ÖZEL HABER/Güneş OCAĞA-Mehmet Rumet SOYLU-Veli BALTACİ
CHP Kars Milletvekili ve avukat İnan Akgün Alp, TBMM’de yaptığı konuşmada, Suriye Diyanet İşleri Başkanlığı’nın camilere gönderdiği Cuma hutbesinde Enfal Suresi’ne atıf yapılarak Suriye’nin kuzeyine yönelik operasyonlar için yönetim askerlerine dua edilmesinin ve Kürtlere beddua edilmesinin telkin edildiğini iddia etti. Alp’in açıklamalarının ardından Gazetemiz Güneydoğu Ekspres’e konuşan Mezopotamya İslami Araştırmalar Federasyonu Eşbaşkanı Abdullah Sağır, söz konusu yaklaşımı sert sözlerle eleştirdi. Sağır, Yezid taraftarlarının Medine’ye yönelik saldırılarının neyse, bugün yapılanların da aynı zihniyetin ürünü olduğunu savundu. Kur’an-ı Kerim’de yer alan bir ayet-i kerimeye atıf yapan Sağır, “İnsanları kendi toprağından, kendi yurdundan çıkarmak, sürgüne zorlamak ve başka diyarlara göç ettirmek Allah katında en büyük günahlardandır” ifadelerini kullandı. Sağır, bunun, şirkten sonra da en büyük günahlardan biri olduğunu vurguladı.
“HUTBELERDE BİRLİK VE KARDEŞLİK MESAJI VERİLMELİ”
Hutbelerde insanların birliği ve bütünlüğünü üzerinde mesajlar verilmesi gerektiğini vurgulayan Mezopotamya İslami Araştırmalar Federasyonu Eşbaşkanı Abdullah Sağır, şunları ifade etti:
“Hutbelerde insanların birliğini, bütünlüğünü, insanların kardeşliğini pekiştirecek mesajlara, yer verilmesi gerektiği kanaatindeyiz. Ben, Suriye’de okunması istenen hutbeyi gördüm. Şimdi o mesaj hiç yerinde değil. Bir kere bu yönetim Kürtlerin yerlerini ele geçirmeyi bir futuhat gibi ele alıyor. Futuhat, yani bir yeri ele geçirme, bir yeri fethetme olarak görüyorlar ama bu durum aslında bir işgaldir. Kur'an-ı Kerim şöyle buyurmaktadır: ‘Birisi size saldırmadığı sürece siz de saldırmayın’ İslamiyet'in temel ilkesi budur. Şimdi Kürtler kime saldırmış? Şu an saldırgan değiller ve tarih boyunca da hiçbir zaman saldırgan olmamışlar.
“KÜRTLER CANLARI VE NAMSULARINI KORUMAK İÇİN MÜCADELE EDİYOR”
Genel olarak Kürtler, ana yurtlarını, yaşadıkları yerleri korumaya ve bunun içerisinde de kendi canlarını, mallarını, namuslarını, ırzlarını korumak için mücadele vermişlerdir. Dolayısıyla Futuhat olarak adlandırılan harekete biz işgal diyoruz. Biz saldırı diyoruz. Biz saldırıyı asla kabul etmiyoruz.
“BUNLAR YEZİD’İ TEMSİL EDİYOR”
Ayrıca bunların bu çatışma alanlarında gösterdikleri hal ve hareketlere baktığımızda da bunların Hazreti Peygamberi, İslamiyet'i temsil etmediklerini görebiliyoruz. Bunlar kimi temsil ediyor? İslam tarihinde Yezidi ve taraftarlarını temsil ediyorlar.
Çünkü Yezid ve taraftarları Medine'ye saldırdıkları zaman bunların şu anda Kürtlere karşı yürüttükleri savaş esnasında sergiledikleri hareketler neyse, Yezid de Medine halkına aynı şekilde yaklaşmıştı. Ve aynı şekilde bir şiddet göstermişti. Dolayısıyla bunlar kendilerini Müslüman olarak lanse etseler de bunlar Yezid'in taraftarlarıdırlar. Bir de eski cahiliye devrinden kalma insanlık düşmanı ve ırz düşmanı, can düşmanı ve barış düşmanı, sulh düşmanı yaratıklardır, insanlardır.
“ALLAH, EN BÜYÜK GÜNAHLARDAN BİRİ OLARAK GÖRÜYOR”
Hutbeden başta bir kere Enfal Suresi'yle başlıyor. Yani sanki güzel bir şey yapıyorlarmış gibi Allah'tan bir yardım beklemektedirler. Kendi cemaatinden beş vakit namazlarda dua okuyarak onların lehinde hareket etmelerini ve diğer insanların da aleyhinde, dua yapmalarını talep ediyorlar. Zalimlere dua, Mazlumlara da beddua anlamına geliyor. Ben bir din adamı olarak şunu diyorum; Hazreti Allah, bir kere bir insanı kendi mülkünden, malından, evinden, barkından çıkarmayı en büyük günah olarak kabul ediyor.
