Dicle'nin sesi yoldaşın olsun Ahmet abi

Şükrü Erbaş'la Diyarbakır'a en son geldiğinde buluşmuştuk Ahmet Telli ile. Diyarbakır'da olmaktan mutluydu her zamanki gibi. Akşama kadar beraberdik ve o zaman "İyi değilim Vecdi, hissediyorum" demişti. İki ay kadar sonra hastalığını öğrendik. 1 Mart'ta İzmir'den, İstanbul'dan, Diyarbakır'dan, Antalya'dan gelen şair dostlarıyla Ankara'da buluştuk. Bu buluşmadan memnundu. Ve sanıyorum o da biliyordu, bu bir veda buluşmasıydı.

Abone Ol

Ahmet Telli ile ilk ne zaman tanıştım, hatırlamıyorum. Şiirini çok önceden, öğrencilik günlerinden tanıyordum elbette. O yıllarda "Su Çürüdü", "Kalbim Unut Bu Şiiri" ya da birçok kişinin ezbere bildiğini tahmin ettiğim "Gidersen Yıkılır Bu Kent" şiirleri yoldaşlık etmişti, ediyor hâlâ.

Evet, yoldaştır şiiri Ahmet Telli'nin. Bir eylemde yüksek sesle de okunur, sevgilinin kulağına da fısıldanır.

*

Bir vakit, Demokrasi gazetesinde kültür sanat sayfasının editörü olmak şerefine nail oldum. Sayfayı hazırlamak, teknik koşullardan dolayı, pek kolay değildi. Her gün yeni bir maceraydı. Ama en zoru, galiba, sayfanın yazarlarıyla telefonda konuşmaktı. Çünkü yazarların tümünü yazdıkları kitaplardan tanıyor ve seviyordum. Kimler yoktu ki. Veysel Çolak, Şükrü Erbaş, Ahmet Soner, Hicri İzgören, Ahmet Telli... Herbiri ustamdı ve saygıda kusur ederim diye tedirgin olurdum. Yazılarını herkesten önce okumak şansı ve mutluluğu bana aitti. Sayfa editörlüğünün en büyük ve samimi keyfi bu olmalıydı.

Ahmet Telli yazılarını her zaman tam vaktinde gönderirdi. Bu disiplinin sayfa editörleri için ne kadar kıymetli olduğunu belki başka bir yazıda, eğlenerek anlatırım. Harflerden kelimelere kadar nasıl titizlendiğini de o zaman fark etmiştim. Her kelime yerli yerinde olmalıydı çünkü cümleyi oluşturan kelimelerin herbiri üzerine düşünülmüş ve özenle seçilmişti.

Zor zamanlarda Kürt meselesini önceleyen, birçok çalışanı katledilen, hapse atılan gazetede yazılar yazmanın onuru da Ahmet Telli'ye aittir. Şiirinin yanı sıra tavrıyla da yoldaştı Ahmet Telli.

*

Nw zaman tanıştım Ahmet Telli ile? Kitap mı imzaladım bir etkinlikte? Yoksa gazete de mi? Gazete olamaz çünkü Ankara'da yaşıyordu ve onu Yenikapı'daki gazete binasında hayal meyal gördüğüme dair hiçbir iz yok belleğimde.

O halde Piya Kolektifi yıllarında tanışmış olmalıyız. Piya Kitaplığı seçme şiirlerini "Kalbim Unut Bu Şiiri" adıyla basmıştı. Bu kitaptan telif almamıştı Ahmet Telli. Sadece şiir kitapları yayımlamayı ilke edinmiş Piya Kitaplığı ise bu kitabın ekmeğini çok yedi. Hem Piya Kitaplığı'nın adı daha çok duyulur oldu hem de yayınevinin fuarlarda en çok satan kitap oldu.

Politik mücadelesine inandığı Piya Kitaplığı ile dayanışmak, Ahmet Telli'yi ifade eden yoldaşça bir tutumdu.

*

Ankara'dan İstanbul'a gelişi, Piya Kitaplığı'na uğraması, sevincin yanı sıra ufak bir telaşa da neden olurdu. "Telli Baba geliyor." Piyacıların bu isimlendirmesinde elbette bir fırlamalık var. Ama bu, kesinlikle sevgiden doğmuştur.

Onu hak ettiği şekilde ağırlamak bahsinde bir sorun yaşadığımızı hatırlamıyorum. Keyifli ve kalabalık buluşmalar olurdu. Çünkü Kazım Koyuncu, Süha Tuğtepe, Öztürk Uğraş yaşıyordu. Kitap Fuarına denk gelmişse Ahmet Telli'nin İstanbul'a gelişi, Ankara'dan Adnan Satıcı, İzmir'den Namık Kuyumcu, Mansur Yavaş, Tuğrul Keskin'in de katılımıyla fevkalade güzel bir buluşma olurdu. Beyoğlu'nun mekanları şair buluşması nedeniyle şenlikli bir yere dönüşürdü.

