Hükümet zam oranını yine bildiği yöntemle açıklamıştır. Yine alışırlar diye
öngörmüştür. Ama bu defa kendi kapıkulundan korkmaktadır.
Çünkü onlar artık kapıkulu memur değildir. Farklılıklarını bir kenara bırakarak
Kendi aralarında konuşup, tartışıp bir karara varıp örgütlenmeyi
hedeflemektedir. Ve örgütlülüğünü bile tamamlayamadan, hükümetin zam oranına karşı Ankara’ya fiili toplu sözleşme için yürümektedir.
Orda itirazını yüksek sesle söyleyecek, yetmezse işyerine dönerek üretimden
gelen gücünü örgütleyecektir.
İstanbul hareketli, emekçiler kuşatma altında ki otogara, kapatılan yollara karşı
Kâh yürüyerek, kah başka kaçak araçlarla Gebze’de buluşuyorlar.
Ve ilk barikat omuz omuza verilerek, göğüs, göğüse çarpışarak aşılıyor.
Ankara’ya barikatlar, altı günde yaralamalı, tutuklamalı ama coşkulu ve kararlı
birbir aşılıyor. Ankara’da hükümet paniktedir. Sıhhiye’ye kadar gelen emekçileri ne yapacaktır? Onlarla toplu sözleşme için görüşecek midir? Yoksa onları şiddetle engelleyecek midir?
On bir yıldır kışlalar da bekleyen paslanmış panzerler kışladan Sıhhiye
meydanına yönelmiş, memurlara su sıkmaya başlamıştır. Beyaz önlüklüler paslı
suya aldırmadan meydan da bir araya gelmeye çalışmaktadır. Ve paslı panzerler de çare olmamıştır. Artık kendine emekçi diyen memur iradesini ortaya koymuştur. Hükümet yeni bir zam oranını açıklamıştır. Ve memurlarla görüşebileceğini söylemiştir. Bu kamu emekçileri için büyük bir kazanım olmuştur. Böylece hükümet ve kamu emekçileri arasında ilk fiili toplu sözleşme
yapılmıştır. Memur sendikalarının önü açılmıştır. Bugün hükümet yanlısı sendikalar da varlıklarını bu direnişe borçludur. Bu süreç 1991 yılında, 2 Temmuz 1991 de başlayıp, 11 Temmuz da hükümetinaçıklamasıyla sona eren tarihi bir süreçtir. Bu yıl aynı zaman da henüz bir yasası olmayan memur sendikalarının bir, bir fiili olarak kurulduğu bir yıldı.
Hükümet son çare olarak bir genelgeyle memur sendikalarını mühürlemiştir.
Ancak 2 Temmuz yürüyüşü gibi kamu emekçileri mühürleri söküp atarak,
sendikalaşmasını geri dönülmez bir şekilde pekiştirdi. Ankara yürüyüşü bu anlamda bir başlangıçtır. Ve devamı gelmiştir. Her maaş zam oranı açıklandığın da, ya da hükümetçe eski yasakçı düzeni devam ettirme hamlesi yapıldığında, kamu emekçileri Ankara’ya yol almıştır. İstanbul’dan, Diyarbakır’dan, Trabzon’dan, İzmir’den, Adana’dan, Zonguldak’ta bölgesel olarak toplanan kamu emekçileri, Ankara’ya haklarını almak için geldiler.
Ankara yürüyüşleri zamanla kamu emekçileri için gerilim nedeni olmuştur.
2 Temmuz yürüyüşü gibi bir kazanım beklentisi ortaya çıkarmıştır. Kazanıp
olmadan dönmek artık gerilime nedenidir. Bir de Ankara ile benzeşmek meselesi ortaya çıkmıştır. Önce sendikaların genel merkezleri Ankara’ya taşındı. Fiili meşru sendikal mücadele yerini yasal sınırlar içine çekilen mücadeleye bırakmıştır. Elbette fiili meşru sendikal mücadele ruhu devam edecektir.
Ve Ankara’ya yürümek yöntemi de devam edecektir. En son hekimler 11 Martta ‘ iyi hekimlik yapmak istiyoruz ‘şiarıyla Diyarbakır’dan, Ankara’ya yeni bir ‘ Beyaz Yürüyüş ‘ yürüyüş başlattı.
Diyarbakır’dan başlaması, Kürt sorununun çözümünde henüz barışa
evrilmeyen, ama onun adına umut yaratan süreç için anlamlıydı. Hekimler
Dağkapı’da Türkçe ve Kürtçe ‘toplumsal iyilik hali için, barıştan sağlığa’
diyen konuşmalar yaptılar. Sonra Urfa, Gaziantep, Osmaniye ve Adana da yürüyüşler ve basın açıklamalarıyla ‘İyi hekimlik yapmak’ istediklerini, eski günlerde ki kararlılık ile haykırdılar.
14 Mart günü bu amaçla Ankara’ya vardılar. Aile hekimleri sağlık bakanlığı
önünde açıklama yaparak, eziyet yönetmeliği adını verdikleri son yönetmeliği
geri çekmeye ve bakanı istifaya çağırdılar. Sonra Hacettepe Tıp Fakültesi önünde diğer illerden gelen meslektaşlarıyla bir araya gelerek Sıhhiye’ye beyaz önlükleriyle ve haklı talepleriyle yürüdüler. Ve ‘sağlık hakkı, barış, herkese eşit ücretsiz nitelikli anadilinde sağlık’ dediler. 2 Temmuz 1991 ruhunu yeniden yaşadılar ve egemenlere bunu hatırlattılar.
Bizi iyi takip edin dediler.