Diyarbakır Haberleri

Diyarbakır’ın “metrekaresi” için ilk kez söylendi

Dicle Üniversitesi Genel Sekreteri ve Sezai Karakoç Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Doçent Doktor Mustafa Uğurlu Arslan, “Metrekareye düşen alim ve şair sayısı bakımından dünyada eşi olmayan bir şehirden söz ediyoruz. Diyarbakır'ın entelektüel tarihi kaleme alınmalı” dedi.

Abone Ol

ÖZEL HABER - Mehmet TÜRK-Veli BALTACİ

Akademik çalışmalarını daha çok Diyarbakır'ın fikir ve sanat adamlarıyla ilgili konuları üzerinde yapan Doç. Dr. Mustafa Uğurlu Arslan, yaklaşık 15 yıldan beri Diyarbakır kültür, sanat ve edebiyat insanları ile ilgili çalışmalar yapıyor.

Yaptığı çalışmaları da şiir tadında anlatan ve kendisi de aslen Diyarbakırlı olan Doç. Dr. Arslan, “Tabii şehirler mekanların yazdığı tarihlerdir. Yani biz her şehri bir tarih kitabı gibi, bir coğrafya kitabı gibi okuyup yorumlayabiliriz. Biz sadece Diyarbekir'e baktığımızda yani ismindeki değişimler bile tetkik edilse incelense aslında bu şehrin kendi üstünlük gramerini nasıl oluşturduğu çok açık ve net bir şekilde ortaya çıkar” dedi.

“MEDENİYETİ HAFIZASI TAŞLARA NAKŞEDİLMİŞ”

Diyarbakır’da yaşayan medeniyetlere ait hafızanın taşlara nakşedildiğini ifade eden Arslan, “Şimdi Ulu Cami, Keçiburcu, Mesudiye Medresesi, Mervani Medresesi, bizim Nebi Cami gibi mekanlara bakıldığında aslında buraların sadece bir yapı değil, taşlara kazınmış medeniyetlerin derin hafızalarının nakşedildiği çok açık ve net bir şekilde görülür. Sadece fiziki açıdan Diyarbekir’e bakıldığında böyle bir tablo karşımıza çıkarken acaba bu mekanların, bu şehrin yetiştirdiği ne kadar çok ilim, kültür ve sanat adamı var diye ben hep merak ettim. Ve bu konularla ilgili araştırmalar yapmaya başladım. İnşallah yakın zaman içerisinde yani bir ay gibi kısa bir süre içerisinde Diyarbakır'da edebi muhitler isimli çok kıymetli bir eseri neşredeceğim” diye konuştu.

“DİYARBEKİR’DE 1 MİLYON 40 BİN CİLTLİK KÜTÜPHANE”

Diyarbakır’ın kültür, sanat ve edebiyatının bin yıl öncesinden başladığını savunan Doç. Dr. Arslan, şöyle konuştu:

“Şimdi Diyarbekir’in kültür, sanat ve edebiyatına bakıldığında bir defa çok gerilere doğru gitmemiz icap eder. Yani yakın zaman değil. 11. yüzyıla gidildiğinde Ahmet El Bardaxi diye bir isimli Diyarbekir’de Bardak köyünü bilenler bilirler. İşte orada yetişmiş olan Ahmet El Bardaxi Türk edebiyatındaki ilk belâgat kitabını yazmıştır. Çok daha önce gidersek. Yani Diyarbakır gerçekten bir kültür hazinesinin var olduğu bir yer. Biz vaktiyle Diyarbekir’de 1 milyon 40 bin ciltlik bir kütüphanenin varlığından bahsedildiğini biliyoruz. Ebubekir Tihrani’in kitabı Diyarbekir adlı eserinde bu şehirde inanılmaz bir kültür birikiminin, kültür hazinesinin var olduğunu bize anlatıyor.”

“PAŞANIN EVİNDE 7 BİN KİTAPTAN OLUŞAN KÜTÜPHANE”

Diyarbakır’ın her dönem kültür-sanatla uğraşan kişi ve devlet adamlarının olduğuna dikkat çeken Arslan, “İncelediğimiz metinlerde Diyarbekir’in özellikle Kitapçılar Çarşısı'nın olduğunu görüyoruz. Şahısların evlerinde ise mesela Müftü Derviş Efendi'nin evinde yaklaşık 6-7 bin ciltlik bir kütüphanenin var olduğunu, meşhur Diyarbekirli şair Süleyman Nazif'in babası Sait Paşa'nın evinde yine 7 bin civarında kitabın bulunduğu, 7 ciltlik bir kitabın bulunduğu kütüphanenin var olduğunu biliyoruz. Ali Emir Efendi'nin büyük amcası Şaban Kâmi Efendi hem Alimdir, hem şairdir, hem önemli bir mütefekkirdir. Onun kütüphanesinde de hakeza 6-7 bin ciltlik kitabın var olduğunu biliyoruz” şeklinde konuştu.

