ÖZEL HABER/Mehmet Rumet SOYLU-Veli BALTACİ
1995 yılında İstanbul’da kurulan Avesta Yayınevi, 31 yıl sonra Diyarbakır’da “Avesta Culture” adıyla yeni kültür merkezini hizmete açtı. Gazetemiz Güneydoğu Ekspres’e konuşan Avesta Yayınevi’nin sahibi Abdullah Keskin, yeni merkezin kuruluş süreci, hedefleri ve yürütülecek kültürel çalışmalar hakkında değerlendirmelerde bulundu.
“AVESTA, 1995 YILINDA İSTANBUL’DA KURULDU”
Kuruluş tarihlerine değinen Keskin, “Avesta, 1995 yılında İstanbul’da kuruldu. 1999 yılında ise Diyarbakır’da bir kütüphane açtık. Bugüne kadar yaklaşık bin kitabın baskısını gerçekleştirdik. Bunların 150’den fazlası Kürtçedir. Geri kalan eserler ise ya Kürtleri ya da Kürt dilini konu almaktadır. Kürdolojiden modern edebiyata kadar uzanan 50-60’a yakın koleksiyonumuz bulunuyor” dedi.
“YENİ BİR KOLEKSİYON ÇIKARDIK”
Yeni bir koleksiyon çıkardıklarını açıklayan Keskin, “Son dönemde ise uzun zamandır düşündüğümüz ‘Pûnk’ adıyla yeni bir koleksiyon çıkardık. Dünyadaki çizgi romanları Kürtçeye çeviriyoruz. Japonya’da, 1990’lı yıllarda Kürtler üzerine hazırlanmış bir manga çizgi romanı var. Yaklaşık 20-25 yıl boyunca onun izini sürdük. Geçen yıl yazarına ulaştık. Umuyorum ki bu yıl içerisinde eseri Kürtçe olarak burada basacağız. Kitapta Diyarbakır’daki adresimizi de yazacağız” şeklinde konuştu.
“SÜREKLİ YENİ KİTAP BASIYORUZ”
“Yeni kitapların baskısı her zaman devam ediyor” diyen Keskin, “Çünkü Avesta artık 31 yıllık bir yayınevi. Bazen haftada bir, bazen de iki haftada bir seferde 15 yeni kitabın baskısını gerçekleştiriyoruz. Aylık baskı sayımız yüzün altına düşmüyor. Çünkü en başından beri planlı bir yayın programımız var. Pek çok alanda çeviri yapıyoruz. Bunun yanında bugüne kadar yüzü aşkın yazarla çalıştık ve artık birçok yazar yazdıklarını doğrudan bize gönderiyor” diye kaydetti.
Mayıs ayında önemli çalışmalar gerçekleştireceklerini aktaran Keskin, sözlerine şunları ekledi:
“Bu ay içerisinde avlumuzda Berken Bereh’in yeni kitabı için bir lansman ve konferans gerçekleştirdik. Bugünlerde ise birkaç yeni çalışmamız bulunuyor. Bu kapsamda Kürt sanatçı Sakar Süleyman, Kürt portreleri üzerine çalışmalar yürütüyor. Sergiden bir hafta önce buraya gelecek. Çünkü eserinin adı “Hafızaya Rû” ve hem o hem de biz, Diyarbakır’ın yüzünün de bu çalışmanın içinde yer almasını istedik. Bu nedenle bazı portreleri Diyarbakır’da yapacak”
“15 MAYIS KÜRT DİL BAYRAMI’NDA ‘SERBEST KÜRSÜ’ KURACAĞIZ”
15 Mayıs Kürt Dili Bayramı’na özel bir program da düzenleyeceklerini belirten Keskin, “15 Mayıs Kürt Dili Bayramı vesilesiyle de ‘serbest kürsü’ programı düzenleyeceğiz; isteyen herkes düşüncelerini ve konuşmalarını paylaşabilecek. Yaz aylarında Diyarbakır çok sıcak oluyor, ancak sonbaharın ilk aylarından itibaren programlarımızı yeniden düzenli bir şekilde gerçekleştirmeye devam edeceğiz” dedi.
“CELADET ALİ BEDİRXAN KÜTÜPHANESİ KURDUK”
Celadet Ali Bedirxan adıyla bir de kütüphane kurduklarını dile getiren Keskin, “Özellikle Kürtçe üzerine çalışan araştırmacılar ve yazarlar, burayı kendi mekanları gibi görerek çalışmalarını sürdürebilirler. Ayrıca 40-50 kişilik toplantıların gerçekleştirilebileceği bir alan da oluşturduk” diye kaydetti.
