Final maçının başında İlk gol rakip takımdan gelince meydanda dev ekrandan hayatı boyunca topluluk içinde belki de ilk kez maçı izleyen yaşlı kadın elinde kulübün bayrağı ile alanı terk ederken soruyor biri; ‘Dayêçimadiçî!’.
“Emrê xwe da min got bila biçim maça amedspor mêze bikim. Me got belkî gol bavêjin. Emê şampîyon bibin. Wayê wan gol avêtin. Ez jî qehirîm, hêrs bûm, diçim mal!”
‘Pekî amedspor ji bo te çîye!’
“Amedspor serkeftine, her tişte…”
Belki bir kaç notla o yaşlı kadının ruh hali gibi kimi şeyler daha vurgulamak mümkün.
Mesela “Çözüm süreci” belki şimdi daha rahat yol yürür mü, göreceğiz. Ve sanki Sırrı’nın ölüm yıldönümünün arefe gününde Sırrı’ya bir anma mesajı gibi mi olmuş oldu Amedspor’un performansı!
Maça gidemeyen milyonlar haftalardır yaptıkları gibi trtkurdi’denkürtçe izleyip dinlediler maçı. Trtkurdî (6-şeş ve sonra kurdî) kurulduğu günden bu yana belki de ilk kez bu kadar çok izlenerek reyting alıp “meşruiyet” kazanmış oldu. Nitekim maçı anlatan sunucunun sık sık “coş û xiroş” ifadesini kullanması da böyle bir tarafgirliğin nişanesi gibiydi sanki.
HDP’nin 2015 seçimlerindeki yüzde 13’lük başarısıyla onbir yıl sonra ikinci kez kent devasa bir coşku yaşamış oldu. Hayliydi küskündü, kırgındı halk. “Neye” diye sormayın! Çok şeye. İlk gol yenildiğinde kızıp maçı izlemekten vazgeçerek “bizimkilerden gol beklerken karşı taraftan gol yiyince, iyisi mi evime gideyim” diyen ana gibi, siyasetin bir çok “işine” mesafeli durup adeta ders veren halk bu kez farkını gösteriyordu.
Final maçı öncesi War hakeminden tutun orta hakeme varıncaya, Pendikspor’un maçı Erokspor’a satmasına varıncaya kadar “komplo” teorisyenleri de boşa çıkmış oldu. War satın alınmış olsaydı Iğdır’ın golü geçerli sayılırdı. Pendik maçı verecek olsaydı, golü atmaz yerdi.
Futbolun, baskıcı muktedir politikaların elinde kitleleri uyuşturan bir manivela olması da elbette mümkündü elbette, ama muktedire karşı muhalefetin, direnişin aracı olması da! Bu tümüyle kitlelerin politik düzeyi ve futbol takımının halk tarafından sahiplenişliği ile de ilgilidir.
Amedspor bu açıdan halkın sınırsız desteği anlamında çok özgün bir örnek olarak okunmalı, görülmeli. Final maçı ve coşkusunun ertesi günü kitabının söyleşisinde de ifade ettim; Nesrin Orun’un “sarsılmışlar bahçesinde şenlik” kitabı tam da Amedspor’un süper lige yükselme anı’nın şehre ve coğrafyaya izdüşümüne isim oldu gibi. Her yönüyle “sarsılmışlar” adeta sarsarak ispatı vücud ettiler.
İki Mayıs cumartesi akşamından başlayarak takımın dönüşü ve Newroz alanına da taşınan gece boyu; Amedspor’un süper lige çıkmasının sokağa yansıyan yüzü neredeyse bütün Kürt coğrafyası şehirlerinde adeta siyasal bir ispatı vücudu ortaya serdi. Halbu ki herhangi “olağan” bir durumda olması gerektiği gibi altı üstü bir şehir takımının bir üst lige taşınma başarısıydı olay!
Ama mesele o kadar basit ve değinilip geçilecek bir durum değildi. Sonuçta her gittikleri yerde lince uğrayınca, ötekileştirilince, toplum karşı refleksini sokağa ciddi bir sahiplenmeyle taşımış oluyor. En son Iğdır maçında bile Iğdırspor taraftarlarının sanki başka bir ülkenin takımına karşı milli maç yapılıyor gibi tribünde Türk bayrakları sallamaları işin yıl boyu finalinin özeti gibiydi.
Gösterge bilim açısından Amedspor’un bir üst lige çıkma örnek olayına baktığımızda aslında olan biten; adı “Barış” olan sürecin gidişatına da bir nevi gönderme gibi değerlendirilmeli.
Amedspor’un her defasında vukuata uğrayan, yöneticilerin adeta dumura uğrayan beceriksizlikleri nedenli bir kaç kez hoca değiştirmeleri (en son final maçı öncesi hoca değiştiği unutulmasın), futbolcuların ligin ikinci yarısından itibaren oynanan maçlardaki kötü oyunları, ama nihayetinde de bütün bu olumsuzluklara rağmen halkın bitmez tükenmez sahiplenme duygusu engelleri aşmayı beceren başarı öyküsü oldu.
Şimdi yeni bir dönem başlıyor. Külahlar öne konulup ciddi ciddi hazırlanılmalı. Süper lig her türlü entrikanın döndüğü at koşturduğu bir alan! Onca kirlenmenin girdabına kapılıp parçası olmak da var işin ucunda. Bütün renkler hızla kirlenirken inadına, inadına kirlenmeyen beyaz olarak kalmak da mümkün…