Başlık, ABD/İsrail ve İran arasında başlayan savaştan bu yana dilimde. Savaşan ülkelerin geçmiş pratikleri ortada ve günlerdir konuşuluyor zaten. Bizi, yani geçmiş pratiklerine ve dünyayı keyiflerince ve şiddetle dizayn etme politikalarına karşı çıkanları, taraf olmaya zorlamaları ayrı bir rezalet.
Bizim bu rezalet karşısında biçare kalmış olmamız ise tam bir felaket.
Al birini vur ötekine, diyerek ve savaşı bir film gibi izleyerek işin içinden çıkamayacağımızı bilmek ayrı bir lanet.
Televizyonlardaki tartışma programları ise savaşan tarafların askeri gücünü tartışıyor günlerdir. Bu müptezellerin meseleyi Kürtler üzerinden tartışması ise tam bir vahşet. "Kürt anasını görmesin" politikası nasıl bir körlük, ırkçılık ve aptallıksa artık, binlerce insanın canına mal olmasına rağmen, yıllar yılıdır sürüp gidiyor.
*
Savaşan güçlerin bize vaat ettiklerinin hiçbir kıymeti harbiyesi yok. Örneğin, olası bir kara harekatı sırasında Kürtlerin savaşa katılması için teşvik edildiği ileri sürülüyor. Muhtemelen doğrudur da. Kürtler, İran rejiminden çok çekti. İran'la savaşanlar Kürtlere statü vaat ediyor ve fakat bunun karşılığında Kürtlerin rejim güçlerine karşı savaşması gerektiği vurgulanıyor.
İran rejiminden çok çekmiş olan Kürtler bu baskıya boyun eğer mi, bilemeyiz. Ancak kendisini dünya denilen kasabaya Şerif ilan etmiş bir hayduttan rüşvet almak pek hayırlı bir şey olmasa gerek. Peki, İran yeniden biçimlenirken Kürtler elleri böğründe mi beklemeli? Savaşa karşı olduğunu ifade eden her insanı zor durumda bırakan bu sorunun galiba tek cevabı var; Elbette, hayır!
Nitekim İran'daki Kürtler de müsebbibi olmadıkları savaşta tutum alma gayreti içinde. Savaşla birlikte İran’daki Kürt siyasi güçleri arasında diyalog ve ittifak pratiği gelişti ki bu tarihsel bir değere sahiptir. Bu birlik ruhunun, en azından savaş sonuçlanıncaya kadar, korunması ve güçlendirilmesi de hayati önemdedir. Demokrasiden yana tüm güçler ile dünyanın dört bir yanındaki Kürtlerin bu diyalog ve ittifakı desteklemesi gerektiği de gün gibi ortadadır.
*
Evet, bizim bu rezil savaş karşısında biçare kalmış olmamız tam bir felaket. Bu felakete dikkat çeken birkaç ses, savaş gürültüsünün galebe çaldığı bir ortamda bile duyuldu. Fakat bu cılız ses savaşı bitirecek etki gücüne sahip mi? Bu cılız sesi güçlendirecek desteğin emaresi, maalesef henüz yok ortada.
İspanya Başbakanı PedroSánchez, savaşla ilgili şu açıklamayı yaptı: "İran rejimi gibi nefret edilen bir rejime karşı olmak mümkündür ki İspanyol toplumunun tamamı bu rejime karşıdır. Ama aynı zamanda uluslararası hukukun dışında, gerekçesiz ve tehlikeli bir askerî müdahaleye de karşı olunabilir.
ABD Kongresi’nin ya da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin yetkilendirmesi olmadan başlatılan bir savaşa karşı olunmalıdır; daha önce de söylediğim gibi, bu tür bir savaş uluslararası hukuku ihlal eder. İspanya’nın duracağı yer burasıdır ve Avrupa Birliği’nin tamamının da burada durması gerektiğine inanıyorum.”
Bu açıklama, kendisini dünya denilen kasabanın Şerif'in ilan etmiş bulunan zatın tepkisine neden oldu.
Herkwsin sustuğu ortamda Sánchez, cesur bir çıkış yaparak, dünyanın bütün demokratlarını, savaş karşıtlarını, antiemperyalistlerini ortak ses çıkarmaya çağırıyor.
Çünkü biliyor, bu savaşta, diğer bütün savaşlarda olduğu gibi, insanlar katledilecek. Bu savaşta da insanların yarattığı değerler öldürülecek. Doğa ve tarihi varlıklar yerle yeksan edilecek. Daha iyi bir hayata duyulan özlem ile gelecek tasavvuru bir kabusa dönüşecek. Bir ülkenin bütün değerleri pay edilecek.
Bir yanda binlerce insanın kanına gitmiş molla rejimi diğer yanda yayılmacı politikalar güden güçler. Al birini vur ötekine.
İnsanlık barışa özlem duyuyor. O halde bir kez daha hatırlatalım: Savaş cinayettir ve savaşa karşı durmak, yaşama hakkını savunmaktır. Yaşasın barış.