Geçtiğimiz temmuz ayında 36 kadın, babası, oğlu, evli olduğu, boşandığı, boşanmak istediği, reddettiği, görümcesinin reddettiği, kızının evli olduğu, kızının boşanmak istediği, kızının boşandığı erkekler tarafından öldürüldü. Her gün en az bir kadın “kadın cinayetine” kurban giderken Türkiye’nin, ilk imzacısı olduğu İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesinin ve 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un “yuva yıkan” maddelerinin değiştirilmesinin tartışıldığı zamanlardan geçiyoruz.

      Ülke, kadın mezarlığına dönmüş ve halen 6284 Sayılı Kanun’un kadın cinayetlerini tetiklediği, erkekleri tahrik ettiği iddia ediliyor. Neden? Kadınları ve şiddete maruz kalanları koruyan düzenlemelerden neden bu denli rahatsız olunur, kadınların ve şiddete maruz kalanların devlet tarafından korunması kimi, neden bu kadar huzursuz eder? Biz öldürelim, namus diyelim, erkeklik gururu diyelim, kravatı da takalım mı demek isteniyor.

         Peki 6284 ne diyor?

      6284 Sayılı Kanun, şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınları, çocukları, aile bireylerini ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişileri koruyor ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirleri düzenliyor. Kanunda “şiddet mağduru” ve “şiddet uygulayan” ifadeleri kullanılmış, mağdurun sadece kadın olduğuna ilişkin bir ifade yok. Yani kanunda düzenlenen tedbirlerden “şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan” herkes faydalanabiliyor.

        Mezkur yasadaki koruyucu ve önleyici tedbirler sürekli çarpıtılmaya çalışılıyor. Adı üstünde “tedbir” ancak bu tedbirlerle ilgili o kadar kıyamet koparılıyor ki yasa, topluma bir “erkeklere ceza yasası” “yuva yıkan, ahlak bozan” olarak lanse edilip yasa karşıtı kamuoyu yaratılmaya çalışılıyor. Yasada şiddet uygulamayanlarla ilgili herhangi bir tedbir düzenlenmemesine rağmen, kamuoyunda “uzaklaştırma” tedbirinin kadınlar tarafından bir beyanla erkekleri suçlamak için kullanıldığı algısı yaratılmaya çalışılıyor. Evet tedbir kararı verilebilmesi için, şiddetin uygulandığı hususunda delil veya belge aranmamakta ve şiddet uygulayanın kadın, erkek, eş, nişanlı, sevgili, komşu, akraba olmasına da bakılmamaktadır. Burada amaç, şiddete uğrayan veya uğrama tehlikesi altında olan kişinin kadın, erkek fark etmeksizin devlet tarafından güvenliğinin sağlanmasıdır.

          Uzaklaştırma, yaklaşmama tedbirleri ile ilgili bir diğer şehir efsanesi de kişilerin haksızca tutuklandığıdır. Oysa “şiddet mağduru” ve “şiddet uygulayan” için alınan tedbir kararlarının insan onuruna yaraşır bir şekilde yerine getirilmesi gerektiği kanunda açıkça düzenlenmiştir. Hakkında tedbir kararı verilen kişiye bu karar tebliğ edilerek karara itiraz edebileceği ve kararı ihlal ettiği takdirde hakkında zorlama hapsinin uygulanacağı bildirilir. Ancak kişi buna rağmen takibinde, tacizinde, şiddet uygulamakta ısrarlı olup tedbir kararına aykırı davranırsa şikâyet üzerine, hakkında zorlama hapsi uygulanır. Görüldüğü üzere şiddet, taciz, ısrarlı takip yoksa sadece beyana dayalı hapis de yok. Bu zorlama hapsi kişilerin sabıka kaydına da işlenmiyor.

             Son tahlilde İstanbul Sözleşmesi ve 6284 Sayılı Kanun’un etkin uygulanması halinde taciz, ısrarlı takip ve şiddetin her türlüsünün önüne geçilebilecek, kadınlar sadece kadın oldukları için öldürülemeyecektir. Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesi durumunda sırada 6284 Sayılı Kanun ile Türkiye’nin taraf olduğu diğer uluslararası sözleşmeler var. Bu geriye dönüşler bizi içinden çıkamayacağımız bir şiddet sarmalında boğacaktır. Daha fazla şiddet, daha fazla ölüm. Aileyi ve toplum düzenini, koruma yasaları değil asıl şiddet parçalar, bozar.

                                      

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol