ATEŞ HÂLÂ YANIYOR…

‘Bazı yazılar yazıldıkları gün için değil, unutulmadıkları için değerlidir.’ Yaklaşık 19 yıl önce, Güneydoğu Ekspres Gazetesi'ndeki köşemde aynı başlıkla bir yazı kaleme almıştım;‘Ateş Hâlâ Yanıyor.’ Aradan yıllar geçti. O yazının tamamı bugün elimde değil. Gazetenin değişen arşivleri arasında kaybolup gitti. Ama o yazıyı yazdıran acı da, vicdan da kaybolmadı.

Abone Ol

Bugün aynı başlığı yeniden yazarken, hafızamda yine aynı isimler beliriyor.

Hasret Gültekin...

Metin Altıok...

Asım Bezirci...

Onlar yalnızca bir inancın, bir düşüncenin ya da belli bir kesimin insanları değildi. Onlar bu ülkenin ortak hafızası, ortak kültürü ve ortak değerleriydi. Kimi sazıyla Anadolu'yu anlattı, kimi şiiriyle insanın yüreğine dokundu, kimi ömrünü kitaba ve düşünceye adadı.

Ne yazık ki bugün onları anarken önce eserlerini değil, acıyla yarım kalan hayatlarını hatırlıyoruz.

YANAN SADECE BİR OTEL DEĞİLDİ

2 Temmuz 1993'te yaşanan acı, Türkiye'nin hafızasında silinmeyen yaralardan biri olarak kaldı.

O gün yanan yalnızca bir otel değildi.

Birlikte yaşama kültürümüz yara aldı.

Vicdanımız yara aldı.

İnsanlığımız yara aldı.

Acılar arasında ayrım yapılmaz. Bir annenin gözyaşı hangi inançtan, hangi mezhepten ya da hangi etnik kökenden olursa olsun aynı tuzluktadır. Çünkü acının dili de, dini de, kimliği de yoktur.

Madımak'ı yalnızca geçmişte yaşanmış acı bir olay olarak görmek eksik olur. Asıl önemli olan, o acının bize ne öğrettiğidir.Geçmişi değiştiremeyiz.Ama geleceği değiştirebiliriz.

Bunun yolu öfkeyi büyütmekten değil; hukuku, adaleti, demokrasiyi, hoşgörüyü ve kardeşliği büyütmekten geçer.

DEĞERLERİNE SAHİP ÇIKAMAYAN TOPLUMLAR YOKSULLAŞIR

Tarihimize dönüp baktığımızda, ne yazık ki sanatçılarıyla, yazarlarıyla, gazetecileriyle ve aydınlarıyla zaman zaman sorun yaşayan bir ülke olduğumuzu görüyoruz.

Nazım Hikmet dünya edebiyatında saygın bir yere ulaştı.

Yılmaz Güney sinemasıyla uluslararası başarılar kazandı.

Ahmet Kaya sesiyle milyonların yüreğinde yer edindi.

Her birinin hikâyesi farklıydı.Yaşadıkları dönemler farklıydı.Ama geride bıraktıkları ortak bir soru var; Kendi değerlerimize gerçekten sahip çıkabiliyor muyuz?

Bu soru sadece bu üç isim için değil...

Bir kitap yazan akademisyen için de...

Bir beste yapan müzisyen için de...

Bir heykel yapan sanatçı için de...

Bir haberin peşinde koşan gazeteci için de geçerlidir.

Çünkü bir ülke; sanatçısıyla, bilim insanıyla, yazarıyla, gazetecisiyle ve düşünürüyle büyür.Farklı düşünen insanlarını dışlayan toplumlar yoksullaşır.Onları dinleyen, eleştirilerini olgunlukla karşılayan toplumlar ise güçlenir.

Artık acıları yarıştırmaktan vazgeçmeliyiz.Bu topraklarda yaşanan her acı hepimizin ortak acısıdır.Bir annenin gözyaşı Türkçe de aksa Kürtçe de aksa aynıdır.

Alevi'nin de acısı acıdır, Sünni'nin de...

Sağcının da acısı acıdır, solcunun da...

Çünkü vicdan kimlik sormaz.Bugün bize düşen görev; geçmişin acılarını yeni ayrışmaların gerekçesi yapmak değil, ortak vicdanı büyütmektir.

Çocuklarımıza öfkeyi değil hoşgörüyü...

Kini değil sevgiyi...

Ayrışmayı değil birlikte yaşamayı öğretmektir.Yıllar önce bu yazıya ‘Ateş Hâlâ Yanıyor’ adını vermiştim.

Bugün aynı başlığı yeniden kullanıyorum.Çünkü gerçekten de ateş hâlâ yanıyor.Ama o ateşi söndürecek olan öfke değil; adalet, hukuk, demokrasi ve ortak vicdandır.

Unutmayalım...

Kardeşlik aynı düşünmek değildir.

Kardeşlik; birbirimizin türkülerini susturmamak, şiirlerini yaşatmak, düşüncelerine tahammül göstermek ve umutlarını birlikte büyütebilmektir.

İşte o gün, yalnızca Madımak'ın değil, yüreğimizde yıllardır yanan ateşin de sönmeye başladığını göreceğiz.

Sevgiyle kalın.