Güncel

Ahmet Hakan'dan Kürtler üzerinden ikiyüzlü özgürlük savunusu

Türkiye'de bazı kalemlerin yıllardır değişmeyen bir refleksi var. Konu Kürtler olduğunda ilke değişiyor, ölçü değişiyor, vicdan değişiyor. Bugün özgürlük diye alkışlanan söz, yarın Kürtler itiraz ettiğinde "linç kültürü" olarak sunuluyor.

Abone Ol

Mehmet TÜRK Yazdı

Hürriyet yazarı Ahmet Hakan'ın bugünkü yazısında kullandığı şu ifade tam da bunun son örneğidir: "Deniz Göktaş'ın yaptığı din şakasına sonsuz destek veren DEM'liler, daha dün Kürt kadını fıkrası anlatan 90 küsur yaşındaki iş insanını bir kaşık suda boğmaya kalkışıyorlardı."

İlk bakışta tutarlılık sorgulaması gibi görünen bu cümle, aslında oldukça problemli bir siyasal çerçeve kuruyor. Çünkü birbirinden tamamen farklı iki olayı aynı kefeye koyarak "çifte standart" üretmeye çalışıyor.

Öncelikle şu soruyu sormak gerekir:

Gerçekten aynı şeyden mi söz ediyoruz?

Bir tarafta inanç üzerinden yapılmış, mizah sınırları tartışılan bir gösteri var. Diğer tarafta ise Türkiye'de yüzyıllardır aşağılanmış, yok sayılmış, dili yasaklanmış, kimliği inkâr edilmiş bir halkın kadınlarına yönelik aşağılayıcı bir anlatı bulunuyor.

Bunları aynı kategoriye koyabilmek için Türkiye'nin yakın tarihini tamamen unutmuş olmak gerekir. Kürt meselesini sadece "espriye alınmış bir etnik grup" gibi görmek, Cumhuriyet boyunca yaşanan inkar politikalarını, faili meçhulleri, köy boşaltmalarını, yasakları ve asimilasyon politikalarını görmezden gelmektir.

Kürtlerin tepki verdiği şey çoğu zaman tek bir fıkra değildir. O fıkranın temsil ettiği zihniyettir. Çünkü yıllarca "Kürt" denildiğinde cahillik, geri kalmışlık ve alay konusu olmayı normalleştiren kültür, bugün hala toplumun hafızasında yaşamaktadır.

Dolayısıyla bir Kürt kadını hakkında anlatılan aşağılayıcı bir fıkra, sadece mizah olarak okunmaz; tarihsel bir küçümsemenin devamı olarak algılanır. Ahmet Hakan'ın yazısında asıl eksik olan da bu tarihsel bağlamdır.

Aynı şekilde, din üzerinden yapılan mizahın doğru ya da yanlış bulunması da ayrı bir tartışmadır. DEM Partili siyasetçilerin veya seçmenlerinin buna verdikleri destek ayrıca eleştirilebilir. Ancak bu durum, Kürtlere yönelik ayrımcı söylemlere gösterilen tepkiyi otomatik olarak değersiz hale getirmez.

Çünkü özgürlük tartışmaları "sen ona kızmıştın, buna neden kızmıyorsun" kolaycılığıyla yürütülemez. Asıl sorun Türkiye'de ifade özgürlüğünün kişiye göre yorumlanmasıdır. Bir kesimin kutsalına dokunulduğunda özgürlük savunulurken, başka bir kesimin onuru hedef alındığında "mizah yapıldı" denilmesi de tutarsızlıktır.
Ama bunun tersi de aynı derecede sorunludur. İlke dediğiniz şey herkese eşit uygulanırsa ilkedir. Yoksa siyasi pozisyona göre değişen bir refleks olur.

Türkiye'de Kürtler yıllardır sadece haklarını değil, aynı zamanda onurlarını da savunmak zorunda bırakıldı. Bugün gösterilen hassasiyetlerin önemli bir kısmı, işte bu uzun tarihsel deneyimin sonucudur. Dolayısıyla meseleyi yalnızca iki olay arasında kurulmuş basit bir çelişki gibi sunmak, hem sosyolojik gerçekliği, hem de siyasi arka planı görmezden gelmektir. Gazetecilik, toplumsal hafızayı yok sayarak polemik üretmek değildir. Gerçek gazetecilik; benzetmeler kurmadan önce o benzetmenin tarihsel yükünü tartabilmektir.

Çünkü Türkiye'nin en büyük sorunlarından biri tam da budur: Kürtlerin hafızası sürekli unutulması istenen bir hafıza olarak görülüyor. Oysa unutulan tarih, tekrar eder. Ve o tarih tekrar ettikçe, verilen tepkileri anlamak yerine küçümseyen yazılar da aynı döngünün parçası olmaya devam eder. Ahmet Hakan'ın geçmişine baktığınızda, muhafazakar, islami cemaatler arasında sivrilmiş biri olduğu hala hatıralardadır. Bir dönem bugün eleştirdiği DEM Partili milletvekilleri ve özellikle de Ahmet Türk'e yakınlığı her kes tarafından bilinen bir gerçekti. Mardin'e gönderdiği otobüs dolusu misafirleri yine Ahmet Türk tarafından Kasra Kenco'da ağırlandığına bizzat şahit olanlardan biriyim.

Tabi devir değişti, devran değişti, siyasi konjonktür değişti. Ahmet Hakan da değişti. Demokrat, tarafsız, objektif yazılarıyla o dönem dikkat çeken Ahmet Hakan, artık iktidarın kalemşörü olmaya, yeni düzenin adamı olmaya başladı.
Her seferinde de daha önce desteklediği Kürtleri, şimdi en sert bir dil ile eleştiren kişilerin başında geliyor Ahmet Hakan.

Bir zamanlar yine Hürriyet Gazetesi'nin en tanınan her gün üst seviyedeki protokolde yer alan aktörlerin masalarını süsleyen Ertuğrul Özkök de, Kürtlere özellikle de Ahmet Kaya'ya yönelik sert tavır göstermiş, ancak Hürriyet Gazetesi'nden kovulduktan sonra bu konulara yönelik ittiraf ve özelleştirilerde bulunmuştu. Ahmet Hakan da bir gün Hürriyet Gazetesinden kovulursa, muhtemelen o da ittiraflarda ve özelleştirilerde bulunması muhtemeldir.

Canınız her sıkıldığında Kürt siyasi aktörleri ve değerlerine saldırmaktan vazgeçin artık. Hele ki devam eden hassas bir çözüm süreci varken, kendinize başka bir malzeme bulsanız iyi olacak.