Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, partisinin genel merkezinde devam eden Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısına ve güncel gelişmelere ilişkin basın toplantısı düzenledi.
Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş'un DEM Parti dahil olmak üzere siyasi partilere gerçekleştirdiği ziyaretleri önemli bulduğunu söyleyen Ayşegül Doğan, diyalog kanallarının son drece kıymetli olduğunu vurguladı.
Meclis'te oy birliğiyle onaylanan rapora ilişkin ise yıllardır böylesi bir temas ve müzakere zemini oluşmadığını ve Türkiye'nin buna ihtiyaç duyduğunu belirtti. Ayşegül Doğan, raporun önemli olduğunu söyleyerek, "Ancak şunun altını çizmekte fayda var; böyle bir komisyon ya da rapor tek başına 100 yıllık devasa bir sorunu çözemez. Dolayısıyla bu rapor tek başına bir çözüm raporu değil. Ancak bu rapor çözüm ruhunun hayata değdiği, hukuka ve toplumsal yaşam somut olarak yansıdığı bazı noktalar içeriyor" dedi.
'BU EŞİK DEMOKRATİK BİR GEÇİŞLE TAMAMLANMALI'
Meclis ve Komisyon Başkanı Numan Kurtulmuş'un komisyon çalışmalarına yönelik "tarihi eşik" vurgusunu değerlendiren Ayşegül Doğan, "Önemli olan bunun bir tarihi eşik olması değil; önemli olan bu tarihe eşiğin bundan sonra nasıl aşılacağı, bu eşiğin nasıl atlanacağı, bu eşik bu eşiğin nasıl bir geçişe dönüşeceği. Biz bu eşiğin demokratik bir geçişle tamamlanması gerektiğini düşünüyoruz. Eğer yüzyıllık bir meselenin çözümüne yaklaştığımız söyleniyorsa bu tespitte de ortaklık varsa bu konuda da bir uzlaşı söz konusu. O halde bunu somut adımlarla ortaya koymak gerekir. DEM Parti olarak meseleyi tam olarak böyle ele alıyoruz" ifadelerini kullandı.
Raporun ardından yapılan halk toplantıları ve buluşmalarda öne çıkan beklentiler hakkında bilgi veren Ayşegül Doğan, en çok gelen eleştirinin sorunun adının konulmaması olduğunu söyledi. Ayşegül Doğan, "Toplum sürece güven duymak istiyor. Ama güven duyabilecekleri adımlar atılmıyor. O nedenle yasal düzenlemelerle ilgili süreci zamana yaymamak, hızla takvimlendirmek gerekiyor. Bir takım gerekçeler bulmak yerine; bunun takvimini oluşturmak, en seri şekilde takvimini oluşturmak, yasal düzenleme gerektirmeyecek adımları hızla atmak, yasal düzenlemeler için de çok seri bir biçimde bir takvimlendirme, bunu şeffaf bir biçimde kamuoyuyla paylaştırmak ve hızla da bu adımları atmak gerekiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan 'Yalnızca bir tavsiye metni değil, tarihi bir belge' diyor. Bu belgenin tarihi karakterini güçlendirecek ve oluşturacak temel unsur nasıl uygulanacağıdır. O yüzden bu niteliğinin farkında ve bunun sorumluluğunun gereğini yerine getirmeye hazır bir şekilde tüm siyasi partiler başta da iktidar bloğu pozisyon almalı" diye belirtti.
