Ama bu kez yalnızca bir temenni değil, bir festivalin ana fikri, bir sanat dilinin omurgası, bir ortak vicdanın ifadesi olarak…
Uluslararası 11. Amed Tiyatro Festivali, “barış için diyalog” temasıyla sadece tiyatroyu değil, kültürün en derin damarlarını harekete geçirdi.
Dünyanın farklı coğrafyalarından gelen sanatçılat ve izleyiciler aynı şehirde, aynı perdede ve çoğu zaman aynı duyguda buluştu.
Diller farklıydı, hikâyeler farklıydı; ama anlatılan acılar, umutlar ve özlemler birbirine son derece tanıdıktı.
Önemli olan da bunu başarmaktı.
Çünkü bu coğrafyada barış, soyut bir kavram değil; yaşanmışlıkların içinden süzülmüş, ağır bir kelimedir.
Festivalin en dikkat çekici yönlerinden biri, barışı yalnızca politik bir söylem olarak değil, kültürel bir üretim alanı olarak ele almasıydı.
Tiyatro burada bir araçtan öteye geçti; bir yüzleşme, bir anlatma ve belki de en önemlisi bir dinleme biçimine dönüştü.
Zira diyalog dediğimiz şey, sadece konuşmakla değil, anlamaya niyet etmekle mümkün.
Diyarbakır’ın tarihi dokusu içinde yankılanan bu sahneler, aslında birbirine uzak gibi görünen hayatların ne kadar benzer yaralar taşıdığını bir kez daha hatırlattı.
Bir annenin kaybı, bir çocuğun korkusu, bir gencin umudu…
Coğrafyalar değişse de duyguların dili değişmiyor.
Bugün dünyanın birçok yerinde çatışmalar, krizler ve kutuplaşmalar derinleşirken; bir film festivalinin “barış” demesi belki küçük bir adım gibi görülebilir.
Ancak kültürün gücü tam da burada yatıyor.
Siyasetin sert dilinin aksine sanat, kalbe dokunur.
Ve bazen bir sahne, bir replik ya da bir bakış, yıllardır kurulmamış köprüleri kurabilir.
Tiyatro Film Festivali bu anlamda yalnızca bir etkinlik değil; bir çağrıdır.
Diyarbakır’dan dünyaya yayılan bir çağrı… “Konuşalım, dinleyelim ve birbirimizi anlamaya çalışalım” diyen bir çağrı.
Belki de bu yüzden düzenlenen resepsiyon boyunca en çok duyulan kelime “barış” oldu.
Ama bu kelime bu kez slogan gibi değil, bir ihtiyaç, bir arayış ve en çok da bir umut olarak dile geldi.
Çünkü barış, en çok onu gerçekten isteyenlerin dilinde anlam bulur. Ve bu şehir, o kelimeyi artık sadece söylemek değil, hissettirmek istiyor.