“METREKARESİNE EN FAZLA ALİM VE ŞAİR DÜŞEN ŞEHİR”

Şehrin incelendiğinde kültür-sanat kenti olmakla birlikte Diyarbakır’ın bir entelektüel isimlerin yetiştiği bir şehir olduğunun altını çizen Doç. Dr. Arslan şunları söyledi:

“Şahıslardan şehrin tamamına kadar tetkik edildiğinde bu şehrin bir kültür ve sanat şehri olduğu gibi aynı zamanda çok önemli münevverlerin, entelektüel isimlerin yetiştiğini görüyoruz. Bence yakın süre içerisinde Diyarbakır'ın entelektüel tarihi kaleme alınmalı. Bu hala alınmamış. Dünyada ben tekrar ifade edeyim; Metrekaresine en fazla alim ve şair düşen şehir Diyarbekir’dir. Biz bunu çok açık ve net bir şekilde ifade edebiliriz. Peki bunu neye göre ifade ediyoruz? Öncelikle Ali Emiri Efendi'nin Tezkire-i Şuara-i Amid ve Esami-i Şuara-i Amid isimli iki eseriyle henüz daha 17 yaşlarında iken bir Diyarbekir kültür tarihi kaleme alan ve Mir'at-ül Fevaid fi Meşahiri Şehri Amid isimli o muhteşem eserine bakıldığında biz bu şehrin yetiştirdiği değerleri çok net bir şekilde görebiliyoruz. Daha sonrasında ise Abdulgani Fahri bulduk. Tezkire-i Fahri diye bir eserini ben neşrettim. O esere bakıldığında yine Diyarbekir’in yetiştirdiği şair, alim ve mütefekkirlere yer verilmiş. Cumhuriyet sonrasında ise rahmetli Şevket Beysanoğlu, Diyarbekirli Fikir ve Sanat Adamları isimli üç ciltlik hatta sonra 4. ciltte neşredildi. Çok kıymetli bir eser neşretti.”

“BİNDEN FAZLA ŞAİR, YAZAR VE ALİM”

Diyarbakır’da binden fazla şair, yazar ve alimden bahsedildiğini aktaran Arslan, “Binden fazla Şair, yazar, alimden bahsediliyor. Sonrasında İhsan Işık hocamız Diyarbekirli ilim adamları, şairler ve yazarlar isimli bir eser kaleme aldı. Orada da yine Diyarbekirli fikir ve sanat adamlarına ciddi anlamda yer verilmiş. Şefik Korkusuz hoca Diyarbekirli şairler isimli eserinde belki ismini duymadığımız pek çok kişiye yer verdi.

50 DİVANI OLAN ŞAİR

Bizim neşrettiğimiz Diyarbekirli divan sahibi şairler yani sadece şiiri değil divanları olan şairleri ele aldığımız kitapta 50 tane divan sahibi yani divanı olan şairden bahsediyoruz. Cumhuriyet sonrasına bakıldığında Türk edebiyatına yön veren Sezai Karakoç gibi, Cahit Sıtkı Tarancı gibi, Ahmet Arif gibi ve Ziya Gökalp gibi gerçekten çok önemli isimler yetişmiş.

GENETİK KÖKENE DÖNÜŞ

Dolayısıyla bu şehir sadece mimarisiyle değil, aynı zamanda yetiştirdiği fikir ve sanat adamları açısından Bakıldığında gerçekten bir medeniyet şehridir. O yüzden bizim bu şehirde mutlaka ama mutlaka yeniden bu genetik kökenlerine bir dönüş yapılmasını, yeniden bu şehirden önemli fikir ve sanat adamlarının yetişmesi için bir gayret içerisine girmemiz icap eder.”

“SÜLEYMAN NAZİF’İN BABASI 9 CİLTLİK DÜNYA TARİHİNİ YAZDI”

Diyarbakırlı Süleyman Nazif’in babasının da 9 ciltlik dünya tarihini yazdığını ifade eden Arslan, “Bakınız Süleyman Nazif'in eserleri tetkik edildiğinde onun babası çok önemli bir şair, Sait Paşa'nın eserlerine bakıldığında yaklaşık 9 ciltlik bir dünya tarihini Miratül İber isimli bir dünya tarihi kaleme aldığını biliyoruz. Henüz bu eser bilim dünyasına bile kazandırılamadı. Birkaç cildini biz yüksek lisans tezi olarak çalıştırdık. Bazı hocalarımız, tarihçi hocalarımız da çalıştırdılar. İnşallah yakın zamanda bir proje ile o 9 ciltlik bir dünya tarihini de bilim dünyasına kazandırmak için çaba sarf edeceğiz” şeklinde konuştu.

