Baba öldüğünde yalnızca bir insan gitmez bu dünyadan. Bir ses eksilir önce. Sonra bir gölge. Sonra bayram sabahlarının o kendine has telaşı, eve girişindeki ayak sesi, sofranın başındaki o tanıdık bakış… İnsan bir gün fark eder ki, aslında hayatındaki en büyük boşluklardan biri sessizliktir. Çünkü bazı seslerin yokluğu, varlıklarından daha fazla yer kaplar insanın içinde.
O yüzden babasını kaybetmiş insanların yaşı yoktur. Babalar Günü geldiğinde herkes biraz büyürken, onlar biraz daha küçülür. İçlerinde yıllar önce yetim kalmış o çocuk yeniden uyanır. Bir fotoğraf albümünün arasında unutulmuş bir kareye takılır gözleri. Belki eski bir gömleğin kokusunda, belki yıllardır açılmayan bir çekmecede, belki de kalabalık bir caddenin ortasında babasının yürüyüşüne benzeyen bir adama rastladığında, zaman birden geri sarar.
Ben hâlâ bazı günler telefonum çalınca, bir anlığına babam arıyormuş gibi hisseden insanları anlıyorum. Bir başarı haberi aldığında önce ona söylemek isteyenleri… Bir mesele karşısında “Babam olsa ne derdi?” diye düşünenleri… Çünkü insanın babası öldüğünde, onunla konuşması bitmez; sadece cevap alamamaya başlar.
Daha da acısı, babası hayattayken onunla doyasıya baba-oğul ya da baba-kız olamamış insanların hüznüdür. Hayat bazen insanı en değerli ilişkilerinden bile uzaklaştırır. Geçim derdi, gurur, kırgınlıklar, ertelenen ziyaretler, yarına bırakılan sohbetler… Sonra bir gün o yarın hiç gelmez.
İnsan, kayıplar karşısında neyi özlediğini daha iyi anlıyor. Kimi babasının öğütlerini, kimi omzuna koyduğu eli, kimi sert görünen ama sevgisini saklayan bakışlarını… Ve çoğu zaman özlenen şey büyük hatıralar değil; küçük ayrıntılar oluyor. Birlikte içilen bir bardak çay. Yolculuk sırasında edilen sıradan bir sohbet. Bayram sabahı sıkılan bir el. Akşam eve dönerken duyulan “Hoş geldin evlat” sesi…
Bugün dünyanın birçok ülkesinde kutlanan Babalar Günü’nün ortaya çıkışı da aslında bir özlem ve vefa hikâyesidir. 1910 yılında Amerika’da Sonora Smart Dodd isimli bir kadın, anneler günü kutlanırken babaların da hatırlanması gerektiğini düşünür. Çünkü onu ve kardeşlerini annelerinin ölümünden sonra büyük fedakârlıklarla yetiştiren babasına teşekkür etmek ister. Böylece bir evladın kalbindeki minnet duygusu, yıllar içinde bütün dünyaya yayılan bir geleneğe dönüşür.
Belki de bu yüzden Babalar Günü yalnızca bir kutlama günü değildir. Aynı zamanda bir hatırlama günüdür. Bir teşekkür günüdür. Kimi için bir sarılma, kimi için bir telefon görüşmesi, kimi için bir dua, kimi içinse sessizce mezar taşına dokunup geçmiş yıllarla konuşmaktır.
Ben Babalar Günü’nü düşündüğümde hep aynı duygu çöker içime. Kalabalığın ortasında hissedilen bir yalnızlık gibi… Herkesin bir yerlere yetiştiği bir istasyonda, elinde eski bir fotoğrafla bekleyen bir yolcu gibi… Çünkü bazı insanlar için bu gün, kutlamaktan çok özlemenin adıdır.
Ne zaman bir parkta yaşlı bir babanın oğlunun omzuna dokunduğunu görsem, ne zaman küçük bir kızın babasının eline sıkıca sarıldığını görsem içimde hafif bir sızı belirir. O sızı, kaybettiklerimizin bıraktığı boşluk değil yalnızca; aynı zamanda yaşayamadıklarımızın da hüznüdür.
Belki de bu yüzden babasını kaybetmiş insanlar hiçbir zaman tam anlamıyla büyüyemez. Her büyümeye çalıştıklarında ayakları biraz sendeler. Çünkü insanın sırtını yasladığı ilk dağ yıkıldığında, dünyanın bütün yolları biraz daha uzun, bütün yükleri biraz daha ağır gelir.
Bu Babalar Günü’nde babası yanında olanlar ona biraz daha uzun sarılsın. Telefonda geçiştirilecek bir konuşmayı yüz yüze yapmayı seçsin. Söylenecek güzel sözleri ertelemesin. Çünkü hayat, insanın sandığından çok daha kısa; vedalar ise çoğu zaman hazırlıksız gelir.
Ve babalarını kaybetmiş olanlar…
Bilmelidir ki özlem, sevginin ömründen uzundur. Babalar gider; sesleri susar, elleri çekilir, sandalyeleri boş kalır. Ama insanın kalbindeki yerleri hiç boşalmaz. Çünkü sevilen insanlar öldüğünde tamamen gitmezler; biraz hatıra, biraz dua, biraz da özlem olarak yaşamaya devam ederler.
İçimizde büyümeyen o çocuk da ömrü boyunca onların peşinden yürür. Bazen bir fotoğrafın kenarında, bazen bir bayram sabahında, bazen de Babalar Günü geldiğinde…
Sessizce.
Ve derinden.
“Baba” diyebilmenin kıymetini bir kez daha hatırlayarak…