Şanlıurfa’da, Kahramanmaraş’ta yaşananlar bir ‘anlık öfke’ değildi. Bu olaylar bir günde olmadı. Bunlar, yıllardır biriken bir çürümenin, görmezden gelinen bir çöküşün dışa vurumudur.
Bugün okullarda yaşanan şiddeti konuşuyorsak, aslında konuşmamız gereken şey sadece okul değildir.
Sokakta artan şiddettir…
Mahallede kaybolan güven duygusudur…
Çetelerin içine çekilen çocuklardır…
İlkokul çağında maddeyle tanışan bir nesildir…
Bir zamanlar Afganistan–İran–Pakistan hattından Avrupa’ya taşınan uyuşturucunun geçiş ülkesi olarak görülen Türkiye, bugün kendi içinde hızla büyüyen bir tüketim alanına dönüşmüş durumda. Artık mesele sadece transit geçiş değil, içeride kaybedilen bir gençliktir.
Çocuklar maddeye kolay ulaşıyor…
Silaha ulaşmak artık zor değil…
Ve en acısı, şiddet artık sıradanlaşıyor.Bu tabloyu sadece dizilere, sadece teknolojiye, sadece sosyal medyaya bağlamak kolaycılıktır. Evet, bunların etkisi var. Ama tek sebep bunlar değil.Çürüme çok daha derinde… Çok daha eski…
NEREDEN NEREYE GELDİK
Biz başka bir çocukluk yaşadık.Öğretmen sınıfa girdiğinde ayağa kalkardık.Saygı bir zorunluluk değil, içimizden gelen bir şeydi.Bugün bile bir öğretmenimizi görsek önümüzü ilikleriz.
Mahalle vardı…
Sokak vardı…
Akşam ezanına kadar süren oyunlar vardı…
Büyüklerin oturduğu kahvenin önünden geçerken bile kendimize çeki düzen verirdik.Bir büyüğün yanında sigara içmek aklımızın ucundan bile geçmezdi.Zengin–fakir fark etmezdi.Aynı önlüğü giyerdik.Kim olduğumuz değil, nasıl insan olduğumuz önemliydi.
Şimdi ne var?
Aile bağları zayıflamış…
Mahalle kültürü yok olmuş…
Arkadaşlıklar çıkar ilişkisine dönüşmüş…
Herkes birbirine yabancı…
Çocuklar artık sokakta büyümüyor.Ekranlarda büyüyor.Ama mesele sadece teknoloji de değil…
Dört çocuktan biri okula aç gidiyorsa…
Devlet okulunda temizlik yoksa…
Güvenlik yoksa…
Öğretmenler kendi içinde parçalanmışsa…
Köy okulları kapanmış, eğitim kopmuşsa…
O zaman o okul sadece bina olur.Eğitim olmaz.
ŞİDDETİN GERÇEK SEBEPLERİ
Bugün bir çocuk neden şiddete yönelir?
Çünkü umudu yoktur.
Çünkü geleceği yoktur.
Çünkü kendini değersiz hisseder.
İşsizlik büyür…
Geçim derdi büyür…
Aile içi huzursuzluk artar…
Ve o çocuk, öfkesini taşıyacak bir yer arar.
Bazen bu bir çete olur…
Bazen bir bıçak…
Bazen bir silah…
Akran zorbalığı dediğimiz şey de işte bu zeminde büyür.Ama asıl mesele şu; Bu ülke bu hale nasıl geldi?
Eğitim sistemi sürekli değiştirildi…
Liyakat zayıflatıldı…
Her gelen, bu devasa yapıyı kendi kontrolüne almak istedi…
Sonuç?
Kimliksiz bir nesil…
Yorgun bir toplum…
Sevmeyi unutan insanlar…
Artık güzel sevemiyoruz…
Aşık olamıyoruz…
Birbirimizi dinlemiyoruz…
Ve en acısı…
Çocuklarımızı kaybediyoruz.
Bu noktada yapılması gereken şey çok açık; Sorumlular sorumluluk almalı.Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, bu tabloyu ortaya çıkaranlar hesap vermeli, gerekirse istifa etmelidir.Çünkü bu olaylar ‘geliyorum’ diyordu.Görmek istemeyenler görmedi.
Bugün hâlâ meseleyi küçültürsek…
Hâlâ suçu başka yerlere atarsak…
Yarın daha ağır bedeller öderiz.Bu yazıyı bir köşe yazısı olarak değil, bir uyarı olarak görün.Çünkü mesele sadece okul değil…
Mesele, bir toplumun yavaş yavaş çöküşüdür.Ve eğer biz hala çocuklarımızı koruyamıyorsak…O zaman hiçbir şeyi koruyamıyoruz demektir.
Sevgiyle kalın.