“AVESTA KÜLTÜR VAKFI’NI DA KURDUK”
Bunun yanı sıra Avesta Kültür Vakfı’nı da kurduklarını ifade den Keskin, “Çünkü böyle bir yapıya ihtiyaç vardı. Yalnızca yayınevimize bağlı isimler değil, bağımsız yazarlar ve sanatçılar da burada kendi çalışmalarını sergileyebilecek ve etkinliklerini düzenleyebilecekler. Birçok plan ve projemiz var. İnanıyorum ki bütün bunların üstesinden gelip, hedeflerimize ulaşacağız. Buranın kültür merkezi olmasını istiyoruz. Zaten ismi de Avesta Culture’dir” dedi.
“BİRAZ GEÇ KALINMIŞ BİR AÇILIŞ OLDU”
Şartların uygun olmamasından dolayı Diyarbakır’da bugüne kadar Avesta’yı kuramadıklarını belirten Keskin, şunları söyledi:
“Bu merkezi burada açmak konusunda aslında biraz geciktik; ancak şartlar uzun süre uygun değildi. Elbette İstanbul, Kürt kültürel tarihinin başkentlerinden biridir. Birçok başlangıcımızın ve kültürel açılımlarımızın merkezi orası oldu. Son 10-15 yılı düşündüğümüzde, ülkemizde ve bölgemizde çok şey yaşandı. Bugün hala pek çok alanın merkezi İstanbul’dur. Çünkü kitapların büyük bölümü orada basılıyor. Burada matbaa imkanları oldukça sınırlı; olan yerlerde bile kullanılan kağıt İstanbul’dan geliyor, İstanbul’a ise Norveç’ten ulaşıyor.
“BURADA OLMAK HAYAL VE HEDEFİMİZDİ”
Ama biz kendi topraklarımızdayız ve bu bizim için bir hayal, bir hedef ve aynı zamanda bir amaçtı. Avesta kurulduktan dört yıl sonra bir kütüphane açtık; fakat asıl hedefimiz yalnızca bir kütüphane kurmak değildi. Ekonomik ve siyasi koşullar nedeniyle uzun süre beklemek zorunda kaldık. Kendimizi hazır hissettiğimiz ve uygun fırsatı yakaladığımız anda da hiç tereddüt etmeden burada yerimizi kurduk.
“DİYARBAKIRLA SINIRLI KALMASINI İSTEMİYORUZ”
Bunun yalnızca Diyarbakır’la sınırlı kalmasını istemiyoruz. Avesta’nın diğer bölge ve şehirlerde de var olmasını arzuluyoruz. Çünkü bu, Kürtçe için büyük bir ihtiyaçtır. Uzun yıllar boyunca Kürtçe konuşmak yasaktı. Resmi alanlarda dilimizin bir itibarı ve görünürlüğü yoktu. Toplum içinde ise ciddi bir asimilasyon süreci yaşandı.”
“DİLİMİZ İÇİN TOPLUMSAL BİR SEFERBERLİK YÜRÜTMELİYİZ”
Yeni neslin dikkatini daha çok çekmek için daha dikkat çekici çalışmaların yapılması gerektiğini vurgulayan Keskin, son olarak şunları ifade etti:
“Artık öyle çalışmalar yürütmeliyiz ki yeni neslin dikkatini çekebilsin. Siyasi koşullar nedeniyle Kürtçe çalışmalar uzun süre daha çok elit çevrelerin içinde kaldı ve bu yüzden toplumsal olarak dar bir alana sıkıştı. Toplumla bağları zayıfladı. Ayrıca çalışmalarımızın büyük kısmı İstanbul merkezliydi. Oysa bütün kültürel faaliyetlerimizin kendi şehirlerimizde yürütülmesi gerekiyor. Her mahallede bir kültür merkezi olmalı; insanlar kendi dili ve kültürü üzerine kendilerini geliştirebilmeli. Bunun için toplumsal bir seferberliğe ihtiyaç var. Bu yük yalnızca birkaç yayınevinin omuzlarına bırakılamaz. Dil için hem toplumsal hem de kültürel ölçekte ortak bir seferberlik yürütülmelidir.”