
Esenyurt’ta seçmenin yüzde 49 oyuyla ortaya koyduğu iradenin yok sayılmaması gerektiğini vurgulayan Zeybek, “İdari kararlarla Esenyurt halkının tecelli eden iradesinin üzerine artık basılmamalıdır. Hiç kimse halkın verdiği kararın üstünde değildir” ifadelerini kullandı.
“GÖREVDEN UZAKLAŞTIRMA DERHAL KALDIRILMALI”
Zeybek, görevden uzaklaştırma kararının gecikmeden kaldırılması çağrısında bulunarak, “Ne bekleme zamanıdır ne de bekletme zamanı. Seçilmiş Belediye Başkanımız Ahmet Özer için adalet zamanıdır. Milletin yararına kararın derhal alınmasını bekliyoruz” dedi.
Diyarbakır Baro Başkanı Abdulkadir Güleç, bugün GES projesini yürüten firma yetkililerine karşı köylülerin meralarına sahip çıktığını söyledi. Güleç, “Köylülerin iddialarını söylüyorum; köylülere çok sert müdahale olmuş. Gözünde morarma olan bir yurttaşı gördüm. Yine bir annenin koluna cop değmişti, morarma vardı” dedi.
Yaralıların hastanelere kaldırıldığını söyleyen Güleç, “Güvenlik bu yolu tuttuğu için gözaltına alınan kişilerin de kafasında, vücudunun çeşitli yerlerinde darp olduğu söyleniyor. Ancak yaralıları görmemize izin vermediler. Karakol komutanı ‘Gelin gözaltında görürsünüz’ dedi. Oradaki -tahminimi söylüyorum- orada yaralanan, kolu kırılan kişilerin bizler tarafından görülmesini istemediler” şeklinde konuştu.
‘BARO SUÇ DUYURUSUNDA BULUNACAK’
Baro olarak rapor hazırlayarak kamuoyunu bilgilendireceklerini belirten Güleç, gözaltına alınan mahallelerle ilgili hem ifade işlemlerini takip edeceklerini hem de suç duyurusunda bulunacaklarını kaydetti. Başsavcı ile de görüştüklerini belirten Güleç, olaydan haberdar olmadıklarını ve ilgileneceğini söylediğini ifade etti. Güleç, valiliğe ise ulaşamadığını belirtti.
BÖLGEDEKİ GELİŞMELER GÜNDEMDEYDİ
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından artan gerilim çerçevesinde yürütülen diplomatik temaslar kapsamında gerçekleşen görüşmede, çatışmaların sona erdirilmesine yönelik çabalar da ele alındı.
Fidan, diplomasi trafiği kapsamında ayrıca Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul ile de telefon görüşmesi yaptı. Görüşmede bölgedeki saldırılar ve çatışmaların durdurulmasına yönelik girişimler değerlendirildi.
BÖLGESEL TEMASLAR SÜRÜYOR
Dışişleri Bakanlığı kaynaklarına göre Fidan, Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ile Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgos Yerapetritis ile de telefonda görüştü. Temaslarda bölgedeki son durum ve diplomatik çabalar ele alındı.
Bakan Fidan ayrıca ABD’nin Ankara Büyükelçisi Barrack ile de bir araya geldi.
Program kapsamında heyet, saat 13.00’te İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ile İçişleri Bakanlığı’nda bir araya gelecek.
Heyet, saat 14.00’te ise Adalet Bakanı Akın Gürlek ile Adalet Bakanlığı’nda görüşecek. Adalet Bakanlığı’ndaki temasın ardından basın açıklaması yapılacağı bildirildi.
Görüşmelerin gündem başlıkları ve olası sonuçlarına ilişkin detayların yapılacak açıklamada netleşmesi bekleniyor.
İran’ın askeri kapasitesine ağır darbe vurduklarını öne süren Trump, “Az önce dokuz geminin ve denizcilik binalarının dakikalar içinde etkisiz hale getirildiği açıklandı. İran'ın eski dini lideri Hamaney öldü. Tüm askeri komuta kademesi de yok edildi” ifadelerini kullandı. Trump, İran’dan bazı kesimlerin teslim olmak istediğini belirterek, “Pek çoğu hayatlarını kurtarmak için teslim olmak istiyor. Dokunulmazlık talep ediyorlar ve binlercesi arıyor. Şu an itibarıyla muharebe operasyonları tüm gücüyle devam etmektedir. Tüm hedeflerimize ulaşılana kadar da devam edecek” diye konuştu.
‘DAHA FAZLA ASKER ÖLECEK’
Saldırı sırasında üç ABD askerinin hayatını kaybettiğini hatırlatan Trump, “Tek bir ulus olarak, ülkemiz için en büyük fedakarlığı yapan gerçek Amerikan vatanseverleri için yas tutuyoruz. Maalesef bu süreç sona ermeden önce muhtemelen daha fazla kayıp verilecektir” dedi. Trump, “Amerika onların ölümlerinin intikamını alacak ve bize karşı savaş açan teröristlere en ağır darbeyi indirecektir. Amerika şu anda açık ara dünyanın en zengin ve en güçlü ulusudur” ifadelerini kullandı. İran’ın nükleer silah edinmesine izin vermeyeceklerini söyleyen Trump, “Uzun menzilli füzeler ve nükleer silahlarla donanmış bir İran rejimi her Amerikalı için korkunç bir tehdit oluşturacaktır. Terörist orduları besleyen bir ulusun bu tür silahlara sahip olmasına izin veremeyiz. Bunun olmasına göz yummayacağız” dedi.
İSİG Meclisi, ölümlerin nedenlerine bakıldığında tablonun ağırlaştığını vurguladı. Rapora göre madenlerdeki ölümlerin yaklaşık yüzde 70’i “göçük, ezilme” ile “zehirlenme, boğulma” nedenlerinde yoğunlaşırken, patlama, yanma ve servis kazaları da öne çıkan başlıklar arasında. Rapora göre yaşamını yitiren maden işçilerinin yüzde 68,2’si sendikasız, yüzde 31,8’i sendikalı olarak kayıtlara geçti. Kocaeli, maden işçisi ölümlerinin yaşandığı iller arasında yer aldı. Rapora göre Kocaeli’de 7 ölüm kaydedildi.
2013-2025 YILLIK DAĞILIM
Raporda yıllara göre ölüm sayıları da paylaşıldı. En yüksek yıl 2014 olarak verilirken, takip eden yıllarda dalgalı bir seyir olduğu; 2024 ve 2025’te de can kayıplarının sürdüğü belirtildi. İSİG Meclisi raporunda, 28 Nisan’ın “İş Cinayetlerinde Ölen ve Yaralananları Anma/Yas Günü” olarak ele alındığı hatırlatılırken, maden işkolunun tarihsel olarak iş cinayetleriyle özdeşleşen alanların başında geldiği ifade edildi.
Diyarbakır Ulu Cami’de, Ramazan Ayının ilk hutbesihttps://t.co/u4jYyBlTOn pic.twitter.com/Anq0FqFo9A
— Güneydoğu Ekspres (@ekspreshaber_) February 20, 2026
Diyarbakır’da tarihi mekanlar siluetlere dönüştühttps://t.co/Wt50OxiQxr pic.twitter.com/beNwaOOFxT
— Güneydoğu Ekspres (@ekspreshaber_) January 26, 2026