‘Her nöbet, epilepsi nöbeti olmayabilir’

Nöbet geçirmenin yani halk arasında bilinen adıyla bayılmanın farklı çeşitlerinin olduğunu, bu durumların uzman Nörologlar ile tespit edilip ona uygun şekilde tedavi edilmesi gerektiğini söyleyen, Prof. Dr. Ömer Karadaş, “Toplum içerisinde farklı bayılma türleri ile bize gelen çok hasta oluyor. Mesela bu bayılmalardan biri, özellikle bizim gibi Nörologların ilgi alanı olan epilepsi dediğimiz, halk arasında sara diye bilinen bayılma tipleri. Ama bunların dışında kalple ilgili, kalpteki ritim ve ileti bozuklukları ile ilgili senkobal dediğimiz, yine kalbe bağlı durumlarda ortaya çıkan bayılma tipleri olabilir. Bir de bunların dışında kişinin psikolojik durumuyla ilişkili ve epilepsi yani sara nöbetleriyle karışan, aslında nöbet olmayan ama psikojenik sebeplere bağlı bayılmalar da karşımıza çıkmakta” ifadelerini kullandı.

Klinik pratiklerinde, sıkça psikojenik nöbeti olan hastalara, epilepsi tanısı konulduğunu gözlemlediklerini söyleyen Prof. Dr. Karadaş, “Bize müracaat edip epilepsi tanısı almış, ancak baktığımızda epilepsi nöbeti olmayan, psikojenik nöbet olan hastaların, öncesinde epilepsi tanısıyla takip edildiği, buna bağlı ilaçlar kullandığını görüyoruz. Bu tabi çok uygun olmayan bir durum ve kesinlikle bunların ayırt edilip ona göre tedavi edilmesi lazım. Ayrıca tedavi şekilleri tamamen farklı. Örneğin, eğer biz psikojenik nöbeti olan bir insana epilepsi tanısı koyarsak ve epilepsi ilaçları başlarsak ki bu ilaçların, hayatı tehdit eden yan etkileri olabilir. Yine doğurganlık çağında düşük de olsa, kişinin çocuğunda anormallik oluşturabilecek ilaçlar. Bu yüzden tanının doğru konması gerekiyor. Eğer şüphe duyduğumuz durumlar varsa; epilepsi mi değil mi diye hastanın hikayesini aldıktan sonra, biz aileden her zaman şunu istiyoruz. Siz nöbet geçirdiği zaman, basitçe cep telefonunuzdan hastanın nöbetlerini çekin bize direk gösterin. Bu bize çok iyi bir bilgi veriyor. Bunun dışında bazı durumlar var ki tüm bunlara rağmen ortada kalıyorsunuz. İşte bu durumlarda bizim Video EEG dediğimiz ünitelerimiz var. Orada hastayı normal çektiğimiz EEG’lerden daha uzun süre misafir edip, nöbetlerini üst üste görüp bu nöbetlerin acaba epilepsi mi yoksa psikojenik mi olduğunu tespit ediyoruz” şeklinde konuştu.

Bazı hastalarda hem epilepsi hem de psikojenik nöbetin aynı anda görüldüğünü de vurgulayan Prof. Dr. Karadaş, “Hem psikojenik nöbet hem de epilepsinin aynı anda olduğu hastalar da var. Ancak yine de sadece psikojenik nöbeti olup da maalesef epilepsi diye değerlendirilen hastalar var. Yani Video EEG ile biz bunların ayırımını yapabiliyoruz. Genellikle stres ortamında, tanıklı dediğimiz, yanında kişi veya kişilerin bulunduğu durumlarda, kaygı bozukluğu, uyum bozukluğu olanlarda, aile içi iletişimi bozuk olan kişilerde veya stresör faktörlerin yüklü olduğu kişilerde bu psikojenik nöbetleri görüyoruz. Önemli bir kısmının da epilepsi tanısıyla takip edildiğini görüyoruz. O yüzden bunların tam ortaya konması ve hangi nöbet tipiyse ona göre tedavi edilmesi gerekir” diye konuştu.

“Psikojenik nöbetler çok dirençli nöbetler”

Psikojenik nöbetlerin, epilepsi nöbetlerine göre çok daha dirençli nöbetler olduğunu vurgulayan, Karadaş, “Biz aslında psikojenik nöbet deyince daha hafif bir nöbet gibi anlaşılıyor. Ama tam aksine psikojenik nöbetler çok dirençli nöbetlerdir. Eğer biz bunu teyit ettikten sonra psikojenik nöbet tanısını koyduktan sonra, Nörolog, ‘hadi sen psikiyatri uzmanına gideceksin, onların verdiği bazı antideprasan gibi ilaçları kullanacaksın’ diyerek göndermesi en büyük yanlış. Bir kere muhakkak bir Nörolog bu iş çözülene kadar içinde olmalı. Deneyimli bir psikiyatri uzmanı olmalı. Psikiyatri uzmanı ile ilgili tabi ki ilaç tedavisi uygulanabilir. Ama ilaç tedavisi tek başına etkili değil, buna geleneksel psikoterapi dediğimiz, bunun dışında bilinçsel davranış terapileri dediğimiz, yine farkındalık terapileri gibi önemli tedaviler var. İşte bunların birlikte yapılarak bu işin çözülmesi gerekiyor. Hem medikal dediğimiz ilaç tedavisi, hem psikiyatrik tedavi hem de bu davranışsal terapi dediğimiz tedaviler uygulanırken, aile, hekim ve hastanın bu işin içerisinde olması gerekiyor. Bu arada da Nöroloğun takibinin de süreç boyunca devam etmesi gerekiyor” açıklamasında bulundu.

“Hiçbir bulgu yüzde 100 değildir”

Bulguların tam değerlendirilip, tanıların da tam konulabilmesi için detay bir şekilde takibin çok önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Karadaş, şunları kaydetti:

“Hiçbir bulgu yüzde 100 değildir. Ancak baktığımız zaman bir kişi bayıldığı takdirde, epilepsi genellikle birkaç dakika içerisinde kişinin kendine geldiği, kasılmaların durduğu, ancak psikojenik nöbetlerde kasılmaların artıp azalan frekanslarda; bir durup tekrar başlayıp, tekrar durup tekrar başlayan nitelikte olduğunu görüyoruz. Ağlamalarla karşımıza çıkabiliyor. Aslında epilepsi de beklemediğimiz bazı vücut hareketleri görebiliyoruz. O yüzden hekim olarak biz bunları anlayabildiğimiz için böyle durumlarda kişilerin ailelerinin videoya çekmesi bizim elimizi daha da güçlendiriyor. Bir de ne kadar fazla nöbet çekerlerse o kadar iyi. Çünkü tüm nöbetlerin aynı olduğunu görmek bizi de rahatlatmış oluyor.

Önemli bir konu, önemli bir durum bunların kesinlikle üzerinde durulması gerekiyor. Çünkü yanlış konulan tanılar yanlış tedavilere neden olabilir. Maalesef o yanlış tedavilere bağlı olarak da ciddi yan etkiler olabilir. O yüzden ailesinde bu tür nöbet geçirenlerin olduğu kişilerin dikkat etmesi, video çekimlerini aksatmaması ve epilepsi merkezi olarak bilinen merkezlerde tedavi görmelerini tavsiye ediyoruz.” (İHA)

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol