Güncel

Barış, sadece silahların susması değildir

Geçen yıl bugün, Türkiye'nin yakın tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri yaşandı. Kırk dört yıl süren silahlı mücadelenin ardından PKK'nin silahlarını yakma organizasyonu, yalnızca Türkiye'de değil, dünyanın birçok ülkesinde canlı yayınlarla takip edildi.

Abone Ol

Mehmet Rumet SOYLU yazdı

Bu görüntüler, yıllardır acılarla, kayıplarla ve çatışmalarla anılan bir meselenin artık başka bir evreye taşındığının işareti olarak değerlendirildi.
O gün verilen mesaj açıktı:

Artık çatışmanın değil, siyasetin ve hukukun konuşacağı yeni bir dönemin kapısı aralanıyordu. Doğal olarak en büyük beklenti de Kürt Halkında oluştu. Çünkü silahların susması tek başına bir son değil, demokratik çözümün başlangıcı olarak görüldü. Devletin, yıllardır konuşulan ama ertelenen hukuki ve demokratik adımları artık gecikmeden atacağı düşünüldü.

Nitekim Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu kuruldu. Farklı siyasi görüşlerden insanlar, hukukçular, akademisyenler, sivil toplum temsilcileri ve ilgili kesimler dinlendi. Raporlar hazırlandı. Sorunun çözümüne ilişkin önemli tespitler ortaya konuldu.
Fakat aradan geçen zamana rağmen toplumun beklediği somut adımların hâlâ atılmamış olması, haklı olarak ciddi soru işaretleri doğuruyor.

Bugün Kürtlerin temel beklentileri ne lüks taleplerdir ne de ayrıcalık arayışıdır. Beklenen, hukukun gereğinin yerine getirilmesi, demokratikleşmenin güçlendirilmesi ve yıllardır konuşulan reformların hayata geçirilmesidir. Cezaevlerinde yaşam mücadelesi veren hasta tutuklular konusunda kayda değer bir düzenleme yapılmadı. Cezalarını tamamlamış olmalarına rağmen binlerce siyasi tutuklu, ‘pişmanlık’ dayatması nedeniyle tahliyelerini beklemeye devam ediyor. Anadilde eğitim konusunda en küçük bir ilerleme sağlanmış değil. Silahlı mücadeleyi bırakan binlerce PKK mensubunun hukuki statüsüne ilişkin kamuoyuna açıklanmış kapsamlı bir yasal hazırlık da ortada yok.

Oysa böylesine tarihî süreçler belirsizlikle yönetilemez. Belirsizlik güven üretmez; tam tersine kaygıyı büyütür. Cumhurbaşkanı'ndan MHP Genel Başkanı'na, Meclis Başkanı'ndan hükümet üyelerine kadar hemen herkes, ‘yeni bir aşamaya geçildiğini ve sürecin planlandığı gibi ilerlediğini’ ifade ediyor. Eğer gerçekten süreç planlandığı gibi ilerliyorsa, toplum artık bunun hukuk alanındaki karşılığını görmek istiyor. Çünkü siyaset, yalnızca söz üretme sanatı değildir; aynı zamanda verilen sözleri hukukla güvence altına alma sorumluluğudur.

Bugün yaşanan en büyük sorun, umut ile uygulama arasındaki mesafenin giderek açılmasıdır. Unutulmamalıdır ki barış, yalnızca silahların susması değildir.
Barış, adaletin güçlenmesidir. Barış, insanların anadilini özgürce konuşabildiği, kimliğinden dolayı kendisini eksik hissetmediği bir demokratik düzenin kurulmasıdır.
Barış, hukukun herkes için eşit işlemesidir. Devletin en önemli görevi de tam burada başlamaktadır. Çünkü çatışmayı sona erdiren irade kadar, barışı kalıcı kılacak hukuki cesaret de tarihe geçecektir.

Hiç kimse, Kürt sorununun çözümünü yalnızca Kürtlerin meselesi olarak görmemelidir. Bu mesele çözüldüğünde kazanan sadece Kürtler olmayacaktır. Kazanan Türkiye olacaktır. Yıllardır güvenlik harcamalarına ayrılan devasa kaynaklar üretime, eğitime, bilime ve sosyal refaha aktarılabilecektir. Gençler geleceklerini başka ülkelerde değil kendi şehirlerinde kurabileceklerdir. Siyaset sürekli güvenlik eksenli tartışmalar yerine ekonomik kalkınmayı, hukuku ve demokrasiyi konuşabilecektir. Toplumun birbirine duyduğu güvensizlik yerini ortak aidiyet duygusuna bırakacaktır.

Türkiye'nin ihtiyacı olan şey yeni sloganlar değildir. Yeni komisyonlar kurmak da tek başına yeterli değildir. Artık ihtiyaç duyulan, hazırlanan raporların yasaya dönüşmesi, verilen sözlerin somut düzenlemelerle desteklenmesi ve demokratikleşme iradesinin herkes tarafından hissedilmesidir. Çünkü toplumlar umutla bekleyebilir, ancak umut sonsuza kadar ertelenemez. Bugün hâlâ tarihi bir fırsat masadadır. Bu fırsat cesur hukuki adımlarla değerlendirilirse Türkiye, yüz yıllık en önemli demokratik eşiğini aşabilir. Ama süreç sürekli zamana yayılarak yalnızca açıklamalarla yürütülmeye çalışılırsa, en büyük kayıp güven olacaktır.

Barışın gerçek güvencesi silahların susması değil, hukukun konuşmaya başlamasıdır. Bugün beklenti de tam olarak budur.