Başlarken … GÜZEL BİR DÜNYA İÇİN

Bazen bir paylaşım anlatmak için değil, birlikte bakabilmek için başlar.

Abone Ol

Yaşam, paylaşım ve iletişim bütünlüğünü ifade eden en kapsayıcı alandır. Bu alan; bir bölgeyle, bir kimlikle, bir inançla ya da herhangi bir aidiyet biçimiyle sınırlı kalmayacak kadar derin ve geniş bir bütünlüğü ifade eder. Çünkü insanın yaşadığı gerçeklik yalnızca bulunduğu yerle sınırlı değildir. İnsan, varoluşunun doğası gereği daha büyük bir bütünlüğün parçasıdır. Bazı durumlar yalnızca bir bölgeyi ve o bölgede yaşayan insanları ilgilendirirken, bazı durumlar vardır ki tüm insanlığı ilgilendiren ortak bir zeminde yaşanır. Nereden bakarsak bakalım, bu ortak zemini görmek mümkündür.

Bugün dünyanın birçok coğrafyası, birkaç ülkenin lideri ya da dar çıkar gruplarının etkisiyle ağır yıkımlar yaşıyor. Savaşlar, felaketler ve çatışmalar şehirleri yok ederken; ölüm, göç, acı ve travma milyonlarca insanın günlük gerçeği haline geliyor. Bu güç mücadeleleri yalnızca insan yaşamını değil, gezegenin ekolojik dengesini de bozuyor; doğal kaynaklar tükeniyor ve dünyanın geleceği tehdit altına giriyor. Fakat asıl soru şudur: Bu yıkımı bu noktaya getiren kim? Sadece güç elde etmek isteyen liderler mi, yoksa biz insanlar da bu tablonun bir parçası mıyız? Gerçek sorgulama burada başlar: Önce kendi payımızı görmek ve bununla cesurca yüzleşmek.

Gezegenimiz Bir Mucize!

Oldukça kapsayıcı, üzerinde sayısız yaşam biçiminin bulunduğu yeşimsi bir gezegende yaşamaktayız. Gezegenimizin benzerinin evrenin başka galaksilerinde olup olmadığını kesin olarak bilemiyoruz. Var olduğunu varsaysak bile birebir gezegenimizle aynı özellikleri taşıyan bir gezegenin bulunması oldukça zor görünmektedir. Bunun nedeni, evrende işleyen zekânın hiçbir şeyi aynı biçimde ve aynı bütünlükte tekrar üretmemesidir. Bu açıdan bakıldığında enerji, doğa ve evren bütünlüğünde ortaya çıkan her şey kendine özgü bir varoluşu temsil eder. Bu nedenle dünyamız da evrenin içinde kendine has bir bütünlüğe sahiptir.

Bu gezegende doğmuş her canlı, doğası gereği bu gezegenin yaşamına ortaktır. İnsan da bu bütünlüğün bir parçası olarak yaşadığı gezegenin her köşesini keşfetme, dilerse orada yaşama ve insanlarla ortaklaşma hakkına sahiptir. Çünkü insan yalnızca bir kez dünyaya gelir ve ikinci kez gelme şansı yoktur. Bu nedenle tüm keşiflerimiz, yaşama biçimlerimiz ve deneyimlerimiz bu gezegenin bütünlüğü içinde gerçekleşir.

Ortak Zeka Ve Yaşamın Bütünlüğü

İnsan, ortak zekâ bütünlüğü içinde hareket ettiğinde yaşadığı gezegenin her adımını daha derinden deneyimleme imkânı bulur. Bu durumda yalnızca mekânları değil, o mekânlarda yaşayan insanları ve onların yaşam biçimlerini de tanıma fırsatı ortaya çıkar. İnsan için bu temas alanı aslında oldukça doğaldır. Fakat çoğu zaman bu doğal akışın önünde çeşitli engeller oluşur.

Yaşadığımız coğrafyada ortaya çıkan birçok sorunun aslında dünyanın farklı yerlerinde de yaşandığını görmek mümkündür. Bu durum bize önemli bir gerçeği gösterir: mesele yalnızca belirli bir bölgeyle ilgili değildir. Mesele, insanın kendi iç dünyasıyla ve insanın yaşamla kurduğu ilişkiyle yakından bağlantılıdır.

Bu nedenle paylaşımlarımızın ana ekseni insanın içsel bütünlüğüne dokunmak olacaktır. Eğer insanlarla her boyutuyla temas kuramıyor ve temas kurduğunda çeşitli sıkıntılar yaşıyorsa bunun elbette belirli nedenleri vardır. Bu nedenleri görünür kılmak ve onları dikkatle incelemek, yaşamı daha berrak bir biçimde anlamamıza yardımcı olabilir.