“İNSANLARI YURDUNDAN ETMEK EN BÜYÜK GÜNAHLARDAN BİRİ”
Hazreti Allah, Bakara Suresindeki bir Ayet-i Kerimede şöyle buyurur: ‘İnsanları kendi toprağından, kendi yurdundan çıkartmak Onları sürmek, onları başka diyarlara göç ettirmek Allah indinde en büyük günahtır. Şirkten sonra belki en büyük günahlardan biri de budur.’ Hazreti Allah, Hazreti Peygamber'e şöyle diyor: ‘Haram aylarında yapılan savaşları sana soruyorlar. De ki o aylarda savaşmak, o aylarda kavga çıkartmak, çatışmak büyük günah’ Ama bundan daha büyüğü ise insanları kendi evinden, barkından, yuvasından çıkarıp bu soğuk iklimde çoluk çocuk demeden herkesi kendi evlerinde sürüp başka diyarlara göç ettirmek. Yani Mekke halkı nasıl Hazreti Peygamberi ve arkadaşlarını sürmüşlerse bunlar da aynı düşüncededirler.
“BU KUTSAL AYLARDA BİZLER BARIŞI SAVUNUYORUZ”
Bu kutsal aylarda bizler barışı savunuyoruz. Bizler meselelerimizin diyalogla çözülmesinin taraftarıyız. Biz mecbur kalınmadıkça ve bize herhangi bir saldırı gelmedikçe, yapılmadıkça biz asla çatışmayı, kavgayı, savaşmayı uygun görmüyoruz. Dolayısıyla bizler, Müslümanlar olarak, bütün Müslümanların kardeş olduklarını, kardeşlere de birbirlerine eşit bir şekilde davranmalarını, herhangi bir yere, herhangi bir kimseye bir saldırı, bir hücum yapıldığında, mazlumların yanında yer almalarını bekliyoruz ve o şekilde beklemek bizim hakkımızdır. Bu, dini ve insani bir görevimizdir. Biz sadece Müslümanlardan bunu beklemiyoruz. Başta Kürt halkından ve dünya milletlerinden bunu bekliyoruz. Dünya milletleri ayağa kalkarak kendi kurumlarını, kendi hükümetlerini harekete geçirmeye ve bu savaşın yayılmasına engel olmaya çağırıyoruz.
“BUGÜN KÜRTLERE, YARIN SİZİN BAŞINIZA GELİR”
Bu zarar şu anda Kürtlere veriliyor. Yarın onların başına da gelebilecektir. Dolayısıyla hiç kimse bunu aklından çıkarmaması lazım. Biz yine kardeşliği savunuyoruz. Barışı savunuyoruz. Sadece Müslümanlar değil, bütün insanlar Hz. Adem'in çocuklarıdırlar ve bunlar müşerreftirler. Bunlar mükerremdirler.
Bazı kimseler kendilerini koruyamıyorsa Başkaları bunu koruyabilecek durumdaysa Hazreti Peygamber'in ifadesiyle diyor ki: ‘Siz herhangi bir nahoş hareketi gördüğünüzde bunu elinizle düzeltme imkanınız varsa bunu eliyle düzeltin, düzeltemiyorsanız, dilinizle düzeltme gayreti içerisinde olun. Bunu da yapamıyorsanız içinizden bu duruma nefret edin ki, bu da en zayıf iman noktasıdır.’ Dolayısıyla kimin elinde bunu ortadan kaldırmaya bu tecavüzleri bertaraf etmeye güç varsa düzeltmeye gayreti içerisinde olsunlar. Bunu yapamıyorlarsa en azından bu zalimlerin yanında yer almasınlar.
“ZALİMİN DİNİ SORULMAZ”
Hazreti Allah, Kur'an-ı Kerim'in birçok ayetlerinde, ‘Allah zalimleri, zulmedenleri sevmez. Bu zulüm ister cana olsun, ister mala olsun, ister ırza olsun, ister bir ölünün bedenine olsun, ister bir mezara olsun. Zulum zulmdür.’ Zalimin ister Müslüman olsun, ister Müslüman olmasın Hazreti Allah indinde onun zalim olduğu ve sevilmediğini ifade edebilirim. Dolayısıyla ağzı ne kadar güzel laf yapsa da zulmettiği zaman, zulmünden vazgeçmediği sürece o Allah indinde zalimdir, sevilmez. Biz de sevmiyoruz.
“ALLAHIN YARDIMI YANIMIZDA OLACAKTIR”
Rabbim inşallah mazlumları, tecavüzcülerin ve zalimlerin saldırılarından korur. Elimizden ne geliyorsa omzumuza ne düşüyorsa bunu yerine getirmeye çalışalım. Bunu yerine getirirsek inanıyoruz ki Allah'ın yardımı da yanımızda olacaktır.”