DİYARBAKIR’IN KADIN YAZARLARI

Erkeklerle birlikte kadınların da kentin kültür ve sanat hayatına katkı sunduğunu belirten Arslan, “Yine bu şehrin yetiştirdiği hanım şairler var. Mesela şair Sırrı Hanım. İce İffet Hanım. Bunlar, sonrasında, Cumhuriyet sonrasında Esma Ocak Hanımefendi gibi önemli hanım şairler yetişmiş. Cumhuriyetten önce Fatma Bacı, Ali Emre Efendi'nin Tezkire-i Şuara'da bahsettiği Zemzem Hanım gibi isimler gerçekten bu şehrin ya da bu bölgenin yetiştirmiş olduğu önemli hanım şairlerdir. Yani akraba şairler ayrı, hanım şairler ayrı, devlet adamı olan vali şairler ayrı” ifadelerini kullandı.

DİYARBAKIR’IN ŞEHİT VE GAYRİMÜSLİM ŞAİRLERİ

Zamanında Diyarbakır’da her dinden, her sınıftan şair ve yazar çıktığını kaydeden Arslan, “Savaşlara katılıp şehit olmuş şehit şairler ayrı, gayrimüslim divan şairleri yani Diyarbekir’de olup da gayrimüslim olan divan şairlerini ayrı, hattat divan şairlerini ayrı bir kategoride, efendim esnaf divan şairlerini de apayrı bir kategoride değerlendirebiliriz. Yani sadece bunları kategorilere ayırdığımızda bile bu şehrin en alt tabakasından en üst tabakasına kadar her tabakada, her meslekten ve meşrepten insanın, insandan ilim adamı, şair, entelektüel ve aydın yetiştirdiğini görüyoruz. İnşallah bu isimler süreç içerisinde yavaş yavaş gün yüzüne çıkarılacak” dedi.

“EDEBİYAT SOKAKTA, KONAKLARDA VE DÜKKANLARDA”

Diyarbakır’da bin yıldan beri şair, sanat ve entelektüel birikimi olan kişilerin sokak ve konaklarda edebiyat sohbetleri yaptığına dikkat çeken Arslan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mesela Diyarbekir’de bin yıllardan beri şair, şiir, sanat ve entelektüel etkinlikler Diyarbakır sokaklarında, evlerde, sokaklarda devlet kademelerinde de olmuş, bugüne kadar devam ediyor. Bugün de biz edebiyat ve sanat sohbetlerini yapıyoruz. Doğrudan doğruya metinlerde tespit ettiğim mesela Sait Paşa'nın konağında çok ciddi edebiyat erkanları yani devlet adamları bir araya gelmişler. Şiir, sanat ve edebiyatın diğer konuları üzerine belagat üzerine önemli edebiyat hasbihaller yapılmış.

CİLTÇİNİN DÜKKANINDA SOHBET

Çakeri isimli bir şairimiz var, mücellittir. Yani kitap ciltçiliği yapar. Onun dükkanı edebiyat ve sanat hasbihallerinin yapıldığı bir mekandır. Ulu Cami'nin hemen yanında Cami-i Kebir Mahallesi var. İnce bir ara sokak. İşte orada onun dükkanının var olduğundan bahseder Ali Emir Efendi.

SOHBETE KATILMAK İÇİN RANDEVU SİSTEMİ

Yine demirciler çarşısında Hadidi diye bir zat var. Hadid zaten demir demek. Onun şiirlerinde de mahlas olarak Hadidi diye kullanılmış. Der ki Ali Emiri Efendi; Hadidi'nin edebiyat sohbetlerine katılabilmek için önceden gidip isminizi bir kağıda yazdırmanız lazım. Yani randevu almanız lazım. Bir randevu sistemi oluşturulmuş adeta.

DİCLE NEHRİ VE KIRKLAR DAĞI’NDA HASBİHAL

Dolayısıyla şehrin büyük eşrafının evlerinde, şairlerin konaklarında, efendim devlet adamlarının konaklarında, Kırklar Dağı'nın çevresinde, özellikle Dicle Nehri'nin kenarında ve efendim şehrin bazı esnaflarının dükkanlarında biz edebiyat ve sanat hasbihallerinin yapıldığını biliyoruz.

ŞİİRİN BAŞKENTİ; DİYARBAKIR

Dolayısıyla şehrin bir kesimi tarafından değil, şehrin tamamına sanat sanat ve edebiyat yayıldığı için ben bu şehrin sanat ve edebiyat açısından bir kültür şehri ve kültür başkenti olduğunu düşünüyorum. Bunu aslında ben söylemiyorum. Diyarbekirli Ali Emiri Efendi der ki bir şiirinde: ‘Sultan-ı Nazmım Şehri Amid tahtgahımdır.’ Yani ben şiirin sultanıyım. Tahtımın olduğu yer taht varsa başkent demektir. Şiirin başkenti ise Diyarbakır'dır der.”