BARIŞ KİME, NEDEN?

Günaydın Türkiye. Günaydın sevgili okurlarım. Özelinde Diyarbekir’de, genelinde Türkiye’de olan bitenleri ve önemli yorumları dinlemek istiyorsanız mutlaka Diyarbekir’e gelin.

Abone Ol

Ya halk ağzıyla çarşiye şevıtı denilen yanık çarşıya girin ve içerideki çay ocaklarının birinde mola verin. Bir iki çay için. Ama kulaklarınız hep açık olsun. Ya da Ulu Cami’nin yazın önünde, kışın ise yanlarda bulunan çay ocaklarında eyleşin. O nefis çayınızı yudumlarken tartışmalara kulak verin.

Yerel ve ulusal basın mensubu arkadaşlarım inanın en güzel ve en gerçeğe yakın gün görmemiş haberleri, yorumları buralarda bulacaksınız.

Yine böyle bir gün. Hem kaçak çayımı yudumluyor hem de sanıyorum içlerinde üniversiteli gençlerin de olduğu bir guruba kulak veriyorum.

Biri;

“Türkiye’de “barış” kelimesi ne zaman yüksek sesle telaffuz edilse, insanın içine tuhaf bir ürperti düşüyor, kardeşim. Çünkü bu ülkede barış, çoğu zaman bir insani ihtiyaç olarak değil, bir devlet refleksi olarak hatırlanıyor, buna çoğu kez şahit olmadık mı? “

Bir diğeri;

“Zamanı gelince çağrılıyor, işi bitince rafa kaldırılıyor. Biz bunları hep yaşadık.

“Bugün yeniden barış konuşuluyorsa, bunun sebebi vardır kardeşim. Sanıyor musunuz, yalnızca anaların gözyaşları mı? Yıllardır toprağa düşen gençler mi? Yoksa yoksulluğun, adaletsizliğin, inkârın artık taşınamaz hale gelmesi mi?

“Keşke öyle olsaydı…”

Bir kız sanırım öğrenci;

“Arkadaşlar insan sormadan edemiyor:

“Bu barış arayışı, Suriye’nin kuzeyinde adım adım kurulmak istenen bir Kürt devletine duyulan korkunun yan ürünü olmasın?

“Türkiye, kendi Kürtleriyle barışmadan Suriye’deki Kürtlere karşı yürüttüğü politikanın dünyada karşılık bulmadığını çok iyi biliyor. İçeride kavga varken dışarıda “güvenlik” söylemi inandırıcı olmuyor. İşte tam da bu noktada barış, bir vicdan meselesi olmaktan çıkıp bir jeopolitik araç haline geliyor.

“Oysa barış böyle bir şey değildir.”

Konuşmayanlardan bir diğeri;

“Barış, ihtiyaç duyulduğunda kullanılan bir aspirin değildir.

“Barış, dış politikada el yükseltmek için hatırlanan bir kelime hiç değildir.

“Eğer barış gerçekten istenseydi, önce hukukun dili değişirdi. Cezaevleri dolup taşmazdı. Kayyumlar bir kader olmazdı. Kürtçe hâlâ bir “tahammül sınavı” olarak görülmezdi. Barış, yalnızca silahların susması değil; onurun, eşitliğin, adaletin konuşmasıdır.”

Yaşlıca bir amca;

“Bugün halklar barışı istiyor, kardeşim. Türk de istiyor, Kürt de istiyor. Yoksul istiyor, genç istiyor, analar istiyor. Ama barışı zorlaştıran bir güç var bence; çatışmadan beslenen, korkuyla yöneten, barışı risk olarak gören bir akıl var, babam.

“Eğer barış, sadece Suriye’deki dengeleri bozmak için isteniyorsa; eğer barış, Kürtlerin devlet hayalini bastırmanın bir yöntemi olarak görülüyorsa; bilinmelidir ki bu barış kalıcı olmaz. Çünkü hesapla gelen barış, ilk krizle birlikte gider, nokta.

Aynı yaşlarda bir diğeri;

“Baba hayran bu ülkenin artık taktik barışlara değil, hakiki bir yüzleşmeye ihtiyacı var.

“Devletin değil, halkların barışına kurban olayım.

“Stratejinin değil, vicdanın barışına…

“Aksi halde biz barışı hep konuşuruz ama bir türlü yaşayamayız, he Vallah”

Kendi kendime diyorum abi buradaki insanların hepsi mi filozof ve de toplum bilimci, siyasetçi?

Ben bu sohbeti ilgi ile şaşkınlık ile dinledim.

Siz sevgili okuyucularıma aktarmak istedim.

Ve barış kime, neden diye sorasım geldi içimden.

&

Kirveme öğütler

Kirvem,

"Öyle bir an gelir ki

Bazı yolların dönüşü,

Bazı hataların özrü,

Bazı insanların anlamı olmaz." Turgenyev

&

Gelelim “Dilimde tüy bitinceye kadar” yazacaklarıma;

“Diyarbekir 5 Nolu Cezaevi, MÜZEYE dönüştürülsün.”

“SUR İÇİ; DÜNYANIN EN BÜYÜK AÇIK HAVA MÜZESİ OLSUN.”

“Sur İlçesinin adı “ESKİ DİYARBEKİR” olsun.”

İyi bir hafta geçirmeniz dileğiyle.

Dostça kalın.