Paylaşımlarımıza Dair Ana Sorular

Bu paylaşımlar, düşünceler ortaya koymak için yazılmıyor. Asıl yön, insanın kendi yaşamına daha yakından bakabilmesine eşlik edilebilecek bazı soruları görünür kılmaktır. Çünkü çoğu zaman doğru sorular ortaya çıktığında cevaplar insanın kendi yaşam deneyimi içinde zaten görünür olmaya başlar.

İnsan kendi içinde neleri yaşar ve bu yaşantılar dış dünyada nasıl bir gerçekliğe dönüşür? İnsan neden kendi doğasından uzaklaşır? İnsan insanla temas etmek istediği halde neden zorlanır? Zihnin oluşturduğu gürültü nasıl ortaya çıkar ve bu gürültü insanın yaşamla kurduğu ilişkiyi nasıl etkiler?

Bu soruların her biri insanın kendi yaşamına daha dikkatli bakabilmesi için bir davet niteliğindedir. Bazen insan yıllar boyunca birçok şey yaşar; şehirler değiştirir, farklı deneyimlerin içinden geçer, birçok insanla karşılaşır. Fakat bütün bu hareketin içinde kendine şu soruyu sormayı unutabilir: Gerçekten yaşamın içinde miyim, yoksa yalnızca yaşamın içinden geçip mi gidiyorum?

Belki de çoğu zaman mesele yeni şeyler yapmak değildir. Bazen mesele yalnızca durup bakabilmektir. İnsan kendi yaşamına gerçekten bakabildiğinde, daha önce fark etmediği birçok şeyi görmeye başlar.

Birlikte Fark Etmek Ve İncelemek

Bu yazılar bazen öykü tadında anlatımlarla, bazen deneme biçiminde paylaşımlarla, bazen de daha akademik incelemelerle ilerleyecektir. Ancak bütün bu farklı anlatım biçimlerinin özü aynı olacaktır: yaşamın içindeki bazı alanlara birlikte bakabilmek.

Bu nedenle bu metinler yalnızca anlatılanlardan ibaret olmayacaktır. Aynı zamanda birlikte fark etmenin, birlikte incelemenin ve birlikte sorgulamanın küçük bir alanına dönüşecektir. Bu yazıları okuyan her dostumuzun katkısı bu nedenle anlamlıdır. Çünkü insan bazen tek başına bakarken göremediği bir şeyi, ortak bir bakış alanında daha açık biçimde görebilir.

Bu ortak paylaşım sayesinde çoğu zaman şunu fark ederiz: ne yapmamamız gerektiğini gördüğümüzde yapılması gereken şeyler çoğu zaman kendiliğinden ortaya çıkar. Çünkü yaşamın doğasında yön gösteren doğal bir denge vardır.

Sessizlikten Huzura

Bugünün dünyasında insanın zihni sürekli bir gürültüyle karşı karşıya kalmaktadır. Bilgi akışı, düşünceler, kaygılar ve sayısız uyaran insanın iç dünyasında yoğun bir karmaşa oluşturur. Oysa çoğu zaman insanın ihtiyaç duyduğu şey bu gürültünün içinde biraz sessizlik bulabilmektir.

İnsan kendi içinde bir sessizlik alanı oluşturabildiğinde yaşamın daha sakin ve daha derin akışını fark etmeye başlar. Huzura dokunan yol da çoğu zaman bu sessizliğin içinden doğar.

Bu nedenle bu yazılar düşünsel bir inceleme değildir. İnsanın kendine dokunabilmesi için bir davettir. Çünkü insan kendine dokunabildiğinde ve kendi iç dünyasını tanımaya başladığında yaşamın gerçek alanlarına daha bilinçli bir biçimde adım atabilir.

Doğaya baktığımızda doğa bütünlüğü içinde yaşayan canlıların çoğu zaman kendi doğalarıyla uyum içinde yaşadıklarını görürüz. İnsan ise bazen kendi doğasından uzaklaşabilir. İşte tam bu noktada eksik kalan yönlerimizi, yön değiştiren alanlarımızı ve fark edilmeden oluşan kopuşları görmek mümkün olur. Bu fark edişler ise insanı yeniden yaşamın gerçek alanlarına taşır.

Paylaşmak, birlikte fark etmek, birlikte incelemek ve birlikte sorgulamak dileğiyle… Çünkü bazen en anlamlı buluşmalar insanların aynı yaşam alanına farklı yönlerden bakarak gerçeği birlikte görünür kıldıkları anlarda gerçekleşir. Diğer yazımızda görüşmek dileğiyle.