ÖZEL HABER/Güneş OCAĞA-Ceren AKYIL
Diyarbakır’ın Merkez Bağlar İlçesi’nde yıllardır gündemde olan yerinde dönüşüm projesinin hayata geçirilememesi, bölgede yaşayan binlerce vatandaşı ciddi risk altında bırakıyor. Özellikle 1990’lı yıllarda plansız şekilde inşa edilen ve ekonomik ömrünü tamamlayan binalar, 6 Şubat 2023 depremlerinde aldıkları hasarla birlikte daha da tehlikeli hale geldi.
“YERİNDE DÖNÜŞÜM ACİLEN HAYATA GEÇİRİLSİN”
Gazetemiz Güneydoğu Ekspres’e ulaşan 5 Nisan Mahallesi’nde bulunan 7 katlı Taşkınlar Apartmanı’nda yaşayan Ferhat Aydın ve Halime Şeker, binalarının her an yıkılabilecek durumda olduğunu, deprem sırasında hasar gören bitişik binanın da yıkılmasıyla kendi dairelerinde duvar ve balkonların zarar gördüğünü ifade etti. Yaşadıkları tehlikeyi ilgili kurumlara dilekçelerle bildirdiklerini aktaran bina sakinleri, “Deprem projesi tamamlandı” gerekçesiyle herhangi bir işlem yapılmadığını öne sürdü. Konuya dair görüşüne başvurduğumuz TMMOB İKK Sekreteri Mahsum Çiya Korkmaz ise, durumun giderek kötüleştiğine dikkat çekti. Korkmaz, her hafta en az iki ila üç binayla ilgili şikâyet geldiğini, ayda ise bir, iki binanın boşaltıldığını belirtirken, yerinde dönüşümün acilen hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı. Eski Bağlar’daki yapıların büyük risk taşıdığını ifade eden Korkmaz, olası bir deprem olmasa dahi binaların kendiliğinden yıkılabileceği uyarısında bulundu.
“BİNA SALLANIYOR, GİDECEK YERİMİZ YOK”
Gidecek yerlerinin olmadığını ifade eden Ferhat Aydın, “5 Nisan Mahallesi Taşkın Apartmanı’nda ikamet ediyoruz. Binamız ciddi şekilde sallanmakta ve yapısal olarak risk taşımaktadır. Daha önce kaymakamlığa dilekçe vermemize rağmen herhangi bir geri dönüş alamadık. Halen binada yaşamaya devam etmek zorunda kalıyoruz. Tavan ve duvarlarda oluşan çatlaklar nedeniyle can güvenliğimiz ciddi tehlike altındadır. Büyük bir korku içindeyiz ancak gidecek başka bir yerimiz olmadığı için bu koşullarda yaşamaya mecbur bırakılıyoruz” dedi.
“BALKONUM VE ODALARIMIN DUVARLARI YIKILDI”
Aynı binanın sakinlerinden Halime Şeker ise, “Binamız daha önce de sallanıyordu ve deprem sırasında hasar aldı. Bitişiğimizde bulunan binanın yıkılmasıyla birlikte mevcut durum daha da ağırlaştı. Artık küçük bir çocuğun yürümesi bile binanın sallanmasına neden olmaktadır. Yan binanın yıkımından sonra evimin tavanlarında çatlaklar oluştu; ayrıca iki odamın ve balkonumun duvarı yıkıldı. Odalardan birinin duvarı sonradan örüldü, ancak balkonum hâlâ duvarsız durumdadır. Her an yıkılma riskiyle karşı karşıyayız” diye belirtti.
“KURUMLARA BAŞVURDUK, ÇÖZÜM YOK”
Kurumlara başvurduklarına rağmen çözüm sağlanmadığını ifade eden Şeker, “Durumumuzu bildirmek amacıyla Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü ile AFAD’a başvurduk. Ancak her iki kurum da dosyamızın mevcut proje kapsamı dışında olduğunu belirterek herhangi bir işlem yapamayacaklarını ifade ettiler. Bu koşullar altında yaşamaya devam ediyoruz ve yetkililerden somut bir destek alamıyoruz” diye kaydetti.
“CAN GÜVENLİĞİMİZ CİDDİ TEHLİKEDE”
Can güvenliklerinin ciddi tehlike altında olduğunu dile getiren Şeker, “Apartmandaki bazı daireler boşaltılmış olsa da, kalan sakinler olarak gidecek yerimiz olmadığı için hasarlı binada yaşamaya devam etmek zorundayız. En üst katta yaşayan yaşlı bir komşumuz da bulunmaktadır; onun da gidebileceği bir yer yoktur. Can güvenliğimiz ciddi şekilde tehdit altındadır ve acil yardım talep ediyoruz” diye konuştu.
MAHSUM ÇİYA KORKMAZ: BAĞLAR’DA SÜREKLİ ŞİKAYETLER GELİYOR
TMMOB İKK Sekreteri Mahsum Çiya Korkmaz, “Bugün Bağlar’da neredeyse her hafta en az iki, üç bina ile ilgili şikayetler geliyor. Ayda ise bir, iki bina boşaltılıyor. Bu yapıların büyük bölümü aslında deprem öncesinde de hasarlıydı. Yani bir binanın bugün yıkılması bizim için sürpriz olmaz. Bu sorunlar 6 Şubat’tan önce de vardı; ancak insanlar durumu kanıksamıştı. Örneğin, evi titreyen bir vatandaş bunu normal karşılayabiliyordu. Fakat deprem sonrasında toplumda ciddi bir ölüm farkındalığı oluştu” dedi.
