Ortadoğu’da yaşanan her askeri hamlenin görünen bir nedeni, bir de arka planda konuşulmayan hesapları vardır. Amerika’nın İran’a yönelik askeri saldırı ihtimali ya da sınırlı operasyonları da bu gerçeğin dışında değildir. Resmi açıklamalarda genellikle “güvenlik”, “nükleer tehdit” ya da “bölgesel istikrar” gibi kavramlar öne çıkarılır. Ancak jeopolitik satranç tahtasına biraz daha yakından bakıldığında tablo çok daha karmaşık görünür.
Birinci Başlık
Öncelikle İran meselesi, yalnızca iki ülke arasındaki bir gerilim değildir. Bu gerilim, Ortadoğu’nun güç dengelerini doğrudan ilgilendiren daha geniş bir rekabetin parçasıdır. İran, bölgedeki birçok aktör üzerinde etkisi olan bir ülke. Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen gibi ülkelerde doğrudan ya da dolaylı nüfuz alanları oluşturmuş durumda. Bu durum, Washington açısından İran’ı yalnızca bir devlet değil, aynı zamanda bölgesel bir güç ağı haline getiriyor. Dolayısıyla Amerika için mesele yalnızca İran’ın kendisi değil; İran’ın oluşturduğu etki alanıdır.
İkinci Önemli Başlık
Enerji ve ticaret yollarıdır. Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin önemli bir kısmının geçtiği stratejik hatlardır. İran’ın bu bölgede askeri veya siyasi üstünlük kazanması, küresel enerji piyasasında ciddi dalgalanmalar yaratabilir. Amerika ise uzun yıllardır bu hatların kontrolünün kendisine yakın güçlerde kalmasını stratejik bir öncelik olarak görüyor.
Üçüncü Başlık
Büyük güç rekabetidir. Günümüzde küresel siyasetin merkezinde giderek sertleşen bir güç mücadelesi bulunuyor. İran, son yıllarda Çin ve Rusya ile daha yakın ilişkiler kurarak Batı blokuna karşı alternatif bir diplomatik ve ekonomik ağ geliştirmeye çalışıyor. Bu durum Washington açısından yalnızca bölgesel bir sorun değil, küresel rekabetin bir parçası olarak görülüyor.
Dördüncü Başlık
Bir diğer faktör iç politikadır. Amerikan dış politikası çoğu zaman iç siyasetle de yakından ilişkilidir. Başkanların seçim dönemlerinde veya iç politikada sıkıştıkları anlarda dış politika hamleleri daha sertleşebilir. “Güçlü lider” görüntüsü vermek ya da kamuoyunun dikkatini başka alanlara yönlendirmek, tarih boyunca farklı yönetimlerin başvurduğu yöntemlerden biri olmuştur.
Beşinci Başlık
Son olarak İsrail faktörü de göz ardı edilemez. Washington ile Tel Aviv arasındaki stratejik ilişki, Ortadoğu politikalarının belirlenmesinde önemli bir rol oynar. İran’ın İsrail’i doğrudan tehdit eden söylemi ve bölgedeki müttefikleri üzerinden oluşturduğu baskı, Amerika’nın İran’a karşı daha sert bir tutum almasına neden olan unsurlardan biridir.
Bütün bu başlıklar bir araya geldiğinde, Amerika’nın İran’a yönelik olası askeri hamlelerinin tek bir nedene indirgenemeyeceği görülür.
Güvenlik söylemi, enerji politikaları, bölgesel güç dengeleri, küresel rekabet ve iç politika hesapları… Hepsi aynı denklemin parçalarıdır.
Uluslararası ilişkilerde çoğu zaman sorulması gereken soru “neden şimdi?” sorusudur. Çünkü devletler genellikle fırsat gördükleri anda harekete geçerler. Bu nedenle İran meselesinde de asıl belirleyici olan yalnızca nedenler değil, aynı zamanda zamanlamadır.
Ortadoğu’da tarih bize şunu öğretmiştir: Görünen nedenler çoğu zaman buzdağının yalnızca görünen kısmıdır. Asıl hesaplar ise suyun altında kalır.
Ek bir not
Sanırım gözümüzde büyüttüğümüz Amerika, aslında çok büyük bir ekonomik sıkıntı içindedir.
Bu nedenle dikkat ederseniz son zamanlarda saldırdığı ülkeler; daha çok petrol, doğal gaz ve altın rezervi zengin olan ülkeler.
Venezuela, İran
Hadi söyleyeyim, içimde kalmasın.
Amerika’nın bu yaptıkları aslında dünyaya rest çekmektir.
Ya rezervlerinden bana da pay verirsin ya da …
Yoksa Amerika’nın ülkelerin yönetimleri ya da halklarına çektirdikleri hiç umurunda değil.
&
İyi bir hafta geçirmeniz dileğiyle.
Dostça kalın.