'MECLİS'İN ÖNÜNDE AÇIK BİR SORUMLULUK VAR'
Meclis'in önünde çok açık bir sorumluluk olduğunu söyleyen Ayşegül Doğan, "Raporun altını doldurmak, takvimlendirmek, hızlı bir biçimde başlıkları somut hale getirmek. Tüm belirsiz noktaları ortadan kaldırmak ve bu belirsizliklerden oluşabilecek tartışmaları olumlu, yapıcı bir şekilde somut adımlarla hukuka dayandırarak, gidermeye çalışmak. Demokratik bir ülkede bir hukuk devletinde yapılması gereken bu haklı beklentileri karşılamaktır. Peki, bu bağlamda neler yapılabilir? Yargı kararları derhal uygulanabilir. Kayyım rejimine son verilebilir. Geçiş hukuku yasalarının ve infaz hukukundaki düzenlemelerin gecikmeden gündeme alınması sağlanabilir ve böylelikle ülkede inanın hava değişir. O zaman bu güvensizlik değil, güven arttırıcı adımlar konuşulmaya başlanır. Bir yandan Demirtaşlar, Can Atalay, Çiğdem Mater, Figen Yüksekdağ, Tayfun Kahraman içeride olacak; hasta tutsaklar salınmayacak, Cezaevi Gözlem ve İdare Kurulları haksız hukuksuz kararlar almaya devam edecek ve özgürlükler önünde adeta bir engelleyici mekanizma olarak işleyecek, kayyımlar iş başında olacak öte yandan tarihi bir eşik diyeceğiz" diye konuştu.
'ÇALIŞMALARIMIZ HAZIR'
Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ndeki geçiş hukukuna değinen Ayşegül Doğan, silah bırakan herkesin ayrımsız bir şekilde yasal güvencelerden faydalanabilmesi gerektiğini vurguladı. Ayşegül Doğan, "Bunu hukuk ve siyaset zemininde ele almak gerekir. Entegrasyon karşılıklı bir değişim ve dönüşümü içeriyor. O nedenle bu olsa olsa bir hukuki güvenceyle mümkün olabilir. Aksi takdirde yeni gerilim alanları üretir. Buna gerek yok. İhtiyaç duyulan güvenlikçi refleksler değil, demokratik siyaset ve güçlenmesi gereken de güvenlikçi refleksler değil, demokratik siyasettir. Silahların susması demokratik siyaset için bir başlangıç olarak kabul edilmeli ve bunun da siyasal iktidar tarafından çözümü yalnızca güvenlik başlıklarında değil, hukukta, demokratikleşmede, gerekli reformlarda, yasal düzenlemelerde, kurumsal dönüşümde arandığını açık bir biçimde de ifade etmek gerekir. Bu konuyla ilgili bizim Hukuk Komisyonumuz, epey zamandır çalışmalar yürütüyor" şeklinde konuştu.
ÖCALAN'IN ÖZGÜR ÇALIŞMA KOŞULLARINI YARATMAK GEREKİR
"Yüzyıllık devasa bir sorunun demokratik ve barışçı yollarla çözümü için büyük bir çaba gösteren, üstelik bu çabası onlarca yıldır süren bir Öcalan gerçekliği var. Böyle bir hakikat var" diyen Ayşegül Doğan, şöyle devam etti: "Sayın Öcalan Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin ana aktörü, baş müzakerecisidir. 27 Şubat 2025'te Sayın Öcalan'ın yaptığı çağrıyla ivmelenen bir süreçten bahsediyoruz. Buna hızla karşılık veren bir örgüt gerçekliğinden bahsediyoruz. Silahlarını yakarak imha eden bir örgüt gerçekliğinden bahsediyoruz. Akabinde; Barış ve Demokratik Toplum Grubu olarak siyaset yapmak istediklerini, bunun stratejik bir karar olduğunu ifade eden bir durumdan bahsediyoruz. Şimdi hal böyleyken; baş müzakereci olarak Sayın Öcalan'ın özgür yaşar, özgür çalışır, özgür iletişir koşulları yaratmak gerekiyor. Ve özgür yaşar, çalışır, iletişir koşulların önündeki tüm yasal ve idare engellerinin de kaldırılması gerekiyor. Sayın Öcalan'ın toplumun farklı kesimlerine seslenebilmesini, toplumun farklı kesimleriyle görüşebilmesinin ne kadar önemli olduğunu, yer yer ne kadar hayati olduğunu defalarca tespit ettik. Ve artık zaman kaybetmeyelim. Bunun koşullarını oluşturalım dedik. Gazeteciler gidip sorularını doğrudan kendisine yöneltmek istiyorlar. Bunun yolunun açılması gerekiyor artık. Yazarlarla kanaat önderleriyle, farklı siyasi parti temsilcileriyle mutlaka bir araya gelmesi gerekiyor ve bunun koşullarının oluşturulması için de gereken her şey yapılmalı. Bunu herhangi bir kalıba sığdıramayız. Geçici değil, kalıcı bir çözüm için bu gerekli. Bu yoğun çalışmaları yürütebileceği şartların yaratılması gerekir. Nitekim bu yalnızca Türkiye'ye özgü bir mesele olarak da karşımıza çıkmıyor. Dünyadaki çatışma çözümü örneklerine bakalım. Dünyadaki çatışma çözümü süreçlerinde de böyle etkin liderler doğrudan muhatap alınmıştır. Ve bu doğrudan muhataplık için de gerekli zemin oluşturulmuştur. Özellikle bu kadar güçlü konumda olan bir liderin rolünü oynayabileceği, misyonunu gerçekleştirebileceği, etkinliğini daha efektif hale getirebileceği olanaklar yaratılmalı. Bu sürecin doğasının da gereğidir."