Muhtelif konularda Mehmet Çetin'le didişirlerdi, o kadar. Bu didişmeler sevgisiz değildi ki "Kekomeçe" adını verdiği bir şiir yazmıştı Mehmet Çetin için. Çünkü Ahmet Telli kızsa da küsse de yoldaştı.

*

Şöyle bir şey de hatırlıyorum: Ahmet Telli'nin karşısında önümü iliklemek gerektiği hissine kapılırdım. Bunun yaşıyla ilgisi vardır mutlaka. Ama bu hissin zuhur etmesinin bundan daha fazlasıyla ilgili olduğu muhakkak. Bir kere iyi bir şairdi ve bu hususta ustamdı. Sonra zor zamanların dostu olduğuna defalarca tanık olmuştum. "Yaz Sayıklamaları" kitabımı yayımlanmadan önce okumuş, bazı dizelerini altını çizmiş, bir iki kelimeyi değiştirmemi önermişti.

Bu, bana özel bir durum değildi elbette. Sevdiği birçok insanın dosyasını aynı özenle okumuştur. Kendisinden sonraki kuşaklarla yoldaşlığını bir de bu şekilde göstermiştir. İşte, bir de bu sahici içtenlik nedeniyle insan önünü iliklemek gerektiği hissine kapılırdı.

*

Birçok şehirde, birçok etkinlikte birlikte olduk Ahmet Telli ile. Diyarbakır'da, eski adıyla Konukevi'ndeki etkinlikte izdiham nedeniyle kapının camları kırılmıştı. Koşuyolu Parkı'ndaki etkinlik ise sıkıntılı başlamıştı. Mihmandar üniversiteli genç Koşuyolu Parkı'nı bilmiyordu ve etkinliğe geç kalıyorduk. Ahmet Telli gerilmiş ve sinirlenmişti bu özensizliğe. İnsanların bekletilmesi moralini bozmuştu. Etkinliğin yapılacağı yeri bulduk ve havuzun etrafında bekleyen insanları göstererek yatıştırmıştım onu. "Organizasyon kötü olabilir ama bu insanlar seni bekliyor" demiştim. Geçtiğimiz ay yitirdiğimiz şair Bayram Balcı'nın da olduğu açık havadaki etkinlik, her şeye rağmen güzel geçmişti. Ben u Sen'de Hicri İzgören'in de olduğu soluk bir fotoğraf dışında, o günden kalan fotoğrafları da kaybetmiş olmalıyım.

*

Kaybettiğim başka fotoğraflar da var. Ahmet Telli, Mehmet Çetin ve ben Mardin'deydik. 1 Mayıs'tı ve hiç hesapta yokken, kendimizi mitingte, kürsüde bulmuştuk. Davete icabet edip şiir mi okuduk, konuştuk mu, şimdi hatırlamıyorum.

Şenyurt'a, baba evine gitmiştik. Kızıltepe'de Mehmet Çetin'e fistan almıştım. Diyarbakır yolunda Mehmet fistanı giymiş, arkamıza dağları alarak fotoğraflar çektirmiştik güle oynaya. Bizi Diyarbakır'a götüren arkadaş da şaşırmıştı bizim neşemize. Eh, şairler de gülüp eğleniyordu işte.

Yoldaş şairlerin gülüp eğlendiği o fistanlı fotoğrafları da kaybetmişim.

*

Ahmet Telli'nin cenaze töreni için Ankara'ya giderken başka buluşmalar da gözlerimin önünde canlanıyordu elbette. Mardin'den Diyarbakır'a uçağa yetişmeye çalışırken hatıralar resmigeçit yapıyordu.

Bu arada kardeşim, "Ahmet Telli mutlu bir hayat yaşadı mı?" diye sordu. Mutluluk, tarifi çok zor bir duygu. Ama Ahmet Telli şair olarak yaşamayı tercih etti. Kitaplar yazdı ve kitaplarının, pek çok şaire nasip olmayan bir ilgiye mazhar olduğunu gördü. Katıldığı şiir etkinliklerinde binlerce insana şiirler okudu. Onlarla zenginleşti, onlarla yoldaşlık etti. Öte yandan hayatta mutlu olmak, Ahmet Telli için kişisel bir durum değildi. Emekçiler, öğrenciler, halklar mutsuzsa onun mutlu olması mümkün değildi. Şiiri bunu gösterir. Şiiri bu nedenle yoldaştır Ahmet Telli'nin.

Mardin'in dağlarına bakıyordum. "hangi dağ efkarlıysa ordayız" demişti. Efkarını ve hüznünü isyana dönüştüren dağları yurt edinenlerin de Ahmet Telli'nin şiirleriyle büyüdüğünü düşündüm. Onların da yoldaşça yas tuttuğunu...

Dilim döndü mü bilmiyorum, tabutunun yanıbaşında buna benzer şeyler söylemeye çalıştım.

Hacettepe Üniversitesi’nde faşist güruhun içinden dimdik yürüyüşünü hatırlıyor, Ahmet Telli'yi anlatmaya çalışan her cümlenin eksik kalacağını biliyordum.

Dicle'nin sesi yoldaşın olsun Ahmet abi