Elbette herkesin vereceği klasik bir yanıt vardır. Gazeteci; haber araştıran, doğrulayan, toplayan ve kamuoyuna aktaran kişidir. Kimileri buna, toplum adına kurum ve güç sahiplerini denetleyen kişi tanımını da ekler.
Bunların hepsi doğrudur. Ama eksiktir. Çünkü gazeteciliği sadece birkaç cümlelik tanımlara sığdırmaya çalışırsanız, bu mesleğin ruhunu anlatamazsınız.
Gazetecilik, bir basın kartından ibaret değildir. Bir unvan da değildir. Gazetecilik, yıllar boyunca verilen mücadelenin, çekilen zorlukların ve ödenen bedellerin toplamıdır.
Bugün ise bu sorunun başka bir boyutu daha var.
Sosyal medyanın hayatımızın merkezine yerleşmesiyle birlikte herkes bir anlamda kendisini gazeteci olarak görmeye başladı. Bir olay yaşandığında insanlar haber diliyle paylaşımlar yapıyor, yorumlarda bulunuyor, görüntüler yayımlıyor ve gündem oluşturmaya çalışıyor. Bunun elbette hem iyi hem de kötü tarafları var. Bir yandan bilgiye ulaşmak ve gelişmeleri takip etmek hiç olmadığı kadar kolaylaştı. Öte yandan doğruluğu teyit edilmemiş bilgiler, yanlış haberler ve manipülatif içerikler de aynı hızla yayılabiliyor.
Ama en tehlikeli olan ise emek hırsızlığıdır. Sahada saatlerce çalışan, bilgi toplayan, kaynak doğrulayan ve haber peşinde koşan gazetecilerin içerikleri, çoğu zaman hiçbir emek verilmeden kopyalanıp farklı hesaplarda paylaşılıyor. Üstelik bazıları bunun üzerinden binlerce takipçi kazanıyor, hatta gelir elde ediyor.
Oysa haberin görünen kısmının arkasında çoğu zaman görünmeyen büyük bir emek vardır.
Peki benim için gazetecilik nedir? Ben bu soruya teorik bir tanım yaparak cevap veremem.
Eğer günün sonunda ayak tabanlarım ağrıyorsa, yazın kavurucu sıcağında haber peşinde koşup ter içinde kalıyorsam; kışın dondurucu soğuğunda, elimde not defterim ya da artık çoğu zaman telefonumla bir açıklamayı bekliyorsam…
Haberi kaçırmamak için öğle yemeğini ayakta, ekmek arasına sıkıştırılmış birkaç lokmayla geçiştiriyorsam…
Sonra masa başına geçip o haberi en doğru, en anlaşılır ve en etkili şekilde yazabilmek için saatlerce uğraşıyorsam…
Ve tüm yorgunluğun ardından dönüp baktığımda, “Evet, bu haber içime sindi.” diyebiliyorsam…
İşte gazetecilik benim için budur.
Gazetecilik bazen yorgunluktur. Bazen fedakarlıktır. Bazen de vazgeçmemeyi öğrenmektir.
Bu nedenle bana göre gazetecilik, bir meslekten çok daha fazlasıdır. İnsanın karakterine işleyen, zamanla hayatının ayrılmaz bir parçası haline gelen bir yaşam biçimidir.
Çünkü gazetecilik, yalnızca haber yazmak değil; gerçeğin peşinden gitmek, toplumun sesi olmak ve her koşulda doğru bilgiyi insanlara ulaştırabilmek için bitmeyen bir mücadeledir.