Bayramlar bize neler söyler?

İnsan bir duygu sağanağıdır, gönlü bin çiçekli bahçe gibidir. Bir bahçıvan olarak büyütür sözlerini. İnsan bir demet müziktir, bazı günlerde kendini akort eder. Bayramlar, insanın kendi içine baktığı, çocukluğuna koştuğu, o bahçede oynadığı, o müziği dinlediği günlerdir. Bayramlar insanın kendini iyileştirdiği zamanlardır. O kalabalığın, akıp giden insan selinin içinde zamanı durdurması, çevresine farkındalıkla bakabilme yetisidir.

Abone Ol

Her birimizin bayramlardan kalan hatırları vardır; yeni alınmış bir elbisesi, ayakkabısı, saati, güler yüzü, şarkısı heybesindedir. Bayramların insanda izler bırakmasının nedeni umuda ve iyiye olan yolculuğu olsa gerek. İnsan o günlerde takvimlere değil, hafızasına, hatıralarına, akrabalıklarına, dostluklarına ve mezarlıklara bakar.

Kapıyı çalan çocukların sesiyle başlar gün. Yıllardır içimizde sessizce bekleyen hatıralar da o gün eşiği aşar, çocuklarla birlikte yeniden kapımızı çalar. Bir mendilin kokusunda, eski bir fotoğrafın sararmış kenarında, dedemizin, babamızın titrek sesinde ya da annemizin sabahın ilk ışıklarıyla hazırladığı sofrada yeniden görünür olur her şey. Kendimizi o kaybolmuşluk duygusundan ayıklarız, sevdiklerimizle bir araya gelmenin keyfini yaşarız.

Bayramlar bize, insanın yalnız başına yaşayamayacağını hatırlatır.Bugün çoğu zaman bir tatil aralığı olarak algılansa da bayramların kökleri insanlık tarihinin çok eski dönemlerine kadar uzanır. Toplumlar, tarih boyunca ortak sevinçlerini, hasat zamanlarını, inançlarını ve dayanışma duygularını çeşitli törenlerle kutladılar. Bayramlar, bu ortak hafızanın kuşaktan kuşağa aktarılan en canlı biçimlerinden biri oldu. İnsanlar aynı sofraya oturduklarında, aynı duaya ellerini kaldırdıklarında ya da aynı sevinci paylaştıklarında bir topluluğa ait olduklarını da yeniden ilan ediyorlardı. Aidiyet, insanın kendini güvende hissetme biçimidir.

Paylaşma ve dayanışma arzusu bu günlerde belirginleşir. Bu yüzden belki de bu yüzden bayramların ilk adresi çocukluktur. Çünkü hesapsız, karşılıksız bir paylaşım duygusu öne çıkar.

Çocukluğumuzun bayramları, bugünün hızla tüketilen zamanlarından çok farklıydı. Bayram sabahları erkenden kalkılırdı. Yeni alınmış ayakkabılar yatağın başucunda bekler, ütülü kıyafetler bir gece önceden hazırlanırdı. Evlerin avlularında telaşlı bir hareketlilik başlar, mutfaktan gelen kokular bütün sokağa yayılırdı. Bayram namazından dönen büyüklerin yüzlerinde ayrı bir aydınlık olurdu. Sonra kapılar ardına kadar açılır, komşular birbirine uğrar, çocuklar şeker toplamak için sokak, sokak dolaşırdı. O günlerde bayram hem evlerin içinde hem de sokaklarda yaşanırdı. Sokakta herkes selamlaşır, bayramlaşırdı.

Şimdi dönüp baktığımızda özlediğimiz şey belki de şekerler, harçlıklar ya da yeni elbiseler değildir. Özlediğimiz, insanların birbirine daha kolay ulaşabildiği o sıcak temas hâlidir. Bir kapının çalınmasının, bir elin sıkılmasının, uzun zamandır görülmeyen bir akrabanın yüzünü yeniden görmenin taşıdığı anlamdır.

Bayramlar, sosyolojik açıdan toplumun görünmeyen bağlarını güçlendiren özel zamanlardır. Günlük hayatın rekabeti, kırgınlıkları ve mesafeleri içinde gevşeyen ilişkiler, bayramlarda yeniden onarılır. Aile bireyleri aynı sofrada buluşur, kuşaklar arasında bilgi ve deneyim aktarımı gerçekleşir. Çocuklar büyüklerinden hayatın anlamını, paylaşmayı ve aidiyet duygusunu da öğrenirler. Bayram ziyaretleri, toplumun hafızasını canlı tutan görünmez köprüler kurar.

Modern çağın en büyük sorunlarından biri yalnızlaşmadır. Kalabalık şehirlerde milyonlarca insan birbirine çok yakın yaşarken, duygusal olarak birbirinden uzaklaşabilmektedir. Bayramlar işte bu uzaklığı azaltan nadir duraklardan biridir. Bize, insanın yalnızca ekonomik ya da teknolojik bir varlık olmadığını; aynı zamanda ilişki kuran, paylaşan ve hatırlayan bir varlık olduğunu hatırlatır.

Bayramların bize söylediği şey aslında oldukça sadedir: İnsan, insana iyi gelir.

Bir telefonun ucundaki ses, yıllardır görülmeyen bir dostun kapıda belirmesi, kırgın bir akrabayla yeniden selamlaşmak ya da yaşlı bir komşunun elini tutmak... Bunlar küçük gibi görünen ama toplumu ayakta tutan büyük davranışlardır.Belki de bayramların gerçek anlamı tam burada saklıdır. Bayramlar bize geçmişi hatırlatırken geleceğe dair de bir şey söyler. Aynı gökyüzünün altında yaşadığımızı, aynı hikâyenin farklı kahramanları olduğumuzu ve bütün ayrılıklara rağmen birbirimize muhtaç olduğumuzu fısıldar.

Zaman değişiyor. Sokaklar değişiyor. İletişim biçimlerimiz değişiyor. Fakat insanın özlemleri pek değişmiyor. Hâlâ bir ses duymak, bir sofrayı paylaşmak, birinin gözlerinin içine bakarak "Bayramın kutlu olsun" demek istiyoruz.Belki de bayramların asırlardır ayakta kalmasının sebebi budur.Çünkü bayramlar, zamanın yıpratamadığı şey, bu en eski, nadir insanlık cümlesidir.