Türkiye tarihi, acıları, travmaları günümüzde de devam eden idamlarla dolu iken, toplumun empati duygusunu uyandıran, önemli bir kesimi isyan ettiren suçlar bahane edilip, yaşam hakkının ihlali olarak nitelendirebilecek olan ölüm cezasının, insan hakları ve çağdaş hukuk yok sayılarak gündemleştirilmesini kabul etmek mümkün değil.                                   

     Ölüm cezasının tekrar yasallaşması durumunda, ilgili suçlar bakımından mutlak surette caydırıcı olacağı yanılsaması, idam savunucularının temel argümanı durumunda. Bu bağlamda dünyada ölüm cezasını fiilen uygulamaya devam eden birkaç ülkeye bakmak gerek. Örneğin Hindistan, cinsel saldırı suçlarının en yoğun işlendiği ülkelerden biri ve bu suçların cezası da idam. Buna rağmen  Hindistan’da her gün onlarca kadın hala cinsel saldırıya uğramakta. Yine, dünyadaki kadınların durumuna ilişkin en kapsamlı veri tabanına sahip "Woman Stats Project’in" 2011 rakamlarına göre, dünyada tecavüzün en yaygın olduğu ülkelerin başında, ölüm cezasının uygulandığı Afganistan, Hindistan, Pakistan, Suudi Arabistan, Yemen, Irak, Suriye, Ürdün, İran, Sudan ve diğer Afrika ülkeleri geliyor. ABD’de de durum pek farklı değil. Araştırma sonuçları, ABD'de ölüm cezası uygulanan eyaletlerde, uygulanmayan eyaletlere göre suç oranının daha yüksek olduğunu ve yine ölüm cezasının caydırıcı etkisi olduğu iddiasının aksine, yıllar içinde ölüm cezası uygulanan eyaletlerde suç oranının arttığını gösteriyor. Suç ve suçlu psikolojisi değerlendirildiğinde, cezaların caydırıcılığının, suçun işlenmesi anında mutlak bir etken olmaktan uzak olduğu görülecektir.

     Ölüm cezasına bir de, suçtan dolayı sadece suçlunun kendisinin cezalandırılabileceği olarak tanımlanan "cezaların şahsiliği" ilkesi perspektifinden bakmak gerek. Ölüm cezasının uygulanması durumunda, asıl cezalandırılan ve acı çekenler suçlunun yakınları olmaktadır. Ölüm cezası infaz edildiğinde bu, sadece kişinin yakınları değil toplum için de bir travmadır.  Ölüm cezası, müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet gibi cezalarla da adaleti tesis etmek mümkün iken, suçlunun ıslah edilip tekrar topluma kazandırılması ve adaletin gerçekleşmesi amaçlarından uzak, şiddet içeren ve telafisi olmayan bir yöntemdir.

     İnsan hakları herkesin insan olmaktan kaynaklı doğuştan sahip olduğu dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez haklardır. İnsan haklarını korumak, insanın yaşam hakkını korumaktan geçer. Üstün bir hak olan yaşam hakkının en büyük ihlallerinden birisi ise ölüm cezasıdır. Yaşam hakkı, yasalarla korunur ve hiç kimse bu hakkından yoksun bırakılamaz. Yaşam hakkını korumak, devletin en temel görevlerinden biridir. Devlet, öldürmeyi meşrulaştıramaz. Devlet intikam alamaz. Ceza, bir intikam aracı değildir. Cezalar, suçluyu ıslah etmeyi ve tekrar topluma kazandırmayı amaçlar. Görevi vatandaşının yaşam hakkını korumak ve suçla mücadele etmek olan devlet, ölüm cezası ile suçu değil ancak suçluyu ortadan kaldırabilir. Çözüm, "üç, beş kişiyi sallandırmak" değildir. Çözüm, suç işlemeye meyilli ya da suç işleme potansiyeli yüksek olan bireyleri bundan vazgeçirecek politikalar üreten ve bu amaca hizmet edecek kanunları uygulayan tam bağımsız yargının egemen olduğu caydırıcı bir sistemdir.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol