Aslında tarih hocasının bunu neden yaptığını biliyordu. Saçı sınava alınmayacak kadar uzun değildi. Diğer sınıftan biriyle okul birinciliği yarışına girmişti. Buradan alacağı kötü bir not rakibine avantaj olacaktı. Tarih hocası diğerini düşünsel yakınlığından dolayı açıkça destekliyordu. Ve böyle bir yola başvuruyordu.
Çaresiz berbere gidecekti. Aslında berbere gitmek istemiyordu. Çünkü sınava girmesi için kafasını tümden kazıtması gerekecekti. Bu da üç yıl önce yaşadığı kafa kazıtma travmasını tetikliyordu. Üç yıl önce evde okuduğu klasik yabancı romanlar yüzünden gözaltına alınmıştı. Evine gelen arkadaşları okuduğu kitapları görmüş, kıskançlık ya da başka bir nedenden onu ‘evde yasak kitaplar okuyor diye ‘ ihbar etmişlerdi. Karakola götürülmüş, bir asker tarafından kör bir makineyle kafasını tümden kazıtmıştı. Sanki saçlarını tek, tek çekmişti. Hem çok acı çekmişti. Hem de dazlak kafası yüzünden çevresinden tecrid olmuştu. Dazlak kafasından dolayı kimisi için alay konusu olup ona hemen ‘Keçel İbo ‘ lakabını yapıştırmışlardı. Kimisi için de o artık tavır alınacak bir şüpheliydi. .
Bu travmatik anısına rağmen okuldan tırabzan ayakkabıyla hızlıca çıktı. Çünkü işin içinde sınava giremediği için koca bir sıfır almak vardı. Bu sonuç hocasının tuzağını başarıya ulaştıracak, rakibinin işini de kolaylaştıracaktı. Berber amcası Muhsin’in dükkanına kadar, çoğu taşlık yolda hiç durmadı. İçeri girdiğinde koltukta başkası tıraş oluyordu.
“ Amca hoca saçım uzun diye beni sınava almadı!”
Berber şaşkın şaşkın ona baktı.
“ Saçın uzun değil ki ?”
Ona mahcup bakışları berber amcasını hareketlendirdi. Eline sıfır tıraş yapan makineyi aldı. Koltukta ki adamı indirdi. Kendisini oturttu. Makineyi görünce irkildi. Yine dazlak günlerine dönmek istemiyordu. Ama sınavdan da sıfır alacaktı. Ve hocasının komplosu başarıya ulaşacaktı. Berber Tahsin amca makineyle saçlarını çabucak kazıtırken o acıyı yeniden hissediyordu.
Tıraş biter bitmez çakıllı, taşlı yoldan hızlıca gerisin geri okula koştu. Keskin taşlara çarpan eski siyah tırabzan ayakkabısı topuktan parçalandı. Ayakkabıyı eline alıp çıplak koşmaya başladı. Sınıf kapısına gelince durdu. Hocası bu defa ‘ayağında ayakkabın yok ’ diye onu almayabilirdi. Ayakkabı parçalarını birleştirip ayağını zemine sürterek sırasına oturdu. Ayaklarının yaralandığını yeni fark ediyordu. Önde oturan saçları örgülü iki kız alaycı, alaycı ona gülüyorlardı. Sonra tüm sınıf gülmeye başladı.
“Keçel İbo’ya bakın!”
Hocası hem şaşkın hem de kızgın kızgın ona bakıyordu. Çaresiz yazılı kâğıdını uzattı. Sınavın bitmesine sekiz dakika vardı. Hocası mağlup bir yüz ifadesiyle kâğıdını geri aldığında soruların tümünü yanıtlamıştı. Evet sınıfın alayına maruz kalmış olsa da hocasını yenmişti.
Ancak o iki kızın alaycı gülüşleri ona çok dokunmuştu. Birkaç gün sonra bir fırsat bulup onların oturduğu sıranın arkasına geçti. Ders ortasında her ikisinin saçlarını açarak, büyük bir titizlikle birbirine ördü. Bunu yaparken disiplin kuruluna gideceğini biliyordu. Bu defa onu saçları var diye sınava almayan tarih hocası onu disiplin cezasından kurtarmıştı. Belki olanlardan kendisini sorumlu tutmuştu. Belki de o gün sınava yetişmek için verdiği çabaya saygı göstermişti.
Bir zaman sonra şehirde onunla tesadüfi bir karşılaşmasında hocası günah çıkartır gibi konuşmuştu. “Senin saçlarını bahane ettim İbrahim. Ama sana da o gün verdiğin mücadeleden dolayı saygı duydum. Sınav bitmeden tıraş olup gelmene hala da şaşkınım. Yırtık ayakkabıyla sınıfa girdiğinde sana karşı tüm düşüncem değişti. Sonra ki sınavlarında yanıtlarını okumadan tam puan verdim.” diyecekti.
Belki de o gün sınıf arkadaşları sadece dazlak kafasına gülmemişti. Belki yırtık ayakkabısıyla sınıfa girişine gülmüşlerdi. Ve belki de verdiği mücadeleyi küçümsemek için alay etmişlerdi. Yine de o tarihten beri saçlarından hep korktu. Her önemli sınav öncesi ya da önemli günler öncesi, ne olur ne olmaz diye mutlaka saçlarını kazıttı. Kafasının çıplaklığı yüzünden ona takılan ’Keçel İbo’ lakabını artık umursamıyordu. Tam bunları unutmuş ve saçlarını yeniden uzatmışken saç travması onu mevsimlik işçi olarak gittiği İzmir’de yakaladı. Kaldığı Basmane’ninhijyenik olmayan otellerinden birinde saçkıran hastalığına yakalandı. Uzun süre saçkıranla uğraştı. Bu dönemde sürekli kasketle dolaşıyordu. Ve bir gün şapkasından dolayı gözaltına alındı. Fazla hassas bir muhbir onu yetmişli yılların devrimcisini taklit ediyor diye jurnallemişti. Hem kasketliydi hem de adı ‘İbrahim’ di. Bu da gözaltına alınmasına yeter bir nedendi. Neyse kişapkanın altında ki saçkıranı görmüşler ve böylece serbest bırakılmıştı.
Bir zaman tıraş olacak imkanları olmadığı dönemlerden birinde bir kızla tanıştı. Ve ona yıldırım hızıyla aşık oldu. İlk fırsatta berbere gidip saçlarını kestirdi. Sonra hamama gitti. Böylece karşısına çıktı. Çünkü karşısına düzgün biri olarak çıkmak istiyordu. Ama kısa saçlarıyla ters ters bakan kızın suratı asıldı.
“ Neden saçlarını kestirdin. Böyle çok çirkin olmuşsun!”
Bu onun için oldukça duygusal bir kırılmaydı. Yıldırım aşkı sanki tüm geçmişini okumuştu. “Evet, ben saçsız çirkin bir erkeğim! Bana ‘Keçel İbo’ diyorlar!” diyerek hızlıca uzaklaştı. Böylece yıldırım hızıyla açtığı aşk defterini yine yıldırım hızıyla kapatmış oldu.
Yaş ilerledikçe akranları birer ikişer kelleşiyordu. Onun saçları ise kalıtsal hallerden dolayı hala yerindeydi. Yine de alışkanlık gereği sürekli saçlarını kazıtıyor ve sürekli kasketle geziyordu.” Saç örgüsü üzerinden derince kutuplaşmanın olduğu bir zaman da nedense Keçel İbo’nun saçlı ve travmalı günlerini anımsamıştı.
Ne demişti ona hocası
“ Saçını bahane ettim İbrahim!”