Günümüz insanının ortak sorunudur yalnızlık… Kentler ne kadar kalabalıklaşırsa, orada yaşayan insanlar o kadar yalnızlaşıyor. Bakmayın şehirlerin ışıltılı bulvarlarına, alışveriş merkezlerine, hipermarketlerine, meydanlarında omuz omuza yürüyen kalabalıklarına… O insanların hepsi yalnız aslında. Yalnızlar ama yalnızlıklarının da farkında değiller… Şair Orhan Veli’nin dizelerinde dile getirdiği gibi;

“Bilmezler yalnız yaşamayanlar,

Nasıl korku verir sessizlik insana;

İnsan nasıl konuşur kendisiyle;

Nasıl koşar aynalara

Bir cana hasret

Bilmezler...”

Kimse kimsenin yalnız olduğunu bilmez de, herkes kendi yalnızlığını yaşar.

Hangimiz aynı binada yaşayan komşularını tanıyor, sorunlarıyla ilgileniyor, herhangi bir ihtiyacında yardımına koşuyor? Kapı girişlerinde karşılaştığımızda yüzlerine bakmadan soğuk bir günaydın’la, ya da iyi akşamlar’la geçiştirdiğimiz yaşamların farkına bile varmayız. Sonra da gider, kendi yalnızlığımıza gömülürüz.

Çocuklar, gençler de sanal dünyaların kıskacına kapılmış durumdalar. Yüzleri solgun, gözlerinin feri sönmüş halde bakıyorlar dünyaya. Kendi kabuğuna sinmiş insanların ne denli bencil, insani değerlerden yoksun olabileceklerini tahmin etmek güç değil.

Nietzsche der ki, “Sen var ya sen, yalnızlığına bile tahammül gücü olmayan zavallı, hemen komşuna kaçarsın sen, her şeyi sana benzeyen komşuna!” Hepimiz, herkes günümüzün ileti olan yalnızlığın kollarındayız aslında.

Yazar Kemal Siyahhan’ın Öteki Yayınevi’nden yeni baskıları çıkan Yalnız Mor isimli romanı da günümüz insanının yalnızlığını işliyor. Bir apartmanın penceresinden bakıyor farklı dünyalara. Bir apartmanda yaşayan ancak birbirlerine selam bile vermeyen, bitişik komşusunu tanımayan insanların bir apartman toplantısında yaşamlarını komşularıyla paylaşması, ‘ötekinin’ farkına varması sarmalında gelişiyor roman.

Üniversite sınavına hazırlanan, yalnızlığın acımasız pençesinde kıvranan genç kız, babasıyla birlikte bir apartman toplantısına katılıyor. Toplantıda tanıştığı komşularının ilginç yaşam öykülerine tanık oluyor, onlara daha bir duyarlılıkla yaklaşıyor. Bulgaristan göçmeni Gönül Hanım’ın, Rum asıllı Vera Hanımın, yazar Ahmet Beyin, Siverekli Karacadağ köylüsü Sakine Hanımın dünyaları birbirlerinden çok farklıdır. Her yaşam kendi içinde acılar, umutlar, umutsuzluklar barındırmaktadır. Genç kız, Sakine Hanımın gizemli geçmişini merak edecek, Vera Hanımın kızı Ezgi ile birlikte onu takip edecek, kadınla ilgili pek çok gerçeği gün yüzüne çıkaracaktır.

Yalnız Mor’da, Sakine Hanımın Karacadağ eteklerinden başlayan ve İstanbul’da cezaevlerinde devam eden yaşamı, Gönül Hanımın Bulgaristan’a doğduğu topraklara duyduğu özlemi, Vera Hanımın geçmişini arayışları, Yazar Ahmet Beyin sevecenliği, hoşgörüsü, Muhlis Beyin dedikoduları aslında gerçek yaşamın içinden ayıklanan önemli kesitler olarak çıkıyor karşımıza.

“Yalnız olduğunu bilen ve bir başkasını arayan tek varlık insandır, ” diyen Octavia Paz, önemli bir gerçeği vuruyor aslında yüzümüze. Yalnız Mor’da da bir başkasını arayan insanların öyküsü var.

Roman; kurgusu, merak unsurları, sade dili ile kolay okunan, anlaşılır bir roman. Siyahhan, dil ve sözcük oyunlarıyla okurun işini zorlaştırmıyor. İyi bir gözlemci olduğunu her satırda hissettiriyor. Yazar aynı zamanda insan psikolojisini, olaylar karşısında insan tutumlarını da iyi biliyor, bunu romanda yerinde işliyor.

Günlük yaşamın farklı penceresinden olaylara bakan Yalnız Mor’da, zaman zaman şiirsel lirik bir dil de görmek mümkün. Sakine Hanımın Karacadağ’da geçen yaşamının anlatıldığı bölümler böyle. “Anamın mezarının yanındaki kuyunun başındayım. Çok aşağılardan, çok derinlerden sesler geliyor. Hayır, hayır çığlık, yakarış, gözlerimde daha bir derinleşiyor kuyu. İçimdeki ses, “gel tut ellerimden” diyor. Saçlarım içine savruluyor, tümden gözlerim açık, ellerim, bedenim kan, ter içinde…” (syf.186) Aslında çok farklı coğrafyalardan bir araya gelen insanların anlatıldığı bir romanda değişik anlatımların, farklı dil özelliklerinin kullanılması da bence yerinde ve güzel olmuş. Yazar her kahramanı kendi diliyle konuşturmuş çünkü.

Çok yönlü bir sanatçı olan Kemal Siyahhan, aynı zaman da iyi bir çizer. Roman sayfalarının arasına serpiştirdiği konularla ilgili desenler farklı bir güzellik katmış kitaba.

Yalnız Mor bende; kolay okunan, yormayan, anlaşılır, sade, akıcı bir roman izlenimi bıraktı.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol