Cinsiyetçi ve Etnisiteci nefret suçu ve özür

Dünya değişti artık. Sözünüzü kelamınızı ölçüp biçip telaffuz edeceksiniz. Yoksa insan içine çıkacak yüzünüz kalmaz…Rahmi Koç’un düştüğü halde görüldüğü gibi…

Abone Ol

Bazen “bir musibet bin nasihatten evla” olur ya! İşte aynen bu da öyle. Rahmi Koç’un Ege’de bir hastane açılışında, eski başbakanla birlikte kahkahalı galiz ifadesini “gaf” olarak telaffuz edip 95’lik birinin anlık gafletine indirgemek, evveliyatı hayli eski olup Kürde ve diğer tüm etnik kimliklere yönelik retçi, inkârcı ve yok sayıcı neredeyse yüz yıllık nefret; tek cümleyle meseleyi doğru okuyamamakla ilgilİdir.

Malum Rahmi Koç gayet rahat ve kendinde bir hak olarak asır boyunca lanetlenmiş Kürdün, kadınına “fahişe” muamelesi yapılmasını “beni, Türk hekimlerine emanet ediniz” vurgusunun meslek mensupları üzerinden ülke gündemine taşınmasına sebep oldu.

İşlenen suça karşı İzmir cumhuriyet savcılığı adalet bakanının müdahalesi ile soruşturma başlattı. İfade edeyim ki; Rahmi Koç’un yerinde olsaydım “Beni siz ve sizin ideolojiniz yarattı. Beni itham edip yargılayacağınıza yarattığınız ideolojik yapıyla Türk-İslam sentezi dışında bütün etnik kimlikleri yok saymanın sıradan ülke insanının dünyasında oluşturduğu algıyı yargılayın” derdim…

Resmi ideoloji inşa sürecinde, bir ideolojik heyula yarattı ve sonrasında o heyulanın yaygınlaşarak yarattığı felaket muktedir oldu ülkede.

Şimdi sorulacak olan şu: Rahmi Koç üzerinden bakılırsa nerede o burjuva ahlakı! Takdir etmelisiniz ki, Burjuvazi bir sınıftır ve onun da bir sınıfsal ahlakı vardır. Koç grubu dahil onlar ve muadilleri henüz sınıfsal olarak dahi kültürel anlamda burjuvalaşamamış bir yapıyı temsil ediyorlar. Ama farkında değiller sanki.

Hikâyenin aktörü Çokzadelerden Fehmi Çok’tur. Peki o servet nasıl oluştu? İşte ilk başlangıcı; Erol Toy’un İmparator kitabından, alıntılayalım…

“Fehmi lambaya yakın tuttuğu peynir topaklarını dikkatle gözden geçiriyordu. Evirip çeviriyor, parmaklarının arasında ustalıkla işleyen cımbızı uzatıp, çekiyordu. Peynirin içinde, nokta başlı, ince ak kurtlar cirit atıyorlardı. Cımbız, nokta başlarını kavrayıp çektikçe uzuyor, sonra yakalanmanın acısından kıvranıyorlardı. Fehmi, zaman yitirmemek amacıyla, hemen yanındaki boş saksının içine atıyordu kurtları. Kurttan arındığına kesinlikle inandığı peynir topağını da, tuzlu suyla yarıladığı bakraca bırakıyordu.”

Memleketin rantiye konusunda henüz bakir olduğu gerçeği, genç cumhuriyetin ilk yıllarında işaretlerini verir: “Kamu kurumlarının konumu bataklıkta dahi olsa arsayı kıymetlendirir.” O gün için büyük bir para ödenerek o bataklık alan satın alınır Ankara’da, sonra inşaat ve betonlaşma başlar. Yapılan ilk meclis binasının kiremitlerinin temini dahil bir şekilde Fehmi Çokgillere pas edilir. Bu hikâye uzar gider.

Peki, Kürt kadınına dair yaşanan bu kötücül halin karşısında “refleks” gösterenler ne durumda! Hadi ona da bakalım.

Şöyle; büyük ölçüde tepki verenler Kürt cenahının sivil ve siyasi kurumları ile bir de şahsiyetleri. Bu anlaşılır elbette. Ama burada ince bir detay var.

Diyarbakır’da örgütlü olan DOGÜNKAD (Doğu ve Güneydoğu iş kadınları derneği) “naif ve zarafeti” elden bırakmamacasına diyebileceğimiz belki de “mahçub” açıklaması ile failin (Rahmi Koç) adının önüne “Sayın” kavramını da ekleyerek o hak edilmemiş burjuva kimliğine adeta adını koyarak bir “saygınlık” bahşetmiş oldular kendilerince! Bu ayıp DOGÜNKAD hanesine yazıldı artık, silinmez! Oysa bilinmeli ki o “Sayın” Unvanını kullanmanın ne bedeller ödemeyi göze almayı gerektirdiğini bilmemeleri imkânsızdı DOGÜNKAD’lıların…

Öte yakada ise; sanki bunca çözüm ve barış ile süreç mevzuu en üst düzeyde konuşulup tartışıladururken, sanki Türk sivil kadın örgütlerinin de seslerinin gür ve etkili çıkması gerekirken maalesef büyük ölçüde sessiz kaldılar. Kürt her zamanki gibi kendi yarasına merhem olmuş oldu.

Şimdi ortada failin özrü var. Öyle bir özür ki, dönüp ardımıza baktığımızda yine bir özlü sözle “özrü, kabahatinden büyük” olma hali ile muhatabız. Ettiği kelamın ağır yükü altında ezilirken “Kürt kadın” vurgusunu kahkahayla telaffuz eden fail! Özür dilerken Kürdün adını dahi anmadan sadece genelleme yapmakla yetinerek adeta “ne olmuş yani, işte özrümüz” demeye getiriyor…

Belki de sonuç olarak söylenmesi gereken şu olmalı sanki; dünya değişti artık. Sözünüzü kelamınızı ölçüp biçip telaffuz edeceksiniz. Yoksa insan içine çıkacak yüzünüz kalmaz…Rahmi Koç’un düştüğü halde görüldüğü gibi…