Bir bayram günü

Memleketin ahvali, neredeyse her bayram, memleket insanını yüksek siyaseti analiz etmekle meşgul ediyor. Mutlu azınlık hariç tabi. Mutlu azınlık mutlak butlan kavramının memleketin başına sardığı beladan nemalanmakla meşgul.

Abone Ol

Serçeler ve tavuklar birbirlerine alışmış gibi görünüyorlardı. Yine de mesafeli bir alışkanlıktı bu. Serçeler, tavuk arkasını dönünce yemden nemalanıyorlardı. Tavuk kabın içindeki yeme hamle yaptığında serçeler zıplayarak geri çekiliyorlardı. Sonra tavuk toprağı eşeleyerek ağır adımlarla bahçede gezinirken birkaç serçe yem kabına dadandı. Gagaları hızla yem kabına dalıyor ve aynı hızla etrafı kolaçan ediyorlardı. Serçelerin ziyafeti, tavuğun sinirli sesler çıkarıp yem kabına doğru koşmasıyla sona erdi. Serçeler havalanıp az öteye kondular. Tavuğun sakinleşmesini beklediler. Tavuk yem kabının başında bekledi. Daha sakin sesler çıkarıyordu ve sanki, "Bu yem benim, hepsini size yedirmem" der gibiydi.
Tavuk ile serçelerin arasındaki didişme, içinde gerilim barındırmayan bir oyun, bayram sabahının neşesi gibiydi.
Öte yandan doğanın döngüsü ya da hayatın gerçeği bu şekilde değil miydi? Bir sürekli çatışma hali içinde devinip duruyor her şey. Güçlüler ve zayıflar, fırsatçılar ile mağdurlar, zalimler ile mazlumlar, yenikler ile galipler... Bayram günü de olsa bu zalim gerçek böyle, değişmiyor ve kendisini hiç unutturmuyor.
*
Bir grup çocuk bahçe kapısından içeri giriyor "Bayramınız kutlu olsun", "Cejna we pîroz be" diyerek. Kiminin güvenli kiminin utangaç sesleri birbirine karışıyor.
Bayram günü için şık kıyafetler giymişler. Ellerindeki poşetler şık kıyafetleriyle tezat oluşturuyor. Bütün mahalleyi dolaştıktan sonra kim daha çok şeker topladı, en güzel şekerler kimde, yarışına girişecekler. Annelerinin "Çok yeme, dokunur" uyarısını asla dinlemeyecekler.
Birçok el öpecekler ve yanaklarına öpücükler konulacak. Bayram kıyafetleri akşama kalmadan kirletilecek. Harçlıklarla abur cubur alınacak.
Bayram dediğin nedir ki zaten.
*
Bayram dediğin, siyasetçilerin tuhaf bir seremoni ile birbirlerini ziyaret etmesidir, değil mi? Kaç yılın alışkanlığı yine kameraların önünde gerçekleşecek ve tuhaf esprilere, içtenliksiz nezaket gösterilerine maruz kalacağız.
Sahi, anamuhalefet partisi CHP'yi hangi partiler bayramlaşmak üzere ziyaret edecek? Parti binasında kim karşılayacak misafirleri? Partinin Genel Başkanı Özgür Özel mi, mutlak butlan Kemal Kılıçdaroğlu mu?
En son genel merkez binası polis postallarıyla çiğnenmiş, binanın içindeki üyeleri gaz bombasına maruz bırakılmış, 'yargı kararıyla' bitirilmiş CHP'nin varlığından söz etmek abesle iştigal gibi bir şey oldu.
Halbuki Kürt meselesi çözülecekti, eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik bir anayasa hazırlanacaktı, değil mi? Kürt meselesinin çözüleceğine, yeni bir anayasanın hazırlanacağına dair inanç, CHP'ye yönelik mutlak butlan darbesi ile biraz daha kırıldı.
Darbe, denildiği gibi, Erdoğan ve Kılıçdaroğlu'nun eşgüdümünde mi gerçekleşti sahiden? Öyleyse Erdoğan iktidarının mutlak bir biçimde ayakta durmasının önü açıldı. Öyleyse, yüzyıl geriye gitmiş memleketin vay haline.
*
Tavuk gitti, zeytin ağacının dibine tünedi. Serçeler ağaçların dallarına dağıldılar. Elektrik teline konmuş kurunun gür sesi, serçelerin sesini bastırıyordu. Küçük bir esinti, bahçedeki güllerin ve bilumum nebatın kokusunu getiriyordu.
Birazdan misafirler gelecek. Kılıçdaroğlu'nun adı haysiyet, onur, hain gibi kelimelerin içinde bulunduğu cümlelerin içinde geçecek. Erdoğan, dikta rejimi, amansız hırs, demokrasi korkusu gibi tespitlerin yapıldığı cümlelerin içinde anılacak. Bahçeli'nin adı kocaman soru işaretlerinin yanına ikame edilecek. Hani barış gelecekti ve Kürt meselesi çözülecekti?
Bayram günü konuşulacak şeyler mi bunlar? Memleketin makus talihi bu. Memleketin ahvali, neredeyse her bayram, memleket insanını yüksek siyaseti analiz etmekle meşgul ediyor. Mutlu azınlık hariç tabi. Mutlu azınlık mutlak butlan kavramının memleketin başına sardığı beladan nemalanmakla meşgul.
*
"Bugün bayram günü derler alem eğlenir
Sen bizim yaylaya gel başın için
Dertliler oturmuş, derdin söyleşir
Etme intizarın gül başın için" (Davut Sulari).
Türkü harikadır, evet ama biraz karamsardır. Oysa türkünün ağır havasıyla ne de memleketin içinde bulunduğu kesif durumla canını sıkmak istemem kimsenin. Hem çocuklar içindir bayramlar. Bayram günü evden firar edip arkadaşlarıyla hastalık tapan çocukları hoşgörün.
"Kargalar, sakın anneme söylemeyin!
Bugün toplar atılırken evden kaçıp
Harbiye Nezareti’ne gideceğim.
Söylemezseniz size macun alırım,
Simit alırım, horoz şekeri alırım;
Sizi kayık salıncağına bindiririm kargalar,
Bütün zıpzıplarımı size veririm.
Kargalar, ne olur anneme söylemeyin!" (Orhan Veli, Bayram).
Bir alışkanlıkla ya da geleneksel olana hürmetle kusur etmeden, cümle alemin bayramını kutlarım.