Son haberler, tarafların karşılıklı saldırılarla ilerlediğini ve çatışmanın sadece siyasî değil, aynı zamanda insani bir felâket halini aldığına işaret ediyor. Sivillerin hayatını kaybettiği, geniş çapta yıkımın yaşandığı bu ortamda çözüm arayışlarının daha fazla artması gerekiyor.
Bir savaşın ortasında en büyük bedeli hep sıradan insanlar öder. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar yollarını yitirir, evlerini terk eder ve hayaller yarıda kalır. Tarih bize defalarca gösterdi ki savaş ne kadar güçlü sebeplerle başlatılırsa başlatılsın, sonunda en büyük acıyı masum insanlar çeker.
İster bir ülkeyi savunmak ister bir tehdidi ortadan kaldırmak adına yapılsın kan dökmek, öldürmek Peygamberlerin, kutsal kitapların ve insanlığın ortak kodlarında büyük bir zulüm, affı güç bir günah olarak kabul edilir.
Hangi din olursa olsun (İslam, Yahudilik, Hristiyanlık veya başka inançlar) insan hayatının korunması çoğu öğreti için birincil değerdir. Savaşın insanlara verdiği zarar sadece maddî değil, manevidir de.
Eğer bugünler özel bir zaman dilimine (kutsal bir aya, bayrama, oruç günlerine) denk geliyorsa bu ciddi bir iç muhasebe çağrısıdır. Bu tür günler normalden daha fazla insan olmanın, merhametin, bağışlamanın ve affetmenin önemini hatırlatır. Bir insanın hayatını almak, sadece bir rakamı azaltmak değil, onun umutlarını, sevdiklerini, geleceğini yok etmektir. Bu nedenle birçok din, kutsal zamanlarda bu zulmün yaklaştığı noktayı daha da ağırlaştırarak, insanlara barış çağrısında bulunur.
Cılız da olsa, dünyanın dört bir yanından sesler, sadece savaşı durdurma değil, aynı zamanda diyalogla çözüm arama çağrısı yapıyor. Birleşmiş Milletler yetkilileri, taraflara derhâl ateşkes ve diplomasi yoluna dönme çağrısı yaptı. Diplomasi, hem uluslararası hukukun hem de insan onurunun gereğidir.
Çatışmaların ortasında bile barış isteyen sesler daha çok yükselmeli. Ortak mesajı basit: ‘Şiddet daha fazla yıkım ve acı getirir. Sadece diyalog, birlikte yaşamanın yolunu açar’. Bu yaklaşım, farklı inançların ortak değerlerinden hareket eden bir barış teolojisinin de öne çıkardığı bir gerçek olarak değerlendirilmekte.
Savaş sona erdiğinde ne kazanırız?
Çok az şey…
Ama barış için yürütülen diyalog, her iki tarafın da kayıplarını tanımak, ortak insanî değerlerde buluşmak ve yeni bir gelecek kurmak için fırsat sağlar. Savaşın yarattığı travmayı onarmak daha zor ama barışın iyileştirici gücü daha güçlüdür.
Bugünlerde yaşananlar bize bir kez daha hatırlatıyor ki: İnsan hayatı kutsaldır ve şiddet bir çözüm değildir. Ayrıca diyalog, anlayış ve birlikte yaşama arzusu bize gerçek kazancı sağlar. Bununla birlikte, bu kutsal günlerde insanlığı ve merhameti ön planda tutmak, geleceğimiz için en doğru adımdır.
Ne zaman silahların susması, kavganın yerini konuşmanın alması umudunu taşımaya çalışsak, aslında sadece bir savaşın bitişini değil, insanlığın yeniden doğuşunu arzuluyoruz.
İran pir u pak bir ülke mi?
Elbette ki hayır. Haksız ve hukuksuzca öldürdüğü onca insan, müdahale ettiği hayatlar ve neredeyse ülkesi ve yurttaşlarına hayatı zehreden bir yönetim. Özellikle Kürt yurttaşlarına uyguladığı mezalim. Ama bunlar, böylesi kuralsız bir savaşı gerektirmez.
Müzakerelerin yapıldığı günlerde, sorunların karşılıklı konuşulduğu masadan daha kalkmadan böylesi bir yönelim insafa sığmaz bence.
Hukuk ve adalet herkese lazım.
Vicdan da herkeste olması gerek.
Bir an önce son bulmasını umut edelim tüm savaşların.