Benim Dilim, Bizim dilimiz;

21 Şubat Dünya Anadili Günü, kalbimizin en derin yerinde saklı bir gerçeği yeniden fısıldıyor: Diller yalnızca kelimeler değildir.

Abone Ol

Her dil; bir annenin ninnisi, bir halkın hafızası, bir coğrafyanın nefesidir.
Bugün Kürt dil mirasına bakarken aslında zamana bakıyoruz. Çünkü bu dil, dağların rüzgârını, Mezopotamya’nın kadim sessizliğini ve kuşakların birbirine emanet ettiği hatıraları taşır. Bu yüzden UNESCO’nun Kürt dilleri için yaptığı “tehlike altında” uyarısı sadece teknik bir tespit değil; aynı zamanda vicdanlara yapılan bir çağrıdır.
Mesele artık yalnızca korumak değildir.
Mesele anlamak…
Mesele sahip çıkmak…
Ve en önemlisi, yaşatma iradesini diri tutmaktır.
Dilbilimin soğukkanlı verileri bize Kürt dillerinin İranî dil ailesinin kuzeybatı kolunda yer alan köklü ve çok katmanlı bir yapı olduğunu söyler. Kurmancî, Soranî, Goranî, Lorî ve diğer kollar… Hepsi aynı tarihsel toprağın bağrından doğmuş, zamanla kendi ritmini, kendi ses rengini bulmuştur. Bu çeşitlilik bir parçalanmışlık değil; aksine yaşayan bir dil evreninin zenginliğidir.

Tarih de bunu doğrular. Kardukhi, Kardu, Kurtu, Kird… Antik metinlerde karşımıza çıkan bu adlar, dağ kuşağında yaşayan toplulukların tek renkli değil, çok katmanlı bir kimlik dünyasına sahip olduğunu gösterir. Kürt kimliği tarih boyunca düz bir çizgi değil; iç içe geçen yollar, akrabalıklar ve ortak hayatlarla örülmüş organik bir bütün olmuştur.
Ne var ki bugün yapılan kimi ayrıştırıcı tartışmalar, bu derin gerçeğin üstünü örtüyor. Oysa tarih bize şunu öğretir: Kürt toplulukları arasında duvarlardan çok köprüler vardı. Dil farklılıklarını kopuş olarak değil, zamanın bıraktığı zengin izler olarak okumak gerekir.
Çünkü bir dili yalnızca gramer tablolarına sıkıştırmak, onun ruhunu eksiltir.
O dilde yakılan ağıtlar…
Söylenen destanlar…
Fısıldanan masallar…
Hiçbiri kuru bir sınıflandırmaya sığmaz.

Bugün kendimize dürüstçe sormamız gereken sorular bellidir:
• Bu kadim dil eğitimde hak ettiği yeri buluyor mu?
• Gençler anadillerinde yeterince okuyup yazabiliyor mu?
• Akademik ve kültürel üretim gerçekten yeterli mi?
Eğer cevaplarımız içimizi rahatlatmıyorsa, tartışmanın yönünü değiştirme zamanı gelmiştir. Çünkü dil isimlerle değil, hayatla yaşar.
Dil konuşulursa nefes alır.
Yazılırsa kök salar.
Eğitimde yer bulursa geleceğe yürür.
Kürt dil mirası, Mezopotamya’nın en eski ses katmanlarından biridir. Onu yaşatmak sadece bir dil meselesi değildir; hafızaya, sürekliliğe ve varoluşa sahip çıkma meselesidir.
Unutmayalım:
Dil varsa halk vardır.
Dil susarsa tarih susar.
Ve benim dilim…
Ancak onu kalbimizin merkezinde tuttuğumuz sürece yaşayacaktır