ÖZEL HABER Veli BALTACİ
Doğu ve Güneydoğu Anadolu genelinde kadın istihdamını artırmaya yönelik mikro-ekonomik hamleler, Diyarbakır’da somut bir başarı hikayesine dönüşüyor. Çoğunluğunu kadınların oluşturduğu usta eller, kentin çeyiz sandıklarından tarihi cami motiflerine, Ergani’nin yeşil kalsedon taşından antik hasır bileziklere kadar geniş bir yelpazede kültürel mirası modernize ederek küresel pazara hazırlıyor.
Bölgedeki kültürel üretimin ve kadın istihdamının önemine vurgu yapan Enstitü Müdürü Ufuk Yakut, yürütülen faaliyetlerin sosyo-ekonomik boyutunu şöyle değerlendirdi:
“KÜLTÜREL MİRASIMIZI GELECEK NESİLLERE AKTARMAK İSTİYORUZ”
"Enstitümüzde görev yapan 57 usta öğreticimizin 50’si kadınlardan oluşuyor. Temel misyonumuz, kültürel mirasımızı sadece arşivlemek değil; onu üretime dahil ederek gelecek nesillere aktarmak.
Diyarbakır hasırı, kişniş gerdanlıklar ve özellikle Ergani bölgesinden çıkarılan kalsedon taşını modern tasarımlarla harmanlıyoruz. Türkiye genelindeki 30 enstitü arasında sadece bizim bünyemizde aktif olarak çalışan taş işleme atölyesi var, bu anlamda sektörel bir tekel konumundadır”
10 YILDIR DOKUMA TEZGAHININ BAŞINDA
Bölgede kadınların iş gücüne katılımı, hane halkı refahı ve toplumsal cinsiyet eşitliği açısından kritik bir eşik olarak kabul ediliyor. Yaklaşık 10 yıldır dokuma tezgahının başında olan bir çocuk annesi Birsen Filiz (36), "Mesleğe Halk Eğitim bünyesinde adım attım ve 10 yıldır keten ile ipek dokuma yapıyorum.
Geleneksel kumaşları modernize edip kıyafete dönüştürüyoruz. Bu süreç benim hayatımda hem maddi hem manevi bir dönüm noktası oldu. Bir kadının kendi parasını kazanması, üretimde yer alması ona her şeyden önce özgürlük ve psikolojik güç veriyor. Evde oturmak yerine üretmek, bir anne olarak
çocuğumun geleceğine doğrudan katkı sunmamı sağlıyor.
TAŞ OYMA SEMBOLLERİNİ MODERN KIYAFETLERE İŞLİYORUZ
Geleneksel nakış tekniklerini günümüze uyarlayan 47 yaşındaki usta öğretici Özgür Uylar, zanaatın kadın eliyle kurumsallaştığını belirterek, "Çocuklukta hobi olarak başladığım el nakışını, aldığım profesyonel eğitimler ve ustalık belgeleriyle mesleğe dönüştürdüm.
Diyarbakır’ın tarihi evlerindeki taş oyma sembolleri, antik desenleri alıp modern kıyafetlere işliyoruz. Kadın, ailenin ve toplumun temel taşıdır. Kadın ne kadar güçlü ve ekonomik olarak bağımsızsa, aile yapısı da o kadar sarsılmaz olur” diye konuştu.
ÖĞRENCİLİKTEN GİRİŞİMCİLİĞE
Enstitünün en stratejik birimlerinden biri olan taş işleme atölyesinde çalışan 22 yaşındaki Tuba Salur, bölgedeki genç kadın istihdamının yeni yüzünü temsil ediyor. Kuruma ilk olarak kursiyer olarak giren ve ardından usta kadrosuna dahil olan Salur, süreci şu şekilde özetliyor:
"Burada ham taşları kesip parlatarak, kabaşon teknikleriyle takıya dönüştürüyoruz. Diyarbakır’ın tarihi camilerini, medreselerini bu taşların üzerine nakşediyoruz.
Bu iş sadece bir geçim kaynağı değil, aynı zamanda hayal gücümüzü sınırların ötesine taşıyan bir sanat. Kadınların bu üretim süreçlerinde yer alması, hem sosyalleşmelerini sağlıyor hem de kendi ayakları üzerinde durmalarına zemin hazırlıyor."
Diyarbakır’da başarıyla uygulanan bu model, geleneksel üretimin yerel kalkınma ve kadın iş gücüyle birleştiğinde nasıl sürdürülebilir bir ekonomik ekosistem yaratabileceğini kanıtlıyor.