Pek çok insan çölyakı sadece ‘gluten hassasiyeti’ olarak biliyor. Oysa mesele bundan çok daha derin.
Çölyak hastalığı; buğday, arpa ve çavdar gibi tahıllarda bulunan gluten adlı proteine karşı bağışıklık sisteminin verdiği anormal tepki sonucu ortaya çıkan otoimmün bir hastalıktır. Gluten tüketildiğinde ince bağırsakta bulunan ve besin emilimini sağlayan villuslar zarar görür. Bu durum zamanla vücudun ihtiyaç duyduğu vitamin, mineral ve besinleri emememesine yol açar.
Hastalığın temelinde genetik yatkınlık bulunuyor. Ancak yalnızca genetik faktörler değil, çevresel etkenler, beslenme alışkanlıkları, bağırsak florası ve bağışıklık sistemi de hastalığın ortaya çıkışında etkili oluyor. Uzmanlara göre çölyak her yaşta görülebiliyor. Çocuklukta başlayabildiği gibi yetişkinlikte de ortaya çıkabiliyor.
Çölyak hastalığının en büyük sorunlarından biri, belirtilerinin başka hastalıklarla karıştırılmasıdır. Bazı hastalarda şiddetli ishal, karın ağrısı, şişkinlik ve kilo kaybı görülürken; bazı kişilerde yalnızca halsizlik, kansızlık, kemik ağrıları ya da cilt sorunları ortaya çıkabiliyor. Çocuklarda büyüme geriliği, iştahsızlık ve gelişim sorunları önemli belirtiler arasında yer alırken; yetişkinlerde kronik yorgunluk, depresyon, ağız yaraları ve vitamin eksiklikleri daha sık görülüyor. Hatta bazı kişiler yıllarca hiçbir belirti göstermeden yaşayabiliyor.
Bu nedenle çölyak çoğu zaman geç teşhis edilen bir hastalık oluyor.
Araştırmalar, çölyak hastalığının dünya genelinde yaklaşık her 100 kişiden 1’inde görüldüğünü ortaya koyuyor. Ancak tanı almamış hasta sayısının çok daha fazla olduğu düşünülüyor. Türkiye’de ise görülme sıklığının yüzde 1 ile binde 3 arasında değiştiği belirtiliyor. Sağlık Bakanlığı verilerine göre ülkede yaklaşık 250 bin ila 750 bin arasında çölyak hastası olduğu tahmin ediliyor. Ancak bunların yalnızca yaklaşık yüzde 10’una tanı konulabildiği ifade ediliyor.
Bu da Türkiye’de yüz binlerce insanın çölyak hastası olduğunu bilmeden yaşamını sürdürdüğü anlamına geliyor.
Çölyak hastalığının bugün için kesin bir ilacı bulunmuyor. Tek tedavi yöntemi ise ömür boyu glutensizbeslenmek.Yaniçölyak hastaları yalnızca ekmekten değil, makarnadan, pastadan, birçok hazır gıdadan hatta bazı soslardan ve ilaçlardan bile uzak durmak zorunda kalıyor. Çünkü çok küçük miktarda gluten bile bağırsaklarda yeniden hasara neden olabiliyor. Bu durum hastaların hayatını ciddi şekilde değiştiriyor.
Çölyak yalnızca mutfakta yaşanan bir sorun değil. Dışarıda yemek yemek, seyahat etmek, okul kantinleri, öğrenci yurtları, iş yemekleri ve davetler çölyak hastaları için çoğu zaman stres kaynağına dönüşüyor.
Birçok hasta gittiği restoranlarda ‘Bu yemekte gluten var mı?’ sorusunu sormaktan yoruluyor. Çapraz bulaş riski nedeniyle glutensiz görünen yemekler bile güvenli olmayabiliyor.
Özellikle çocuklar okul ortamında ciddi sosyal zorluklar yaşayabiliyor. Doğum günü pastasını yiyemeyen, arkadaşlarıyla aynı yiyecekleri paylaşamayan çocuklar zaman zaman dışlanmış hissedebiliyor. Ekonomik boyut ise başka bir problem. Glutensiz ürünlerin fiyatları standart ürünlere göre çok daha pahalı. Bir paket glutensiz un ya da ekmek birçok aile için ciddi maliyet anlamına geliyor. Sosyal medyada ve hasta topluluklarında en çok dile getirilen sorunların başında da ürün fiyatları geliyor.
Türkiye’de bazı belediyeler ve sosyal destek kurumları çölyak hastalarına gıda desteği sağlasa da hastalar daha kapsamlı destekler talep ediyor.
Uzmanlar, çölyak konusunda toplumsal farkındalığın hâlâ yeterli seviyede olmadığını söylüyor. Oysa erken tanı; kansızlık, kemik erimesi, büyüme geriliği ve bazı ciddi bağırsak hastalıklarının önüne geçebiliyor. Bugün milyonlarca insan, yalnızca ne yiyebileceğini değil, toplumun kendisini anlayıp anlamayacağını da düşünerek yaşıyor.
Çölyak, yaşam boyu süren bir zorunluluk. Bu nedenle çölyaklı bireylerin ihtiyacı olan şey yalnızca glutensiz ürünler değil, aynı zamanda anlayış, erişilebilirlik ve toplumsal duyarlılık.