“YERİNDE DÖNÜŞÜM ARTIK ZORUNLU”
Yerinde dönüşümün artık zorunlu hale geldiğini vurgulayan Korkmaz, “Bu süreçte politika üretmek de kaçınılmaz bir gerekliliktir. Bağlar’da yerinde dönüşüm aciliyet arz ediyor. Elbette bu işin finansal boyutu son derece önemli; kaynak olmadan ilerleme sağlanamaz. Ancak net bir politika ortaya koymadan uluslararası kuruluşlardan fon bulmak da mümkün değildir. Şu anda hala politika belirleme aşamasındayız ve aslında en kritik nokta da burasıdır” şeklinde konuştu.
“TEMEL SORUN PLANSIZLIK VE NÜFUS YOĞUNLUĞU”
Bağlar’daki temel sorunlardan birinin plansızlık ve nüfus yoğunluğu olduğuna dikkat çeken Korkmaz, “İmar planlarının en önemli unsurlarından biri nüfustur. Nüfus yoğunluğu arttıkça, buna uygun bir planlama yapılması gerekir. Ancak Bağlar’da mevcut alan ile nüfus arasında ciddi bir dengesizlik vardır. Örneğin, bir parseldeki nüfusa göre okul, derslik ya da park alanı planlanması gerekirken; hem nüfus fazladır hem de alan yetersizdir” diye kaydetti.
“ESKİ BAĞLAR’IN GELECEĞİNE İLİŞKİN İKİNCİ ÇALIŞTAYI YAPTIK”
Bağlar Belediyesi ile birlikte ‘Eski Bağlar’ın Geleceği’ başlıklı ikinci çalıştayı da gerçekleştirdiklerini ifade eden Korkmaz, “Bu çalıştayda, yerinde dönüşüme dair genel bir çerçeve çizdik; özellikle sürecin sosyolojik boyutunu ele aldık. Daha önce yapılmış yerinde dönüşüm uygulamalarındaki olumsuz örnekleri inceleyerek, bu hatalardan yola çıkıp nasıl bir yaklaşım benimsenmesi gerektiğini tartıştık” dedi. Çalıştayın iki oturumdan oluştuğunu dile getiren Korkmaz, “İlk oturumda, İstanbul’dan gelen ve yerinde dönüşüm üzerine çalışmalar yürüten akademisyenler deneyimlerini paylaştı. İkinci oturumda ise İzmir Büyükşehir Belediyesi Deprem Daire Başkanı, bir kentin risk haritasının nasıl çıkarılması gerektiğine dair kapsamlı bir sunum yaptı. Bu yönüyle çalıştayımız, farklı şehirlerin deneyimlerinin aktarıldığı bir hazırlık süreci niteliği taşıdı.
“HER KENT VE MAHALLE İÇİN ÖZGÜN BİR POLİTİKA UYGULANMALI”
Yerinde dönüşümün her kent ve mahalle için özgün bir politika gerektirdiğini vurgulayan Korkmaz, “Farklı şehirlerdeki modellerin birebiri uygulanamaz. Süreç yalnızca yıkıp yeniden yapmakla olmaz; imar planı, sosyal doku, altyapı ve kamusal hizmetlerin bütüncül şekilde planlanması gerekir. Uygulamaya geçmeden önce de kapsamlı bir politika oluşturulması ve öncelikli bölgelerin risk analizine göre belirlenmesi gerekir. Sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi için Büyükşehir Belediyesi, Dicle Üniversitesi, TMMOB ve ilgili bakanlıkların iş birliği içinde çalışması zorunludur” dedi.
“TOPLUM ARTIK DAHA TALEPKARDIR”
TMMOB İKK Sekreteri Mahsum Çiya Korkmaz, son olarak şunları söyledi:
“Sonuç olarak, bu mesele birkaç çalıştayla çözülebilecek kadar basit değildir. Toplum da artık eski toplum değildir. Daha bilinçli, talepkar ve sürece dahil olmak isteyen bir yapıya dönüşmüştür. Bu nedenle artık topluma sadece bir şeyler anlatan değil, toplumdan gelen fikirleri dikkate alan bir yaklaşım benimsemek zorundayız.
“DEPREM, YERİNDE DÖNÜŞÜMÜ DAHA ÇOK GÜNDEMLEŞTİRDİ”
6 Şubat depremi olmasaydı, belki de bu konu bu kadar güçlü bir gündem oluşturmayacaktı. Ancak deprem, toplumda ciddi bir talep ve farkındalık yarattı. On binlerce insan şehrin farklı bölgelerine göç etmek zorunda kaldı. Eğer gerekli adımlar gecikirse, benzer şekilde daha fazla insanın yer değiştirmesi kaçınılmaz olacak. Üstelik bunun için yeni bir depremin olması da gerekmiyor.”