ÖZEL HABER/Güneş OCAĞA-Mehmet Rumet SOYLU
Gazetemiz Güneydoğu Ekspres’e konuşan Jeoloji Mühendisleri Odası (JMO) Diyarbakır Şube Başkanı Özgür Haktan Bozan, mevcut deprem yönetmeliğinin “Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği” adıyla değişeceğini açıkladı.
“REVİZYONA İHTİYAÇ VAR”
Bozan, yaptığı açıklamada, “Halihazırda bir taslak üzerinde çalışmalar sürüyor ve biz de oda olarak gerekli önerilerimizi Bakanlığa ve AFAD’a ilettik. Mevcut yönetmelik bazı durumlarda ihtiyaçlara cevap veremediği için revizyona ihtiyaç duyuyordu” dedi.
“YENİ YÖNETMENLİKTE ÖNEMLİ YANİLİKLER OLACAK”
Yeni yönetmelikte önemli yenilikler olacağı yönünde bilgiler aldıklarını belirten Bozan, “Bakanlık, tüm ilgili kurum ve kuruluşlardan bilgi alarak süreci hızlandırıyor. Taslağın Meclise sunulduğu ve 2026 yılı içinde yürürlüğe girmesinin beklendiği belirtiliyor” ifadelerini kullandı.
DİYARBAKIR’IN RİSKLİ BÖLGELERİ
Eski yönetmelikteki 1. ve 2. derece kavramlarının artık kullanılmayacağına işaret eden Bozan, şunları ifade etti:
“Eski deprem yönetmeliğine göre, 1996-2007 yılları arasında Diyarbakır 2. derece deprem bölgesinde yer alıyordu. Ancak kuzey bölgelerimiz olan Lice, Kulp, Hani, Ergani, Çüngüş ve Çermik maalesef 1. derece deprem bölgesi kapsamındaydı.
“DEPREM SINIFLANDIRILMASI KALDIRILDI”
2018 yılında yürürlüğe giren yeni deprem yönetmeliği ile birlikte 1., 2. ve 3. derece deprem sınıflamaları kaldırıldı. Yerine, Türkiye deprem haritası üzerinden her nokta için sayısal deprem ivmesi hesaplanmaya başlandı. Artık bölgeler “düşük, orta ve yüksek riskli” olarak sınıflandırılıyor. Buna göre kuzey bölgelerimiz yüksek riskli, eski 2. derece olarak tarif edilen alanlar ise orta riskli olarak tanımlanıyor. İlçe ve parsel bazında ivme değerleri değişiklik gösterebiliyor; risk derecesi bu değerlere göre belirleniyor.
SDS VE SDS1 NEYİ TEMSİL EDER?
Deprem tasarımında kullanılan Spektral ivme kat sayısı (SDS) ve SDS1 katsayıları, kısa periyot (0,2 saniye) titreşimlerini temsil eder ve özellikle düşük katlı binalar için kritik öneme sahiptir.
“KAVRAMLAR DEĞİŞTİ”
Özetle, eski yönetmelikteki 1. ve 2. derece kavramları artık kullanılmıyor; yerine, sayısal ivme değerlerine dayalı risk sınıflaması uygulanıyor ve bu sayede daha hassas, parsel bazlı deprem risk değerlendirmesi mümkün oluyor.”