DEM Parti'nin kongre yapacağına dair haberleri de değerlendiren Ayşegül Doğan, MYK olmak üzere DEM Parti'nin yetkili kurullarında kongre gündemli bir değerlendirme yapılmadığı ve kongre tarihi ile ilgili bir karar alınmadığını söyledi. Ayşegül Doğan ayrıca, 27 Şubat çağrısını yıldönümünde DEM Parti olarak bir buluşma gerçekleştireceklerini aktararak Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın buluşmaya yazılı bir mesaj göndereceğini aktardı.
'ÖCALAN HAKİKATİNE YAKLAŞIM ORTAYA KOYDUĞU ÇABAYA YAKIŞIR OLMALI'
Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Ayşegül Doğan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin İmralı'nın statü açığı nasıl kapatılacak sorusuna verdiği yanıtı değerlendirdi. Ayşegül Doğan, şunları söyledi: "Yalnızca PKK'nin liderinden bahsetmiyoruz. Milyonlarca insanın lideri, önderi olarak kabul ettiği bir gerçeklikten bahsediyoruz. Sosyolojik, tarihsel, siyasal bir gerçeklikten bahsediyoruz. Üstelik Türkiye coğrafyasının da sınırlarını aşan bir hakikatten bahsediyoruz. Bu hakikate yaklaşım da bugüne kadar kendisinin ortaya koyduğu çabaya yakışır ve yaraşır bir şekilde olmalı.
İNSANLARIN ÖLMEDİĞİ BİR DÖNEMDEN BAHSEDİYORUZ
Sayın Öcalan da artık bu tür statü tartışmaları yerine hukuken, yasal ve idari olarak önündeki tüm engeller kaldırılmalı ve sürecin önemli aktörlerinden biri olarak bugün böyle tanımlanıyor. Evet, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın süreçle ilgili yaptığı açıklamaları ortaya koyduğu siyasi irade tabii ki ivme kazanması için çok önemli, çok değerli, çok kıymetli ve bundan sonra yapacakları da öyle. Sayın Bahçeli'nin çıkışları, bugüne kadar ezber bozan açıklamaları, bu konudaki ısrarını da değerli bulduğumuzu hep ifade ettik. Ancak şunu görmek gerekir. Tüm somut adımlar Sayın Öcalan'ın Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı'ndan sonra başladı. İvme kazandı. Bambaşka bir dönemden bahsediyoruz. İnsanların ölmediği bir zamandan bahsediyoruz. Bu, çok değerli. Ve yalnızca silahların susmasını sağlayan bir liderlik gücü gibi yaklaşılmamalı kendisine. Sayın Öcalan entegrasyonun ötesinde yalnızca silah bırakanlardan bahsetmiyor. Demokratik toplum temelli bir entegrasyonu bir siyaset ve toplum modeli olarak ifade ediyor. Bunu anlatıyor. Bu sesin doğrudan kamuoyuna ulaşması gerekiyor. Tabii ki Adalet Bakanlığı bunun önündeki engelleri kaldırmak için gerekenleri yapmalı. Ancak daha ötesinde bir durumdan bahsediyoruz" diye konuştu.