HABER- Nermin ZENGİN
Kayıp Kitaplar Yayınevi’nden Ocak 2026’da yayımlanan Dengbêjin Dönüşü, yazar Rıfat Mertoğlu’nun altı yıllık emeğinin ürünü. Roman, Kürt sözlü edebiyatının en önemli taşıyıcılarından biri olan dengbêjlik geleneğini, Erivan Radyosu’nun unutulmaz seslerinden Seyadê Şame’nin hayatı etrafında yeniden düşünmeye çağırıyor.
Mertoğlu, romanın çıkış noktasını çocukluğuna uzanan bir ses hatırasıyla anlatıyor. Babasının radyodan dinlediği dengbêj sesinin yıllar sonra yeniden karşısına çıktığını söyleyen yazar, “Bu roman, bir sesin peşinden yürüyen hafızanın hikâyesidir,” diyor. Seyadê Şame’nin sesi, yazar için yalnızca bir sanatçının değil, “bir halkın acısının, sürgünün ve direncinin sesi” anlamına geliyor.
“Her kilam bir arşivdir”
Romanın düşünsel merkezinde dengbêjlik yer alıyor. Mertoğlu’na göre dengbêjlik, yazıya geçirilmemiş bir tarih formu: “Her kilam bir arşivdir. Sürgünler, aşklar, katliamlar, isyanlar sözle taşınır.” Dengbêjlerin anlattığı hikâyelerin yalnızca müzikal değil, tarihsel ve tanıklık değeri taşıdığına dikkat çeken yazar, Dengbêjin Dönüşü’nü bu kadim sözlü hafızaya bir saygı duruşu olarak tanımlıyor.
Romanda merkezde yer alan Seyadê Şame, dengbêjlik geleneği ile modern Kürt müziği arasında bir geçiş figürü olarak ele alınıyor. Erivan Radyosu’nda sesini geniş kitlelere ulaştıran Şame, Mertoğlu’na göre klasik dengbêjliğin karşıtı değil; “dönüşmüş ve uyarlanmış bir devamı.” Onun hayatı ise Bazid’den İran’a, oradan Sibirya’daki Gulag kamplarına uzanan trajik bir sürgün hikâyesi.
Tarih, romanın kurucu unsuru
Ağrı İsyanı, II. Dünya Savaşı, Sovyetler Birliği ve Gulag kampları, romanda yalnızca bir arka plan değil; karakterlerin kaderini belirleyen asli öğeler. Mertoğlu, “Tarih romanda bir fon değil, kurucu bir öğedir,” diyerek bireysel trajedi ile kolektif tarihin iç içe geçtiğini vurguluyor. Gulag deneyimi ise romanda doğrudan betimlemelerden ziyade sessizlikler, kırılmalar ve eksiltmeler yoluyla aktarılıyor.
Gerçek bir tarihsel figürü romana taşırken biyografik sınırlara hapsolmamaya özen gösterdiğini belirten yazar, Seyadê Şame’yi “bir dönemin sesi ve tanığı” olarak kurguluyor. Belgeler ve tanıklıklar romanın omurgasını oluştururken, kurgu bu yapıya edebi bir soluk kazandırıyor.
Sessizlik, hafıza ve dönüş
Romanda sözlü edebiyatın döngüsel zamanı, tekrarları ve ritmi yazılı anlatıya taşınıyor. Zaman çizgisel değil; parçalı ve döngüsel bir yapıda ilerliyor. Sessizlik ise bastırılmış hafızanın bir biçimi olarak öne çıkıyor. Dengbêjlik geleneği, bu sessizliği bozan bir “karşı-hafıza” üretme işlevi görüyor.
Mertoğlu, okurun romanı bitirdiğinde “bir kilam dinlemiş gibi” hissetmesini istiyor. “Bu hikâye yalnızca bir dengbêjin değil, bizim hikâyemiz,” düşüncesiyle romanını tamamlayan yazar, Dengbêjin Dönüşünü edebiyatın tanıklık geleneği içinde konumlandırıyor.
“Susturulan her ses bir gün geri döner,” diyen Mertoğlu’na göre roman, bu dönüşün edebiyattaki karşılığı. Dengbêjin Dönüşü, hafızanın, bütün baskılara rağmen yolunu bulduğunu hatırlatan bir anlatı olarak okurla buluşuyor.