Şimdiki, fiskayanın altından halk arasında “fakülte köprüsü” adıyla anılan köprü ile karşılıklı iki yakayı bağlayan yolun yapımı 1980’li yıllara dayanır. Yani kırk küsur yılı devirmiştir o köprü ve yolunun geçmişi.
Hafta sonu fiskayanın başındaki o 150 yıllık eski sanayi-i nefise mektebi şimdilerde gastroinavasyon merkezi olarak işlevlendirilen mekânın konuğuyduk. Bir akşam yemeği buluşmasıydı mevzu. Yemek programı başlamadan evvel elimde çay bardağı ile çıktım mekanın arka bahçesi bir nevi Hevsele karşı seyir terasına ve tefekküre daldım.
Hemen aşağıda yol karşı yakaya uzanıp gidiyordu. Araçlar karşılıklı olarak akış halindeydi. Erken ışıklar henüz akşamın karanlığı çökmeden yanmaya başlamıştı. Demli kaçak taze çaydan buğusu üzerindeyken bir yudum aldım ve yola bakarken hafızam beni o seksenli 12 eylüllü yılların başına taşıdı.
Kenan Evren yanındaki üç paşasıyla darbe yapmış seçilmiş yönetime el koymuştu. Darbe yönetiminin paşası bir yandan muhalifleri meydanlarda toplatıp hapsederken, bir yandan da hızlı kararlarla bir sağdan bir de soldan diyerek peş peşe idam ve infazları gerçekleştiriyordu.
Şehre de gelmişti paşa, halka seslenmişti. Yöneticiler demişti ki paşa’ya; “şehrin en kapsamlı üniversite araştırma hastanesi nehrin öte yakasında. Sadece şehrin değil, bölgenin de tek araştırma hastahanesi. İnsanlar oraya hastalarını taşırken çok yol kat etmek zorunda kalıyor. Bu sebeple hemen fiskayanın başından karşı yakaya hastanenin hemen yanı başına boğaz köprüsü gibi bir asma köprü projesi yapıldı. Sizin imzanıza kaldı. Bu müjdeyi halka verin.”
Paşa kürsüden “halkım ülkenin birçok yerinde yol, aş, iş beklerken böyle bir projeye evet deyip halkın parasını buna harcatmam” diyerek kestirip atmıştı. Yöneticiler de şimdiki eğimli, bükümlü sık sık da gün içinde yoğun araç trafiğiyle tıkanan yolla yetinmek zorunda kalmışlardı.
O gün bu gündür o yolu kullanan şehir halkının diline pelesenktir asma köprü ve yoluna engel olan Kenan Evren’e bedduası: “Gorında tik otura”. Malum Müslüman bir ölü defnedilirken sırtüstü boylu boyunca yatırılır ve yüzü islamınkâbesine dönük olur. Mezarında dik oturtmak Paşa gibi her konuşmasında inançlı bir hoca çocuğu olmakla övünene en ağır sözdü.
İşte o kısacık yola bakma durağı seyir mekanında elimde çay bardağı ile bunları düşündüm…
Not: Süryani ruhani azizleri kutsal inanç mekânlarında koltuklarında oturarak defnedilir. Bu tebanın ruhaniye saygısındandır. Ve yukarıdaki örnek olaydan azadedir.