Güncel

Beş kişiyle son yolculuğuna uğurlandı Ertuğrul bey...

Gazeteciliğe Milliyet Gazetesi Diyarbakır Temsilciliği’nde başladığımda, ilk büro şefim Ertuğrul Pirinççioğlu’ydu.

Abone Ol

Mehmet TÜRK Yazdı

Bu mesleğe adım attığım ilk günlerde, haberciliği kadar duruşuyla da bize gazeteciliğin ne demek olduğunu öğreten bir ustaydı o. Kibar, beyefendi, zarif… Aynı zamanda renkli, güçlü ve herkesle temas kurabilen gerçek bir gazeteciydi.

Milletvekilleri, bakanlar, valiler, rektörler, bürokratlar, sanatçılar, sporcular, iş insanları…Liste uzar gider. Ama bu isimlerin ortak noktası şuydu:
Ertuğrul Pirinççioğlu’nu herkes sever, herkes sayardı.

1970’li yıllarda Avusturya ve Almanya’da Milliyet Gazetesi’nin temsilciliklerini yaptıktan sonra, memleketi Diyarbakır’a döndü. Ve burada gazeteciliği sadece sürdürmedi; zirvede yaşadı.

1975 Lice Depremi’nde habere giderken, kendisi haber olan bir gazeteciydi o. O yıllardan itibaren meslek hayatı hep ön saflarda geçti.

Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer aldı.

Spor Yazarları Derneği Diyarbakır Temsilciliği yaptı.

2000’li yıllara kadar Milliyet Gazetesi Diyarbakır Bölge Müdürlüğü görevini sürdürdü.

Ardından, Milliyet Haberler Ajansı ile Hürriyet Haber Ajansı’nın birleşmesiyle kurulan Doğan Haber Ajansı’nda gazeteciliğe devam etti.

Ama belki de en büyük mirası şuydu:

Meslek hayatı boyunca 100’den fazla gazeteci yetiştirdi. Ben de onlardan sadece biriyim.

Emekli olduktan sonra İzmir ile İstanbul arasında bir hayat kurdu. Yatırımlar yaptı, hayaller kurdu. Ama ne yazık ki, iyi niyeti defalarca suistimal edildi.

Yaşlandığında yeğeninin yanına yerleşti ve hayatının sonuna kadar orada kaldı.

Şatafatlı bir hayat yaşadı. Elit çevrelerde bulundu. Onlarca, belki yüzlerce insanın hayatına dokundu; yön verdi, kapı açtı, el uzattı.

Ama hayatın acı bir ironisi vardır ya…Son yolculuğu, yaşadığı hayatın tam tersiydi. Mezarı başında sadece beş kişi vardı.

Diyarbakır’da birlikte çalıştığı, birlikte mesai yaptığı, yetiştirdiği onca insandan yalnızca Namık Durukan oradaydı. Bir de geçmişte Diyarbakır basınında görev yapan Nihat Aslan.

Gerisi yoktu.

Vefa, sadeci bir semtin adı değil diyorlardı da gülüp geçiyordum. Hakikatten öyleymiş...

Milliyet Gazetesi'nin bir çelengi bile yoktu. 40 yılı aşkın bir süre Milliyet Gazetesi'ne karşılık beklemeden emek veren Pirinççioğlu, mezarı başında yapayalnız kaldı.

Hürriyet'ten, Milliyet'ten spor yazarları derneğinden ses seda yoktu...

Bu kadar renkli, bu kadar üretken, bu kadar iz bırakmış bir insanın son yolculuğuna bu denli yalnız çıkması…

Bu bir kader miydi?

Yoksa hep konuştuğumuz ama yüzleşmekten kaçtığımız vefasızlık mı?

Belki de gazetecilik tam olarak budur. Hayatın tam ortasında, herkesle iç içe ama sonunda yapayalnız kalmak. Manşetlere taşıdıklarımız unutulur, biz unuturuz; ama mezar başındaki sayı her şeyi söyler.

Ertuğrul Pirinççioğlu, ardında büyük haberler, büyük emekler ve yetiştirdiği insanlar bıraktı. Bizlere düşen ise sadece bir cümle değil, bir ders almaktır:
İtibar, alkışlarla değil; vefayla ölçülür. İnsanlar belki seni unuttu ama bu meslek seni unutmayacak.
Hakkını helal et Ertuğrul Bey…